Asıl Şimdi Başlıyor...

Yaşı henüz 20’lerde, hatta 30’larda dolaşanların donuk gözlerle izlediği 12 Eylül yargılamasında çok önemli bir noktaya gelindi. 1980 darbesinin hayatta kalan 2 generalinin yargılandığı davada Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya önce ağırlaştırılmış müebbet hapse, ardından da “duruşmalardaki iyi halleri de” göz önüne alınarak müebbet hapis cezasına çarptırıldılar.

Allah daha uzun ömürler versin, 97 yaşındaki Kenan Evren ile 89 yaşındaki Tahsin Şahinkaya’nın 34 yıl sonra yargılanarak hüküm giymeleri, çoğu insan için anlam taşımıyor. Bir kesim için zaten 80’li yıllar hiç bilmedikleri uzak bir tarih. Bir kesim için ise artık hatırlamak istemediği acılı bir dönem. Fakat darbe yıllarını ısrarla ve inatla hatırlayan ve hafızalarda diri tutulmasını aynı acıların bir daha yaşanmaması için zorunlu gören azımsanmayacak bir kitle de var. Daha da önemlisi, evladını, babasını, annesini, kardeşini, eşini darbenin karanlık yıllarında gözaltında ya da işkencede yitirmiş, mezarının yerini bilmeye bile razı insanlar hâlâ taptaze anılarıyla yaşamaya devam ediyorlar. Artık öfke ve intikam duygusu yerini çoktan iyileşmeye çalışan ruhlara bırakmış… 12 Eylül yargılamasının bence en önemli yanı bu… İnsanlar artık iyileşmek istiyorlar… Bu iyileşmenin ilk adımı da toplumun, devletin 12 Eylül darbesiyle yüzleşmesi… Ben dahil o yılların tanığı pek çok insan için 12 Eylül yargılamasının sembolik anlamı büyük. Yargılama sonucu ne olursa olsun, 13 Eylül 2010 sabahı soluğu adliyede alarak ömrümüz boyunca mümkün olmayacağını düşündüğümüz darbeci generaller hakkında suç duyurusunda bulunduğumuz andan itibaren iyileşmeye başladık. Hele ki daha 4 Nisan 2011 günü Ankara’daki ilk duruşma öncesinde darbeci generallere mahkeme celbinin gitmesi, o gün kapısında beklediğimiz duruşma salonunda “davalı Ahmet Kenan Evren, Tahsin Şahinkaya” yazılı tabelayı görmemiz bile ruhumuzdaki derin acıya serin sular serpmeye yetmişti… Davanın ilerleyen evrelerinde zaman zaman umutsuzluğa kapılınmadığı söylenemez. Fakat uzun süren yargılama sonunda mahkemenin kararıyla artık Türkiye’de askeri darbe resmen bir suç, darbeciler de artık müebbet hapis cezası almış suçlular...

En başından beri bu davanın açılamayacağına, darbecilerin yargılanamayacağına inanan bir kesim, dava uzadıkça kendi sinizmleriyle uyumlu biçimde “AKP hukukunun 12 Eylül darbecilerini yargılayamayacağını” söylediler. Ama dava açıldı, generaller yargılandı ve artık her ikisi de çişlerini bile tutamayacak kadar yaşlandıkları bir dönemde hukuk ve tarih önünde hüküm giydiler.

Çişini dahi tutamaz hale gelmiş iki darbecinin hüküm giymesini küçümseyici bir ifadeyle yorumluyorlar şimdi…

Oysa Allende Hükümetini deviren Şili’nin amansız diktatörü Pinochet de aynı yaşlardayken yargılanmış ve hüküm giymişti. 70 darbesinden on yıllar sonra… Şili’de ve dünyada büyük yankı uyandıran, sevinçle karşılanan bu yargılamanın ardından Pinochet çok da fazla yaşamadı. Dolayısıyla aldığı cezanın uygulanması mümkün olmadı. Ancak Pinochet’nin yargılanarak hüküm giymesi, Şili’de darbe yıllarının karanlık dosyalarının yeniden açılmasına yaradı. Davanın üzerinden çok zaman geçmesine rağmen Şili hâlâ Pinochet dönemindeki suçlarla yüzleşmesine devam ediyor…

O yılları yaşamayan veya hafıza karartmasına uğrayanlar için bugün AKP otoriterizmi, 12 Eylül rejiminden de beter bir siyasal düzen. 2000’li yılların talihsizliği olan AKP’ye duyduğu nefret, izanının önüne geçmiş olanların yeniden dönüp 80’li yıllardaki askeri faşizmin icraatlarını gözden geçirmelerinde yarar var. Zira Türkiye Cumhuriyeti tarihinde etkileri bugüne kadar devam eden 12 Eylül rejimi kadar karanlık bir dönem yaşanmadı. Ülkenin batısında görece daha hafif “atlatmaya çalıştığımız” o korkunç yıllarda ülkenin doğu ve güneydoğusunda bugün hiçbir Kürdün yeniden yaşamayı kabul edemeyeceği gerçek bir karanlık çağ yaşandı. Dolayısıyla ceberrutluğu tartışılmaz AKP rejiminin bugün hep birlikte mücadele ettiğimiz otoriterizmi ile 12 Eylül karanlık çağını karşılaştırmak, en hafifinden 30 yıl boyunca akıl almaz acılarla bedel ödeyen Kürt halkına karşı ağır bir haksızlık, hatta hakaret olsa gerektir.

AKP rejiminin kurduğu baskı düzeninin savunulabilir, kabul edilebilir bir yanının olmaması başka şey, 12 Eylül karanlığının bugün içinde bulunduğumuz ortamla kıyaslanması başka şey…

En vahimi, başından beri darbecilerden hesap sorulması görev ve sorumluluğunun AKP iktidarına ihale edilmeye çalışılmasıdır ki, kendisi 12 Eylül rejiminin uzantısı ve ürünü olan bir siyasi yapıya böyle bir misyon yüklemek başlı başına tuhaflık…

AKP rejiminde hukukun üstünlüğünden ve yargı bağımsızlığından söz etmenin mümkün olmadığını, dolayısıyla AKP’den darbecilerden hesap sormasının beklenemeyeceğini söyleyenlerin atladığı bir şey var: Bu ülkede yargı ne zaman bağımsız oldu, hukuk ne zaman üstün oldu ki? Hele hele AKP gibi 12 Eylülün başta anayasası olmak üzere bütün kurumlarına sıkı sıkıya sarılmış sağcı bir iktidardan darbecilerden hesap sormasını kim, neden beklesin ki?... Hele hele darbelerden ve darbecilerden hesap soracak olanlar, ne AKP ne de başka bir parti, bizzat halkın kendisi olmalıyken ve 30 yıl boyunca hesap sormak slogana indirgenmiş, 13 Eylül 2010 sabahı hayal kırıklığı yaratacak kadar az suç duyurusunda bulunulmuşken…

Darbeler ve darbecilerle mücadele görev ve sorumluluğunu AKP ya da başka bir partiye, hükümete ihale etme konformizmini bir yana bırakırsak, asıl sürecin tam da şimdi, artık çişini bile tutamayacak hale gelmiş 2 general eskisinin hüküm giydiği bu yargılamanın sonunda başladığını görmek gerekiyor.

Bizim artık hukuk ve tarih önünde hüküm giymiş 2 general eskisiyle işimiz kalmadı… Zaten 12 Eylül ile hesaplaşmak, darbe rejimi ile yüzleşmek herhalde Evren ve Şahinkaya’nın hüküm giymesiyle tamamlanamayacak kadar kapsamlı ve derinlikli bir mesele… Zira 12 Eylül rejimiyle kurdukları işbirliği ilişkisinde statü, güç ve zenginlik elde eden binlerce bürokrat, siyasetçi, kamu görevlisi, emniyetçi, asker, sivil var. Daha darbenin ilk bildirisinin okunmasıyla birlikte hazır ola geçen, darbeciden çok darbeci, arkasına generallerin otoritesini ve “zamanın ruhunu” alarak bu ülkenin gençlerine hayatı zindan eden binlerce “sorumlu” var…

12 Eylül rejimi ile gerçek bir hesaplaşma, birkaç bunak ihtiyarın hüküm giymesiyle değil, bugün bile büyük çoğunluğu hâlâ hayatta, aktif siyasetin ve kamu hizmetinin içinde olan, o karanlık yıllarda elde ettiği güç ve servetin sefasını süren on binlerce “sorumlu”…

Evren ve Şahinkaya’nın şahsında 12 Eylül rejiminin mahkum olması şimdi, darbeler ve darbecilerle gerçekten yüzleşmek isteyenlere yepyeni bir mücadele alanı açıyor: Darbe rejiminden nemalanmış, darbecilerle işbirliği yapmış hiç kimse yargılanmaktan, halka karşı işlediği suçların hesabını vermekten kaçıp saklanamamalı artık.

Darbe liderlerinin suçlu bulunarak hüküm giymeleriyle birlikte 12 Eylül anayasası ve 12 Eylül hukukunun hükümsüzleştiğinden hareketle başta Barolar olmak üzere STK’lar ve bireyler dava üstüne dava açabilecekleri bir hesaplaşma iklimine kavuştular. Türkiye’de darbeler ve darbecilerle hesaplaşmayı samimiyetle isteyen demokrasi güçleri için yepyeni bir mücadele iklimi bu…

Tıpkı 13 Eylül 2010 sabahı, darbeciler hakkında suç duyurusunda bulunmaya koşulduğu gibi, hemen, ivedilikle 12 Eylül rejiminin kurumları, yasaları, suçluları aleyhine dava üstüne dava açılması gerekir. Rejimin sözde Danışma Kurulu üyelerinden valilerine, emniyet müdürlerinden medya patronlarına, yargıçlarından işkencecilerine kadar aslında hep gözümüzün önünde, hiçbir suçları yokmuşçasına duran tüm sorumluların yakasına yapışılmasıyla birlikte gerçek bir yüzleşme ve hesaplaşmadan söz edebiliriz.

Zira biliyoruz ki, asker ya da sivil, otorite karşısında biat etmeye, hazırola geçip selam çakmaya hazır binlerce “yetkili” uygun zeminde yeniden görev almaya hazır…

“Bir daha asla” diyorsak… Bir daha ne kadar güçlü olursa olsun otoritenin hizmetine girmeden önce “hesap gününü” dikkate aldırmak zorundayız gönüllü emir erlerine…

Yoksa bunca acı, bunca mücadele boşa gider… Dün askeri darbeciler, bugün AKP otoriterizmi, yarın başka bir güç… Gönüllü emir erlerinin hazır ol’ da beklememeyi öğrenemediği toplumlarda illa biri, diğerinin yerini alır her zaman…

Son DüzenlenmePerşembe, 19 Haziran 2014 09:06
Öğeyi Oyla
(2 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık