Tatava Yapma, Tatava Yapma!... Nereye Kadar?

2002’den bu yana geride bıraktığımız süreçte 3 genel seçim, 2 yerel seçim, 1 ara seçim, 2 referandum olmak üzere toplam 8 kez sandık başına gittik. AKP 12 yılda 3’ü genel, 5 seçimde oylarını büyük ölçüde koruyarak ve hatta artırarak, iktidarını pekiştirmeyi başardı.

3 Kasım 2002 genel seçimlerinde %34.4

28 Mart 2004 yerel seçimlerinde %42.0

22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde %46.6

29 Mart 2009 yerel seçimlerinde %38

12 Haziran 2011 genel seçimlerinde %49.9

30 Mart 2014 yerel seçimlerinde %43.4

Tablo budur…


İstisnasız her seçimde, stratejisini Türkiye’nin ekonomik, sosyal, siyasal ve demokratik sorunlarına çözüm üretmek yerine AKP karşıtlığı ve AKP korkutmacası üzerine kurgulayan muhalefetin özü itibarıyla tek bir sloganı vardı: “Tatava yapma!”…

Neydi bu “tatava yapma!” sloganının içeriği?

2002 genel seçimlerinde “Aman ha! Eğer bana vermezsen AKP gelir!”

2004 yerel seçimlerinde “Aman ha! Şimdi armudun sapı üzümün çöpü deme zamanı değil, bak, AKP gücünü pekiştiriyor! Şimdi oy bölmenin zamanı değil!”

2007 genel seçimlerinde “Aman ha! Oyları bölme ki AKP iktidarına son verebilelim”

2009 yerel seçimlerinde “Aman ha! Çok önemli bu seçim! Oyları bölme ki genel seçimde AKP yi devirebilelim”

Açıktan açığa sağcı adayların gösterildiği 2011 genel seçimlerinde “Aman ha! Bak oyları bölme zamanı değil şimdi!”

Ankara’da MHP kökenli, İstanbul’da bizzat kendi partisi tarafından “şaibeli” adayların gösterildiği 2014 yerel seçimlerinde “Aman ha! Tatava yapma, bas geç!”

Özellikle sol- sosyalist- sosyal demokrat seçmen üzerinde son derece lumpen bir dille kurulmaya çalışıldı bu baskı.

CHP çareyi “sağa açılmakta” buldukça, sol-sosyalist- sosyal demokrat seçmeni de peşine takıp kendi sağa açılma siyasetini desteklemeye zorladı. Klasik CHP seçmeni ve CHP’ye oy verme potansiyeli olan sol- sosyalist- sosyal demokrat seçmen açıkça sağcı, milliyetçi unsurlar aday gösterilerek bunlara oy vermeye zorlandı.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri geldi dayandı. Bu seçimlerin 2014 yazında yapılacağı kaç yıldır bilindiği halde, CHP sol-sosyalist- sosyal demokrat seçmenlerin de içine sinebilecek, bu arada Kürt seçmenlerin, liberallerin, merkez sağ seçmenin de itiraz edemeyeceği bir aday hazırlığı yapma gereği duymadı. Aynı şantaj formülünün işleyeceğinden son derece emindiler çünkü: “Aman ha! Tatava yapma! Şimdi zamanı değil!”…

Ne oldu bütün bu “aman ha tatava yapma” kampanyalarından sonra?

Her seçimde biraz daha güçlenen AKP… Her seçimde biraz daha ufalan sol… Her seçimde biraz daha sağcılaşan bir toplum… Her seçimde biraz daha umutsuzlaşan bir seçmen… Nereye kadar?...

Şimdi seçmenin önünde 3 aday ve 2 turlu bir seçim var…

Erdoğan daha da otoriterleşeceğini, “tek adam” rejimi kuracağını gizleme gereği bile duymayan, otoriter- muhafazakâr- sağcı bir aday…

İhsanoğlu,  “prensip olarak mevcut hükümetin icraatlarından memnuniyetini” her fırsatta beyan eden ve “mevcut hükümetle uyumlu” biçimde çalışacağını ifade eden muhafazakâr- sağcı bir aday… Bize yeni bir şey vaad etmiyor… Bundan önceki Cumhurbaşkanları ne yaptıysa onu yapacağını, statükoyu koruyacağını söylüyor… Vicdani red, homofobi, çevre sorunları, etnik kimlikler konularını ağzına bile almayan sola kapalı, klasik bir muhafazakâr sağcı…

Demirtaş ise yanı başımızda yaşanan Suriye ve Irak örneklerini göstererek “bakın bizler farklılıklarımızla, çeşitliliklerimizle, renklerimizle bir arada yaşayabiliriz” diyen; radikal demokrasiye vurgu yapan, kadınlara, gençlere, tüm etnik ve dinsel gruplara, tüm cinsel kimliklere eşit ve kucaklayıcı yaklaşacağını her fırsatta dile getiren sol- sosyalist değerleri öne çıkaran bir aday… “Askersiz Kıbrıs” isteğini bugüne kadar dile getirmiş ilk ve tek Cumhurbaşkanı adayı… “Türklerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Lazların, Çerkezlerin, Alevilerin, Sünnilerin, kadınların, gençlerin, lgbtt bireylerin, dindarların, dinsizlerin, laiklerin Cumhurbaşkanı olacağım” diyebilen bir aday…

Birincisinin karşısında kendinizi diğer 2 adaydan hangisine yakın hissediyorsanız gidip ona verin oyunuzu…

Ama mutlaka sandığa gidin ve oyunuzu eğer kendinizi sağa, bu güne dek olduğu gibi “devletin başı olacak bir Cumhurbaşkanı” fikrine yakın hissediyorsanız İhsanoğlu’na;  sola yakın hissediyorsanız, Çankaya’da bu ülkenin tüm renklerinin eşit biçimde temsil edilmesini, ülkenin birliği için bir şansın doğmasını istiyorsanız Demirtaş’a özgürce verin…

Erdoğan’a VERİLMEYECEK her oy, birincinin tahayyül ettiği otoriter rejime karşı itiraz olacaktır. Onun Çankaya’ya çıksa bile elinin zayıflaması anlamına gelecektir…

İhsanoğlu’na VERİLECEK her oy, bugüne kadar olduğu gibi, Cumhurbaşkanlığı makamının Hükümetle uyum içerisinde çalışmak adına “onay makamı” olarak konumlanmasında bir sakınca görmediğiniz anlamına gelecektir.

Demirtaş’a VERİLECEK her oy ise Türkiye’deki sol- sosyalist- sosyal demokratların yeniden bir araya gelebilme şansına kapı aralamak; komşularımız bölünme ateşiyle kavrulurken Türkler ve Kürtlerin yeniden ortak bir ideal etrafında birleşebileceğine dair umudu yeşertmek anlamına gelecektir.

İlk turda aklınızın, vicdanınızın, gönlünüzün istediği 2 adaydan birine verin oyunuzu…

İkinci turda karşımıza çıkacak tabloya bakalım… O zaman konuşuruz “mecburiyetleri”… 

Son DüzenlenmePazar, 15 Mart 2015 21:39
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık