Kader Anı...

Türkiye siyasetinin değişmezlerinden biri daha gerçekleşti ve partisinin üzerine basarak gözünü cumhurbaşkanlığına diken tüm muhteris liderlerin başına gelen, Erdoğan’ın da başına geldi. Başkanlık sistemini bunun için istiyordu Erdoğan ama henüz partisinin başındayken, kendisi dışında güçlü bir başkan yaratmayı göze alamadığı için yapamadı.

7 Haziran’da Erdoğan’ın ve kendisi gibi tüm muhteris liderlerin Başkanlık rüyası, Türkiye için ise diktatörlük kâbusu bitmiş oldu. Şakası yok, karanlık bir Ortadoğu diktatörlüğünün eşiğinden döndük. Bu tehlikenin savuşturulmasında kuşkusuz en özel ve önemli pay HDP’nin olmakla birlikte CHP ve MHP’nin de payı büyük. Bu 3 parti son birkaç aydır olağanüstü bir performans sergileyerek Türkiye’yi gerçek bir felaketin eşiğinden çevirdiler.

Erdoğan ve AKP’nin ağır yaralı çıktığı 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarına sevinelim sevinmesine fakat şimdi muhalefet açısından günlerin, saatlerin, dakikaların önem kazandığı yepyeni bir süreç başladı. Diktatörlük tehlikesinin “şimdilik” savuşturulmuş olmasıyla mesele kapanmıyor. Muhalefet Erdoğan ve AKP’yi ağır yaraladı fakat ölümcül darbeyi vuramadı. Şimdi gerek Erdoğan, gerek AKP, 7 Haziran öncesinden daha tehlikeli hale geldiler. Zira kan kaybettiklerini ve bir ölüm kalım savaşı içerisine girdiklerini biliyorlar artık.

Ölüm-kalım anlarında ortaya çıkan her ne pahasına olursa olsun hayatta kalma refleksi, muhteris siyasi lider ve hareketleri daha da tehlikeli kılar. Erdoğan ve AKP böylesi bir süreçte ne Anayasayı, ne yasaları ne de kurumları tanımayacaklarının işaretlerini son birkaç ayda fazlasıyla verdiler. Gücü ve kontrolü yitirdikleri takdirde her şeyi yitireceklerinin farkındalar.

2002 den bu yana ilk kez doğru stratejiler ve doğru söylemlerle AKP’nin karşısına dikilen muhalefetin 8 Haziran sabahından itibaren yükü ve sorumluluğu ikiye katlandı. Coşkulu ve sabırsız kitlelerin kontrolünden de önemlisi, başarılı seçim stratejilerinin şimdi akılcı bir siyasi stratejiye dönüştürülmesi sorumluluğu bekliyor muhalefeti. Erdoğan ve AKP, ellerindeki sihirli asayı, iktidarı kaybettiler ve şimdi “kader anı” dediğimiz sürecin kronometresi işliyor. Muhalefet, milyonlarca seçmeni yıllardır “iktidar gücüyle” etrafında tutmayı başaran AKP’nin “vurulma anının”, taraftarlarında yarattığı şaşkınlığı avantaja çevirmek için çok kısa bir zamana sahip. Bu kısacık zaman diliminde yapılacak yanlış bir hareket, kurulacak yanlış cümleler, gösterilecek yanlış resimler ters tepebilir. Ya da tam tersine, AKP’nin çözülme sürecini hızlandırıp, Erdoğan’ı nihai yalnızlığa terk edebilir.

CHP, MHP ve HDP bu süreçte birbirlerinin ayağına basmamalı, birbirlerinin oyuna göz dikmemeli ve bütün güç ve enerjilerini AKP’den “kaçacak” seçmeni kendi hanelerine taşımaya ayırmalılar. Bunda, bu partilerin ateşli taraftarlarına da görev düşüyor. Zira her bir seçmen, aslında her bir partinin kılcal damarı ve bu kılcallar, gündelik hayatın akışı içerisinde birbiriyle yakın temas halinde.

AKP’nin çözülmesinin tek bir yolu var: AKP’ye oy veren seçmenin hızla AKP’yi terk etmesi ve AKP dışındaki seçeneklere yönelmesi. İşte bu noktada CHP, MHP ve HDP liderlikleri kadar; CHP, MHP ve HDP’nin ateşli taraftarlarına iş düşüyor: Önümüzdeki günlerde giderek daha da sertleşecek olan siyasi ölüm-kalım savaşında AKP’li seçmeni “korkuyla” Erdoğan ve AKP’nin etrafında kümelenmeye itecek tutum ve davranışlardan, söylemlerden dikkatle kaçınmak… AKP’nin çözüldüğü ve siyaseten bittiği vurgusunu yaparken, geride kalan 12 yılda AKP’ye oy veren seçmenin alternatifsiz olmadığını, hangi partiye giderse gitsin kucaklanacağını ve AKP iktidarı boyunca toplumda açılan ağır yaraların el birliğiyle sarılacağını güçlü biçimde hissettirmek…

Anlaşılan o ki, birkaç ay içerisinde yeniden bir seçime gidiyoruz. Birkaç ay sonraki seçimde nasıl bir sonuç istediğimizi şu an kuracağımız dil belirleyecek… Etrafında korkuyla kümelenmiş kitleleri toplayarak yeniden güçlenen bir AKP mi yoksa çöküşün hızlanıp, destekçilerinin hızla başka partilere kaçıştığı bir AKP’nin gireceği son seçim mi olacağına karar verecek olan biziz… Bundan sonraki her sözümüz, her eylemimiz bu kararımızla ilişkilidir artık… 

“Her şeyi kaybedeceğinin” farkında olanların artık kaybedecek bir şeyi kalmaz. Dolayısıyla provokasyon, şiddet, sokak hareketlerini kışkırtacak girişimleri her zamankinden fazla bekleme zamanı şimdi. AKP, “ben gidersem istikrar gider” algısına oynayacak ve muhalefet ya bu son algı yönetiminin peşine takılacak ya da seçmene AKP sonrasında Türkiye’nin yeni bir istikrarı kuracak kapasiteye sahip olduğu duygusunu güçlü biçimde verecek. 

Sorumluluğumuz çok büyük…

Ya tek tek kucaklayarak AKP’den seçmen sökeceğiz ya da “başına geleceklerle” korkutarak AKP’de kenetlendireceğimiz bir seçmen kitlesi yaratacağız… 

Son DüzenlenmePazartesi, 08 Haziran 2015 08:05
Öğeyi Oyla
(0 oy)
Bu kategoriden diğerleri: « Cehennem... Son Düzlük »

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık