Kahkahalardan Sadece Tiranlar Korkar!

Derler ki Pompei’nin son günlerinde halk derin bir aymazlık ve sefahat içerisinde kendisini çoktan kaybetmiş, büyük çöküşün işaretlerinin farkına bile varmamıştı.

Hafta sonu ile birleşen Ramazan Bayramı nedeniyle Datça’yı dolduran yerli turistler, sadece geldikleri büyük kentleri değil, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini, hemen burnumuzun dibinde yaşanan Suriye- Irak trajedisini, Gazze’de yaşanmakta olan katliamı unutmak istercesine “can sıkabilecek” her konu ve her haberden özenle uzak duruyorlar. Birkaç gündür neredeyse kimsenin elinde gazete görmüyorum. Televizyonlar kapalı. Havada sadece hafif ve şen popüler şarkıların belli belirsiz notaları uçuşuyor. Eskaza siyasete dokunacak olursanız yüzler ekşiyor ve hemen konu “akşam nerede ne yesek?” e dönüyor.

İflah olmaz bir mazoşist olduğumdan, bulabildiğim her fırsatta internet üzerinden memlekette, dünyada ne olup bittiğini takip etmeye çalışıyorum. Hoş, ben takip etmek istemesem de memleket bırakmıyor peşimi. Bülent Arınç bir laf yumurtluyor, benim telefona mesajlar düşmeye başlıyor: “Kikir kikir! Ha ha ha!”… Hayırdır, ne kikirdemesi bu? Diye düşünmeye zaman kalmadan “açıklama” da geliyor ardından: “AKP’ye inat, ha ha ha!”… Neden sonra anlıyorum ki, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Bey, rutin incilerinden birini tam da milletin tatil gevşekliği esnasında patlatıvermiş: Uluorta gülen, kahkaha atan kadın ve erkekleri iffetli olmaya davet etmiş.

Muktedirler, iktidarın şuursuzlaşma evresindeyken artık beyinleri ile dilleri arasındaki otokontrol mekanizmasını devreden çıkarıverirler. Hani işi teorize etmeye, iri laflarla iktidarın halet-i ruhiyyesini anlatmaya kalkışsak Bülent Arınç’ın cümleleri kadar açık, net ve vurucu olarak ifade edebilmemiz mümkün olamazdı. Adam, bütün zamanların tüm otoriter iktidarlarınının ortak korkusunu dillendiriyor.

Tam da Umberto Eco’nun ölümsüz yapıtı “Gülün Adı”nda kör kütüphanecinin sözleriyle üstelik…

Kilisenin yasakladığı mizah ve şiir kitaplarının bekçisi kör kütüphaneci der ki ” Gülmek bedenimizin güçsüzlüğüdür; yozlaşması, yavanlığıdır. Köylünün eğlencesi, sarhoşun özgürlüğüdür (…) Gülmek köylüleri Şeytan korkusundan kurtarır; çünkü aptallar şenliğinde, Şeytan da zavallı bir aptal olarak belirir; bu yüzden de denetim altına alınabilir. Ama bu kitap insanın kendisini Şeytan korkusundan kurtarmasının bilgelik olduğunu öğretebilir. Köylü, şarap boğazından lıkır lıkır geçerken güldüğü zaman kendini bey sanır;çünkü derebeylik ilişkilerini tepetaklak etmiştir (…) Gülmek, köylüyü bir an için korkudan kurtarır. Ama yasa korku aracılığıyla kendini kabul ettirir; yasanın gerçek adı Tanrı korkusudur. Oysa bu kitaptan, tüm dünyayı yeni bir ateşle tutuşturacak iblisçe bir kıvılcım çakabilir: Ve gülme, Prometheus’un bile bilmediği yeni bir korkuyu yok etme sanatı olarak tanımlanacaktır (…)  Bu kitaptan, korkudan kurtularak ölümü yok etmek için yeni ve yıkıcı bir umut doğacaktır. (…) Kıyıda kalan merkeze sıçrayacak; böylece merkezin tüm izleri silinecek, (…) uşaklar yasa koyacak, biz de hiçbir yasanın olmadığı yerde o yasaya boyun eğeceğiz (…) Gülme sanatı ince bir silah durumuna getirilecek, ikna sanatının yerine alay sanatı, kefaretin sabırlı ve kurtarıcı imgelerinin yapısı yerine, tüm kutsal ve saygın imgelerin saygısızca yıkılması geçecektir”

Mizahı sevmez muktedirler. Arınçgillerin bize “iffetli kadın ve erkekler yüksek sesle gülmezler” fetvası vermesinin altında aslında tam da bu düşünce yatar… Tiranlar, mizahtan, neşeden, kahkahalarımızdan korkarlar… Çünkü bilirler ki, mizah korkunun panzehiridir… Korkuyla yönetenlerin korkusudur mizah…

Arınç, bizlere gülmemeyi tavsiye edeceğine, haramzadelerine utanmayı tavsiye etse yerinde olur… Zira iffet kahkahalarda değil, tıynettedir…

(1 Ağustos 2014, Kıbrıs Detay gazetesi)

Son DüzenlenmePazar, 15 Mart 2015 21:30
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık