FAZ 2

Taşra muhafazakârlığına ve orta sınıf ahlakına kocaman bir selam çaktığına bakılırsa Başbakan, büyük kentlerde durumunu üç aşağı beş yukarı netleştirdiğini düşünüyor olmalı.

Haziran’da kimsenin anlam veremediği bir anda ve biçimde fitilini ateşlediği Gezi Operasyonuyla ilk büyük konsolidasyon atağını yapmıştı. Çözüm sürecinde taktik çizgiden kaçıp fazla “samimiye düşen” mukaddesatçıları yeniden kırmızı çizginin berisine çekip, safları düzene soktuğu Gezi Operasyonu, tam da kendi ifadesiyle “yerel seçim kampanyasının başlama vuruşuydu”.

Enteresan bir dönemdi. Çözüm süreci sündükçe Kürtlerin sinirlerinin gerildiği, beklentilerine yanıt verilmeyen Alevilerin öfkesinin yükseldiği, Suriye ile çatışmanın eşiğine gelindiği, kürtajdan internet yasaklarına çok geniş bir ilgi alanındaki kesimlerin yaşam tarzlarına müdahale algısının yükseldiği bir ortamda; İstanbul’un bir parkı üzerinden 79 ili saran, tamamen suni olarak yaratılmış büyük bir çatışma atmosferi adeta test edildi.

Aklı başında hiç kimse, İstanbul Belediyesini ve İstanbulluları ilgilendiren (hatta çoğu İstanbullunun yıllardır içinden bile geçmediği) bir park meselesini Başbakanın şahsileştirmesini ve tüm yerel yöneticileri devre dışı bırakarak olayı ülke çapında Hükümet karşıtı gösterilere çevirmesini açıklayamadı. Faiz lobisi ve uluslararası komplo söylemlerini bolca piyasaya süren Başbakan, Türkiye’nin bilinçaltında yeri olan kitlesel çatışma görüntüleri eşliğinde 12 yıldır iktidarın nimetlerinden faydalandıkça semiren, semirdikçe de rehavete düşme eğilimine giren tabanına güçlü bir “ayar” verdi.

Şurası açık ki AKP tabanında büyük rahatsızlık var. Mukaddesatçı burjuvazinin hızla büyüyüp semirmesi, köktenci Müslümanlar için bir tiksinti kaynağı olan Emevi şatafatının bütün görüngülerinin yeni mukaddesatçı burjuvazide baş göstermesi, iktidar nimetlerinin piramidin alt katlarına kırıntılar şeklinde inmesi, devletin İslamileşmesinden çok İslamcıların devletleşmesi gibi ciddi sorunlar AKP tabanında hayli uzun süredir yüksek sesle dillendiriliyor. Devletle ve belediyelerle yapılan işlerde hep aynı isimlerin ön plana çıkması; kişiler, cemaatler ve dini gruplar arasındaki rekabet zaman zaman büyük sıkıntılara yol açıyor.

Ardı ardına 3 önemli seçimin yaklaştığı bir dönemde yerinden oynayan taşların yerine konması, safların sıklaştırılması, ittifakların gözden geçirilmesinin AKP açısından hayati önem taşıdığının farkında olan Erdoğan için Gezi Operasyonu “Faz 1” niteliğindeydi.

En azından CHP’nin elinde olmadığını ve fakat AKP’nin bir çok raporla elde ettiğini bildiğim bir dizi “bulgu” edinildi Gezi Operasyonunun sonrasında…

Gezi sürecinde AKP’ye muhalif olan kesimlerin tüm potansiyeli test edilirken, kimin kiminle nereye kadar ittifak içerisinde hareket edebileceğinden, “uygun şartlar yaratıldığında” radikal unsurların eylem kapasitelerine ve tabii kolluk güçlerinin de eylemleri bastırma kapasitelerine kadar akla gelebilecek her “pratik durum” adeta bir laboratuar ortamında denendi. Türkiye tarihinin bu en kitlesel ve en özel “isyanında” 79 ilde resmi rakamlara göre 2-2.5 milyon insanın sokağa çıkabildiği görüldü. Hadi resmi rakamlara mesafeli yaklaşalım ve bu rakamı 2 ile çarpalım, AKP yüzlerce parti ve gruptan oluşan muhalefetin günün sonunda ülke çapında maksimum 5 milyon insanı sokağa çıkarabildiğini test etti. Bu kitlenin, devlet şiddetinin hangi evresinde geriletildiğini, kitlelerin hangi durumlarda aşırı hassaslaştıkları öğrenildi.

CHP’nin toplumsal muhalefetle bağ kurabilme ve yönetme kapasitesi, BDP ve Kürtlerin sündürülmüş çözüm beklentisi içerisinde nasıl bir tutum alacağı, Ergenekon’un dışarıda kalan güçlerinin deşifre edilebilmesi, muhalefetin uluslararası bağlantıları ve desteklenme potansiyelinin ölçülmesi gibi bir dizi fayda, Gezi Operasyonu ile Faz 1’in kazanımları arasına eklendi.

Şimdi Faz 2’ye geçildiğinin işaretlerini veriyor Başbakan. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde önemli bir sınav sayılan Yerel Seçimler yaklaşırken kendisini ihmal edilmiş sayan asli unsurlara, taşra muhafazakârlığına ve alt-orta sınıflara dönük bir strateji bu. Kamuda başörtüsü yasağının ancak 12 yıl sonra kaldırılması ve giderek mukaddesatçı söylemin tavan yapacağı, gerilimin bu kez öncekilerden çok daha keskin bir “İslamcı-Laik çatışması” eksenine taşınacağı yeni bir dönem.

Suriye’ye müdahale “şansını” yitiren Erdoğan’ın, Mısır üzerinden beklediği rüzgârın da melteme dönüşmesi sonucu hesaplarındaki Ortadoğu odağını içeriye kaydırarak çifte kazanım arzusu içine girdiği anlaşılıyor. Zira kamuda başörtüsü serbestisi sadece içerideki mukaddesatçılar için değil, “Laik Türkiye’ye” kuşkuyla bakan Ortadoğu için de bir işaret. Erdoğan bir taşla çok kuş peşinde yine…

En büyük sorunu stratejisizlik olan muhalefet, Erdoğan’ın odaklanılmasını istediği gündemleri konuşulmasını istediği kadar konuşuyor ve Erdoğan, istediği kıvama gelindiğinde yeni bir gündemle çıkıyor muhalefetin karşısına. Ancak bu kez bir tuhaflık var. Kamuda başörtüsü serbestisi gibi kullanım ömrü uzun propaganda imkânına sahip bir konu “çözülüvermişken”, henüz bunun tadını çıkaracağı artçıları bile beklemeden yeni bir gündemi kamuoyunun üzerine boca ediverdi Erdoğan. “Kızlı Erkekli öğrenci evleri” meselesi…

Yalçın Akdoğan gibi siyaseten çok güçlü pozisyondaki bir danışmanını ve Bülent Arınç gibi bir ismi kontrpiyede bırakmak pahasına Cemaatin bel altı vuruşunu doğrudan göğüsleyen Erdoğan hem Cemaate “hodri meydan” diyor hem de tartışmasız “tek adam” olduğunun da altını çiziyor.

Kızılcahamam Kampında çok sayıda medya mensubu olmasına rağmen, “Kızlı erkekli öğrenci evleri” haberinin Zaman gazetesi tarafından sızdırılması ilginç! "Kızlı erkekli öğrenci evleri" herşeyden önce Zaman ekibinin "hassasiyeti" olmasa gerek?

Cemaat muhtemelen kamuda başörtüsü serbestisi “primini” Erdoğan’a kolay lokma etmeyeceği mesajını; bu haberi herhangi bir yayın organı üzerinden değil, doğrudan Zaman gazetesi üzerinden sızdırarak veriyor. Erdoğan ise Akdoğan ve Arınç’ın tüm itidal çabalarına rağmen herkesi şaşırtan biçimde Meclis Grup toplantısında “Ben başka siyasetçilere benzemem. Söylediğim sözün arkasında dururum” diyerek resti gördüğünü “dosta düşmana” duyuruyor.

İktidar mücadelesinin uzun süredir AKP-muhalefet ekseninden çıkıp AKP-Cemaat ekseninde devam ettiği biliniyor. Erdoğan ve kurmayları CHP başta olmak üzere irili ufaklı yüzlerce gruba bölünmüş ve aynı kapta kaynaması mümkün olmadığı Gezi sürecinde iyice anlaşılmış, kapasitesi iyice netleşen muhalefeti öncelikli tehdit olarak görmüyorlar.

AKP’nin aksine ne CHP, ne MHP, ne de BDP Gezi Sürecini ayrıntılı biçimde analiz eden araştırmalara ve raporlara zaman ayırmadı. Kürtlerin kendi gündemlerine yoğunlaşması; CHP ve MHP’nin de gündem oluşturan değil, AKP gündemini takip eden bir pozisyonda konumlanmaları, Erdoğan ve kurmaylarının Faz 2’ye geçmelerini kolaylaştırdı.

Yerel seçimlere kadar devam edeceğini tahmin ettiğim taşra muhafazakârlığına ve kentli alt-orta sınıf ahlakına oynayan stratejik operasyon, Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yerini yeniden genişleyecek bir seçmen tabanını hedefleyen yeni bir stratejik evreye bırakacak.

Erdoğan; taşra muhafazakârlığının ve kentli alt-orta sınıf ahlakının içini gıcıklayacak bir söylemle “muhafazakâr demokrat kimliğinin karma yurtlara, kızlı erkekli öğrenci evlerine tahammül gösteremeyeceği” mesajıyla bu kesimleri bir anlamda aktive etmiş oluyor aynı zamanda. “Çok sayıda ihbar alıyoruz. Elbette Valilerimiz, polisimiz bu ihbarları değerlendirecek” derken yol gösteriyor “hassasiyeti olan” kitlelere. Daha da ileri giderek, yurtdışı seyahati öncesinde bir gazetecinin sorusu üzerine de “itirazlarla nasıl başedileceğinin” temrinini yapıyor. “Bir kızla delikanlının aynı evde yaşamaları bizce uygun değil. Sizin meşrebinize uygunsa hayırlı olsun. Ama muhafazakâr demokrat bir parti olarak biz bunu kabul edemeyiz ve gerekirse bunun yasal düzenlemesini de yaparız”…

Şimdi “durumdan vazife çıkaracak” mukaddesatçıların ihbarlarıyla “temiz aile semtlerine sızmış gayrı ahlaki yaşam formlarının" ayıklanması sürecinde AKP tabanı yepyeni bir heyecanla tazelenecek. Bu operasyona karşı akılcı bir karşı strateji üretmesi beklenmeyen muhalefet, çatışmayı daha da derinleştirerek Erdoğan’ın değirmenine su taşıyacak. Çifte ahlaklı taşra muhafazakârlığının bir vakit nefsini körletmesinden sonra da zaten Cumhurbaşkanlığı seçimleri gelecek ki bir balkon konuşması, operasyon sırasında dökülmüş saçılmışları yeniden toplamaya başlamak için iyi bir fırsat oluşturur her zaman…

Erdoğan’ın hesapları tutar mı? Bir bakarsınız toplumsal muhalefet, bu kez Erdoğan’ın gündemini tersyüz eder ve ülkenin asli sorunlarına odaklanan bir siyaset süreci başlatır. Benim hâlâ umudum var… 

FAZ 2.1 i de okumak isterseniz TIKLAYINIZ

Son DüzenlenmeÇarşamba, 29 Ocak 2014 23:11
Öğeyi Oyla
(4 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık