Bir Kurt Masalı ya da Tereciye Tere Satmak...

Evinizdeki ve elinizdeki küçük kutulardan burada neler olup bittiğini bütün ayrıntılarıyla biliyorsunuz zaten. Türkiye, sizin bu satırları okuyacağınız 12. Gününde küçücük bir parktan bütün ülkeye yayılan direnişini sürdürüyor.

AKP yönetimi ve seçmenleri küresel finans çevrelerinin kendilerine karşı başlattığı bir sivil darbe girişimiyle karşı karşıya olduklarına dair güçlü bir kanaate sahipler. Başlangıçta bir “şaka” olduğunu düşündüğüm bu kanaatin Sn. Erdoğan’dan yakın çevresine, merkez teşkilatlardan en alt örgütlere kadar yaygınlaşarak kök saldığını görmek mümkün. AKP organizmasını saran ve histerik bir “yedirmeyiz” tepkisine dönüşen bu kanaate dair ellerinde güçlü kanıtlar bulunduğunu da (her ne kadar inandırıcı olmaktan uzaksa da) her mecrada dile getirmekten kaçınmıyorlar.

AKP liderliği faiz bloğu olarak tanımladıkları ve içlerinde Türkiye’deki bazı banka ve finans çevrelerinin, medyanın, sanayici ve yatırımcıların bulunduğu, kökü küresel sermayeye dayalı devasa bir organizasyonun hedefi haline geldiği inancında…

Tam da Dan Brown’un “Cehennem”ini okuduğum günlerde kitabın sayfalarından AKP liderliğinden sızan cümlelere geçiş yaparken kendi “kafamı” sorgular halde buluyorum kendimi. Yoksa ben okuduğum kitaba kendimi fazla kaptırdım ve aslında Türkiye’de bütün bunlar olmuyor mu? Ya da tam da benzer bir küresel organizasyondan söz eden Cehennem’i okuyan bazı AKP kurmayları, kitaba kendilerini fazla kaptırmış olabilirler mi? Türkiye burası? Neden olmasın?

Gerçi öyle bir istihbarat ağı var ki Hükümetin, Taksim’de solunan havayı “koklamamış” olmalarına da ihtimal vermiyorum ama sayıları artık yüzbinlere ulaşan İstanbulluyu bir gecede en gelişkin teknolojiyi de kullanarak 70’lerde yitirdiğimiz değerlerle yeniden buluşturan bir atmosfere taşıdığını görmüyor olabilirler mi?

Neydi o değerler? Yaşı henüz 30’a yeni dayanmış genç bir arkadaş, Taksim meydanının ortasında şöyle özetledi bana: “Abi, bizim halk gerçekten böyle miydi? Bizim halk gerçekten birbirine karşı bu kadar nazik, bu kadar özenli, bu kadar zarif davranan bir halk mıydı?”

Sorunun kaynağında yatan görüntüleri AKP liderliğinin istihbarat kaynaklarının bilmemesi mümkün değil. Aksi takdirde Taksim’de toplanan yüzbinleri kahkahalara boğacak kadar mesnetsiz bir iddiayı, finans çevrelerinin sivil darbesi iddiasını bu denli kolay ileri süremezlerdi.

Söyleyeyim: Taksim ve çevresi, özellikle biz 78 kuşağı geçkin solcuların siniri bozacak kadar “anti-kapitalist” bir kurtarılmış bölgeye dönüşmüş durumda… Hatta eminim, benim kuşağımdaki birçok insan, “bizim düşlerimizi süsleyen neydi?”yi görmenin şaşkınlığından ayrılamıyor Taksim’den…  Paranın adeta dolaşımdan kalktığı, tahayyülü zor, dev bir komünün kurulduğu, üstelik ideolojik açıdan akıl almaz bir çeşitliliği de barındıran bir rüya kentine dönüştü Taksim. İsteyenin helva kavurup dağıttığı, isteyenin Kur’an okuyup namaz kıldığı, isteyenin devrimci marşlarla coştuğu, dileyenin halaylara durduğu, içinde kadın sorunundan eşcinsel sorununa, silahlanma karşıtlığından organik beslenmeye kadar sayısız “çalışma ve tartışma grubunun” kurulduğu dev bir alternatif yaşam alanı.

Bir Türkiye gerçeği mi peki bu? Hayır, kuşkusuz değil. Ama Türkiye gerçeğinin önemli bir parçası! Orada olan kitlelerin güçlü bir mesajı: Ben de varım! Beni de gör! Beni yok sayma! Beni yok etmeye çalışma!

Tahmin edebileceğiniz gibi günlerdir her kesimden, her anlayıştan sayısız insanla konuşuyoruz. Tek kimlikli, tek merkezli bir yapı yok Taksim’de. Olması da mümkün değil.

İşte AKP liderliğinin ve “dışarıdan” Taksim’e bakanların anlaması gereken, bizlerin de AKP liderliğine günlerdir anlatmaya çalıştığımız şey bu…

Eğer finans çevrelerinin bir tehdidiyle karşılaştığınıza gerçekten inanıyorsanız, eğer bu konuda somut delillere de sahipseniz; yanınıza alabileceğiniz ve birlikte hem ulusal hem küresel finans çevrelerinin darbe girişimine karşı durabileceğiniz en yakın müttefikiniz tam da bu insanlar: Taksim’dekiler!

AKP liderliği gücünü Küresel sermaye ile entegre olmak için olağanüstü bir çaba gösteren ve bunu gayet de iyi başaran Anadolu sermayesinin itici gücüyle iktidar oldu, güçlendi ve gücünü koruyor.

Bu süreçte her ne kadar Kemalizm’i kalkan yapan eski sermaye grupları olayı bir laik-anti laik savaşıyla maskelemeye çalışsa da Taksim’deki yüzbinlerin ezici çoğunluğu, AKP seçmeninden çok daha fazla yapabiliyor bu savaşın sınıfsal analizini.

Taksim’i ne yazık ki sanal ve sürdürülebilir görünmeyen, ama Türkiye’de güçlü bir nüve olduğunu göstermesi açısından da çok umut verici bir alternatif yaşam alanına çeviren yüzbinlerin tek bir ortak paydası var: “var olma hakkını savunmak”

Uzunca bir süredir Kıbrıslı Türklerin yükselttiği tepkiye çok benzeyen bir tepki bu. “Kimliğimle, rengimle, yaşam biçimimle, kültürümle, ürettiğim ve biriktirebildiğim, geleceğe taşımak istediğim her şeyimle… Var olmak istiyorum!” Bu kadar net, bu kadar yalın, bu kadar özlü bir talep!

AKP tabanını oluşturan %50’nin çok önemli bir kesim için Cumhuriyet tarihi boyunca kuşaktan kuşağa aktarılan bir dışlanma/ savunma kültürü genlerine işledi. İnançlarından ve yaşam biçimlerinden dolayı dışlanmayı, hor görülmeyi ve dayatmalarla mücadele etmeyi bilen bir topluluğun şimdi benzer saiklerle hareket eden yüzbinlerle güçlü bir empati kurmaları beklenir.

Bir zamanlar “efendiler bu şapkadır, bundan sonra bu giyilecektir” diyen zihniyet ile “hanımlar beyler, oturuşunuza kalkışınıza çeki düzen verecek, şu saatler arasında içmeyecek, şunları yapacak, bunları yapmayacaksınız” demeye başlayan zihniyet arasında bir fark olmadığını anlamaları beklenir.

Evet mesele üç-beş ağaç değil, tıpkı bir zamanlar AKP seçmenlerinin büyük çoğunluğunun hissettiği ve mücadele ettiği dayatmacı, kaba üslup ve uygulamalardır. Bu üslup ve uygulamalar ortadan kalktığında, bir iktidar partisi olarak AKP’ye bütün bu olanlara rağmen Türkiye’de (kendi adıma maalesef) güçlü bir alternatif zaten bulunmuyor. Artık sandıkla geleni kimse sandık dışı yöntemlerle götüremez ama sandıkla gelen de sandığı kalkan olarak kullanıp tüm topluma kendi ideolojisinin ürünü tek tip bir yaşam tarzını dayatamaz.

Yüzbinleri sokağa döken dayatmacı ve kaba üslubu görmezden gelip, finans çevrelerinin sivil darbesi hikâyesine sığınmak, işin kötüsü gerçekten buna inanmış görünmek, Taksim’deki yüzbinlerin zekâsına ya da AKP liderliğinin zekâsına, bizzat AKP’liler tarafından yapılmış bir hakaret olsa gerektir.

Yaşadığımız bunca şeyden sonra, vaktiyle Kemalizm’i kalkan yapanların artık kimsenin “yemeyeceği” taktiklerine başvuran bir AKP cinliğinin sökmeyeceğini korkarım bilmeyen, göremeyen de yine sadece AKP liderliği…

Onun için, gelin biz “Müslüman mahallesinde salyangoz satmayalım”, gelin siz de “Tereciye tere satmayın!” olur mu?

 

Son DüzenlenmeÇarşamba, 29 Ocak 2014 23:20
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık