Balkon, Keloğlan ve Halk...

Artık bir seçim klasiğine dönüşen ünlü balkon konuşmasına başlarken muzaffer bir edayla tebasını süzen adam; daha sadece 4 ay önce meydanlarda Berkin’in anasına yuh çektirdiğini, daha sadece 2 gün önce gazeteci Amberin Zaman’a “bu edepsiz kadına haddini bildirin” diyerek yuhalattığını unuttuğumuzdan emin biçimde “kimseyi tahkir (aşağılama, onur kırma) etmedik” dedi gözlerimizin içine baka baka…

Oysa az önce Eyüp Sultan’a gidip 2 rekât şükür namazını kılmış, Allah’ının huzurunda belki de tövbe istiğfar edip secdeye kapanmıştı… Gerçi bu her ne kadar muhafazakâr bir liderin, mütedeyyin gönülleri okşayıcı bir hareketi gibi görünse de, Osmanlı tarihini bilenler için bu hareket aslında sultanların kılıç kuşanma törenlerini Eyüp Sultan camiinde yapma geleneğine bir atıf olarak değerlendirilebilir. Nitekim Erdoğan, balkon konuşmasında, elde ettiği zaferin aynı zamanda Bağdat’ın, Kudüs’ün, İslamabad’ın, Şam’ın, Kahire’nin, Bosna’nın da zaferi olduğunu ilan ederek, Osmanlının kadim sınır boylarının halklarına da selam vermekten geri durmadı.

Anayasaya ve Cumhurbaşkanlığı seçim kanununa açıkça meydan okurcasına balkonda arz-ı endam eden AKP kurmayları ve Erdoğan’ın AKP icraatlarını sayıp döktükten sonra muhalefete verdiği ayar, “Yeni Türkiye’de” bildik Erdoğan retoriğinin hükmünü sürdüreceğinin işareti olsa gerek…

Günün sonunda Erdoğan, 12 yıllık iktidarının şahikası kabul edilecek noktaya kimsenin beklemediği kadar kolayca ulaştı. Muhaliflerinin seçimin 2. Tura kalma olasılığı üzerine yaptığı hesaplar daha sandıklar açılır açılmaz yıkıldı. Kabul etmek gerekiyor ki, 12 yıl boyunca iktidarda olan bir liderin karşısında 15 siyasi partiye rağmen ilk turda %51.8 lik bir oyu kolayca alabilmesi eşine az rastlanır bir zaferdir. AKP kadroları, Erdoğan’ın başarılı yönetiminde TC tarihinde örneği olmayan bir başarıya imza attılar. AKP, cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk skandallarına, cumhuriyet tarihinde benzeri görülmeyen bir siyasi yalnızlaşmaya rağmen girdiği her seçimi zafere dönüştürebilme becerisini gösteren kadrolara sahip.

Muhalefet ise 12 yıldır karşıtlığın tüm versiyonlarını tedavüle sürerek zayıflatamadığı AKP iktidarı karşısında akıl almaz bir stratejik hata ile bu kez kelimenin tam anlamıyla tuş oldu. Aynı kapta kaynamaz 14 siyasi parti ve çok sayıda örgüt, Erdoğan’ın Köşke çıkmasını engellemek üzere bir araya geldiğini açıkladı ve “çatı aday” olarak AKP hükümeti ile hiçbir ideolojik- politik çelişkisi olmadığını her fırsatta dile getiren muhafazakâr sağcı bir ismi seçmenin önüne sürdüler. Ekmeleddin İhsanoğlu, 14 siyasi partinin toplam oyunun neredeyse 10 puan altında oy alarak muhalefete gerçek bir hezimet yaşattı… Normalde Cumhurbaşkanlığı seçilmek için yeter sayı olan %50’nin sadece 1 puan üzerinde oy alabilen Erdoğan (Kuşkusuz çok daha fazlasını bekliyordu), karşısına soldan sağa dizilen 14 siyasi parti karşısında zaferinin “gölgesini” hayli büyütmüş oldu… 14 siyasi partinin oluşturduğu cephenin kendi seçmenlerini bile oy vermeye ikna edemediği bir aday karşısında kazandığı zaferin, “özgül ağırlığının” hayli üzerinde olduğunun bilincindedir ve hiç kuşkusuz önümüzdeki günlerde bunu çok iyi kullanacaktır Erdoğan…

CHP ve MHP, yıllardır sürdüregeldikleri başarısız siyasetle artık yolun sonuna geldiler. Her iki partide önümüzdeki günlerde büyük bir hesaplaşma sürecinin başlayacağı ve siyasette yeni altüst oluşların yaşanacağını beklemek şaşırtıcı olmayacak.

Üç aday ve üç sonuç arasında Türkiye’nin siyasi geleceğine dair umut veren isim kuşkusuz Selahattin Demirtaş oldu. HDP’nin %6’lık oy oranını %50’den fazla artırarak %9.8’e çıkartabilen Demirtaş’ın önümüzdeki dönemde Türkiye siyasetinde önemli bir aktör haline geldiğini şimdiden söylemek yanlış olmaz. Medyanın kesin karartmasına rağmen daha önce hiç oy alamadığı Kastamonu, Kırıkkale, Yozgat, Karaman, Kayseri, Niğde, Aksaray ve Konya’dan “minik de olsa” oy almayı başaracak kadar milliyetçi kentlerde kıpırtı yaratmayı başardı Demirtaş’ın kurduğu yeni dil. HDP oylarında İstanbul’da % 4.3, İzmir’de % 4.6, Ankara’da %2.6 artış sağlayan Demirtaş, belki de ilk kez Türkiye’nin tüm illerinden oy almayı başardı. Fakat asıl başarı, tam da Demirtaş’ın söylediği gibi, oy oranlarından çok, Kürtler ve Türkler başta olmak üzere ülkenin tüm etnik toplulukları, dinsel grupları arasında yeni ve ortak bir barış dilinin kurulmasında… HDP eğer ciddi stratejik hatalar yapmazsa, Türkiye’de ihtiyaç duyulan solun yeni adresi olma yolunda. Seçim kampanyası boyunca HDP’nin artık sadece Kürtlerin değil, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine tüm Türkiye’nin partisi olduğu söylemi, 11 Ağustos’tan itibaren ete kemiğe büründürülmeli. Demirtaş’a batıdan oy veren her seçmen, aslında HDP ve Demirtaş’ın omuzlarına ağır bir yük, ağır bir sorumluluk bindirmiş oldular. HDP ya kendisine uzatılan elleri sıkıca kavrayarak Türkiye solunun adresi olmayı başaracak ya da Kürt milliyetçiliğinin cazibesine teslim olup dar kabuğuna dönecek.

Balkondan tebasını muzaffer edayla süzen adam için ise mücadelesinin en zorlu evresi başlıyor. Partisini bir arada tutmayı başarmak yetmeyecek, ilk genel seçimde Anayasayı değiştirecek ve ülkeyi başkanlık sistemine taşıyacak çoğunluğu elde etmek üzere kolları sıvayacak.

Kasımpaşa’daki mütevazı yer sofralarından ülkenin en yüksek makamına çıkan adamla tuhaf bir özdeşim kurarak hayranlıkla izleyen halka gelince… Padişahın kızını alıp saraya kurulan Keloğlana sevinen her halkın günün sonunda döneceği yer, kendi kuru gerçekliğinden başkası değildir…

Son DüzenlenmePazar, 15 Mart 2015 21:29
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık