30 Mart'tan Kalanlar-1

Başbakan sonuçların belli olmaya başladığı 30 Mart gecesi beklenen balkon konuşmasına bu kez adeta bir meydan okumayla çıktı. Oğlu Bilal, kızları Sümeyye ve Esra ile eşleri, Egemen Bağış, Zafer Çağlayan,iş adamı Ethem Sancak gibi 17 Aralık skandalı ile ilişkilendirilen isimlerden oluşan ilginç bir zevat, balkonda Başbakanın arkasına sıralandılar.

Çok yüksek bir gerilimle yaşanan seçim sürecinin sonunda hiç kimse Erdoğan’dan o eski yumuşak üsluplu balkon konuşmalarından birini beklemiyordu elbette. Nitekim Başbakan 30 Mart sonrasında Türkiye’yi bekleyen sürecin sinyallerini verirken, gerek yandaşlarının, gerek siyasi rakiplerinin ürpermesine yetecek soğukluk ve sertlikte açıklamalar yaptı.

Erdoğan balkondan, başta kendisine ihanet ettiğine inandığı Gülen Cemaati ve tüm muhalifleri için cehennem vaadinde bulunduğu konuşmasıyla Türkiye’de 30 Mart öncesine rahmet okutacak yeni bir siyasi gerilim dalgasının eşiğinde olduğumuzu ilan etti.

Balkondan Yansıyanlar:

Basına yansıyan balkon fotoğrafları arasında dikkatimi en fazla çeken,  “Zafer sevincine” ortak olmaya koşan binlerce AKP seçmeninin balkondaki zevata yönelttiği coşkulu, sevgi, şükran ve korkuyla karışık bakışlarıydı.

Erdoğan gözlerdeki korkuyla karışık şükran ışıltısını iyi okuyor kuşkusuz. Ona şükran duygularını sunmaya koşan binlerce insana balkondan fırlattığı müşfik fakat kesinlikle otoriter “baba” bakışları, AKP lideri ile seçmeni arasındaki karmaşık duygusal ilişkiyi anlatıyor.Çoğunluğunu başörtülü, yoksul ve kent varoşlarından aktığı görülen kadınların oluşturduğu kalabalıklar, kendilerini daha önce hiç kimsenin önemsemediği kadar önemsediği izlenimini veren lideri ve ailesini korkuyla karışık saygı ve gıpta ile dolu bakışlarla izliyor. Balkondan onlara el sallayan Erdoğan ve ailesi, onların hep olmak isteyecekleri ve olabilmelerinin mümkünatını gösteren bir simge. Ancak “Eski Türkiye’nin” elitlerine benzemek suretiyle o balkonda el sallayabilecek eski liderlerin aksine Erdoğan ve ailesi, bu kitleler için gelmiş geçmiş bütün liderlerden daha “sahici”, daha ulaşılabilir bir “görüntüye” sahip… “Bu, gerçekten böyle mi?” sorusunun yanıtı, bu yazının konusu değil…

Seçim kampanyasının merkezine oturtulan “Tek Adam” imgesi, Erdoğan’ın “içteki ve dıştaki düşmanlarına” karşı verdiği şiddetli mücadeleden muzaffer bir kumandan edasıyla balkondan tebaasını selamlayan görüntüsüyle pekişiyor. Balkon görüntüsünü izleyen milyonlarca AKP seçmeni için ne “montaj olduğundan şüphe etmedikleri ses kayıtları” ne “oraya paralel örgüt tarafından konduğundan kuşku duymadıkları ayakkabı kutuları”… Bu balkon görüntüsünden daha gerçek, daha kalıcı bir imaj yok…

Tam da bu atmosferde 30 Mart, kendi seçmeni üzerinde hiç olmadığı kadar güçlü, hiç olmadığı kadar etkili bir liderin ülkeyi sürüklemekten çekinmeyeceğini ilan ettiği yeni mücadele döneminin ilanıdır aynı zamanda…

Sandık Kavgası:

Yerel seçimlerin üzerinden 3 gün geçmesine rağmen oy sayma işlemlerine itirazlar, sandık hilelerine ilişkin duyumlar daha önce tanık olmadığımız kadar yoğun biçimde sürüyor.

Kıran kırana, soluk soluğa bir mücadelenin halen devam ettiği Ankara’da zaferini ilan eden Melih Gökçek koltuğunda rahat değil. Seçim Kurulu’na yapılan itirazlar o kadar yoğun ki Ankara’da bir sürpriz değişikliğin gerçekleşmesi hiç de imkansız görünmüyor.

Türkiye’nin her yerinde partiler ve yurttaşlar adeta birer sandık uzmanı kesilip tek tek her duyumu dikkatle takip ediyorlar. Usulsüzlük duyumları arttıkça öfke ve tepkiler de artıyor. Bunun sorumlusunun, sıradan geçebilecek bir yerel seçimi, yakındaki cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler için  çok önemli bir referanduma çevirme yolunu seçen Erdoğan ve ekibi olduğunu söylemeye gerek yok.

Öteden beri zaten sandık hokus pokuslarıyla suçlanan AKP, seçime az zaman kala patlayan 17 Aralık skandalının etkilerini hafifletmek amacıyla basına ve internete uygulanan katı sansürle birlikte daha da artan bir kuşku ve suçlama dalgasının hedefi oldu.

Kuşkulu elektrik kesintileri, çok sayıda sandık usulsüzlüğü, karanlık köşelerde bulunan oy çuvalları AKP etrafındaki kuşku bulutunu daha da kesif hale getirdi.

Unutmamak gerekiyor ki ilk kez bu seçimlerde sivil yurttaşlar örgütlenerek on binlerce gönüllü müşahit ile sandıkları koruma kalkanına aldılar. Tüm yasaklara rağmen illegal yöntemlerle yaygın biçimde kullanılmaya devam edilen twitter ve facebook üzerinden saptayabildikleri çok sayıda usulsüzlüğü kamuoyuyla paylaştılar. Aslına bakılırsa, AKP’nin tüm yasaklayıcı önlemlerine rağmen 30 Mart seçimleri, bizzat yurttaşlar tarafından Türkiye tarihinin en şeffaf seçimlerinden biri haline getirildi ve bu şeffaflaşma, tahmin edileceği gibi AKP’nin etrafındaki şaibe bulutlarının daha da yoğunlaşmasına yol açtı.

Şaibeli seçim iddiaları toplumun aylardır süren yüksek tansiyonunun seçimler bitmesine rağmen düşmesini engelliyor. Tuhaf görünse de, bu yüksek tansiyon önünde hayli dikenli Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçim patikası bulunan Erdoğan’ın işine yaramaya devam edecek. Zira ne kadar çatışma, o kadar oy konsolidasyonu! Erdoğan çelişki ve çatışma yönetimiyle iktidarını güçlendiriyor…

Aslında Kim Kazandı?

Her ne kadar Yerel seçimlerin tartışmasız galibi olarak AKP görünse de, aslında ortada 2 galip var: AKP ve BDP…

AKP’de yoğunlaşan “Türk” seçmen ile BDP’de yoğunlaşan “Kürt” seçmen, aslında şu meşhur “çözüm sürecinin” iki aktörünü de belirlemiş durumda. BDP’nin yerel seçimlerde “doğu ve güneydoğuya” çekilerek, zaten kendi cebinde olan Kürt illerinin dışında seçimlere katılmaması, Kürt siyaseti ile AKP’nin zımni bir anlaşma içerisinde olduğu düşüncesini güçlendiriyor. Batıdaki muhafazakâr Kürt seçmenini AKP’ye “bırakan” ve az miktardaki sol-sosyalist Kürt seçmen ile Türkiye solunun marjinalize olmuş unsurlarının “kapasitesini” HDP projesiyle test eden Kürt siyaseti, karşısında güçlü bir devlet partisi görmek istediğinin altını bir kez daha çizmiş oldu. Ne yazık ki başarılı olamayan HDP “projesi”, artık güçlü bir özerklik talebine hazırlanan Kürt liderliği açısından son bir “iyi niyet denemesi” olarak da düşünülebilir. Batıda “birlikte siyaset” olanağını reddeden Türkiye solu için 30 Mart itibarıyla son şans kullanılmış oldu. Beklendiği üzere, bundan sonra Türkler ve Kürtler yollarına ayrı ayrı devam edecekler.

İstikrar ve muhafazakâr kesimler için “kazanılmış hakların güvenliği” endişelerini son derece iyi değerlendiren Erdoğan, “huzur ve istikrara yönelen darbe tehdidini” bu seçimlerin enstrümanı olarak kullandı ve başarılı da oldu. Seçmen, AKP iktidarında yaşanan önemli büyüme ve zenginleşmenin kendisine yansıyan kadarıyla bile Türkiye’nin geleceğinden ümitvar olduğunu düşündüğünü ortaya koydu. 12 yıllık bir iktidardan beklenen yorgunluk emareleri AKP liderliğinde hissedilmiyor. Bunun yerine toplumun kılcallarına nüfuz etmiş, oy deposu kesimleri iyi analiz ederek onların hayatlarında hissedilir iyileşmelere öncelik vermeyi her türlü seçim stratejisinin önüne koymuş bir siyasi parti AKP. Geçmişte Arjantin’de örneği görülen Peroncu siyasetin Türkiye versiyonu adeta… Yukarıdan aşağıya bahşedilen hak ve özgürlüklerin, zekatı titizlikle verilen bir zenginliğin insanları mahcubiyet ve şükran duygusuyla kendisine bağladığı bir siyasal mekanizma… Muhaliflerinin aksine, seçim başarılarının kampanyalara sıkıştırılmış olarak sağlanamayacağının fazlasıyla bilincinde AKP… Karşıtlarının bir türlü kavrayamadığı bu gerçeklik, AKP’nin yegane gücünü oluşturuyor.

Cumhuriyetçiler Yeniden Yapılanırken…

Türk milliyetçiliği, katı üniterizm ve Kemalist laiklik zemininde eski “görüngüsel” farklılıklarının önemsizleştiğinin ayırdına varan “Geleneksel Cumhuriyetçiler” önümüzdeki dönemde daha da yakınlaşan bir siyaset dilinde buluşacaklar. “Kurucu iradenin” temsilciliğine dayanan ve onun geleneksel devletçi, korumacı, üniterist, laik siyasetinin sürdürücülüğü artık ortak bir adreste buluşmayı zorunlu kılıyor: Cumhuriyetçilik.

“Eski Türkiye’de” birbirlerinin ideolojik rakibiymiş gibi görünen CHP ile MHP arasındaki farklılıkların, rejime yönelik “sahici bir tehdit algısı” durumunda hızla belirsizleştiği giderek daha somut biçimde hissedilebiliyor. CHP ve MHP arasındaki farklılıkların önümüzdeki süreçte daha da hızlı silikleşeceği ve bu iki partinin bileşenlerinin “Cumhuriyetçi” ortak paydalarının daha güçlü biçimde “farkına varacaklarını” söylemek mümkün.

(Devam Edecek)

Son DüzenlenmePazar, 15 Mart 2015 21:32
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık