Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Alman Halkının bir biçimde masum olduğunu düşünebilir miyiz? Hitler faşizmi dalga dalga yükselirken, onu oylarıyla iktidara taşıyan Almanlar masum olabilir mi?

Yahudilere, Komünistlere, Çingenelere, Eşcinsellere, hatta sosyal demokratlara ve liberallere karşı ağzından köpükler saçarak nefret kusan bir söylem, kulaklarınızda çınlarken onu iktidara taşıyor, en azından sinip sessiz kalıyorsanız, masumiyetinizden söz edilebilir mi?

Sokaklarda Yahudiler tartaklanmaya, dövülmeye başlandığında kafanızı başka bir yöne çevirmişseniz… Yahudilerin dükkanlarına Davut yıldızları çizilmeye başlandığında rahatsız olmamışsanız… Komünistler, Çingeneler, Eşcinseller ve her türden “ötekine” karşı örtülü veya açık şiddet uygulanmaya başlandığında hiçbir şey yokmuş gibi davrandıysanız, masumiyetinizden söz edilebilir mi?

Herşey olup bittiğinde, 6 milyon Yahudi’nin toplama kamplarında, gaz odalarında katledildiği “etnik temizlik” tamamlandığında… Komünistler, sosyal demokratlar, liberaller, eşcinseller, Çingeneler yok edildiğinde… En sonunda Hitler, metresi Eva ile birlikte şakağına kurşun sıkıp, Nazi Almanyası’nın sonu geldiğinde… Alman halkı ne hissetti? “Biz hiçbir şey görmedik, duymadık, bilmiyoruz” mu dediler? Yoksa “olayların bu noktaya geleceğini tahmin edemezdik” mi dediler?

O kadar uzağa gitmeye de gerek yok. Daha hafızalarımızdadır, Tito’nun Yugoslavyasında “barış içerisinde bir arada yaşayan” Sırpların, Bosna’lı Müslümanların gırtlağına sarılıvermesi… “Sadece 1 ay önce söyleselerdi inanmazdım” diyor Bosna’lı bir kadın, “sokakların kan gölüne döneceğine, Sırp komşumuzun bir anda en azılı can düşmanımız haline geleceğine…”

Herşey olup bittiğinde, birbirlerinin gırtlağına bir anda sarılıveren sıradan insanlar acaba ne düşünürler, ne hissederler?... Toplu bir histerinin, toplumsal bir çıldırmanın ardından geriye nasıl bir ruh hali kalır acaba?

Kurumsallaşmış faşizmin ürkütücülüğünü biliyoruz. Ağır semboller, nefret söylemleri, şiddetin bir siyaset aracı haline geldiği ve kitlesel kırımların vak’a-i adiyyeye dönüştüğü faşizm uygulamalarına dair sayısız dokümana sahibiz… Üzerinde en az konuştuğumuz ya da daha az fikir sahibi olduğumuz şey ise faşizmin sıradanlaşması, sıradan faşizmdir…

Sokaktaki hangi ortalama insana sorsanız, faşizme ilişkin size üç-beş satırlık bir tanımlama yapar. Ancak Faşizmin görüngüleri dışında bir alt okuması olmayan ortalama Türkiye insanı için faşizm ve ırkçılık hep “uzak diyarlara ait”, yabancı bir olgudur… Örneğin ABD’de veya vaktiyle Güney Afrika’da siyahlara yöneltilen uygulamalar, ortalama Türkiye insanı için son derece ayıp ve “kabul edilemez” uygulamalardır. Ya da toplama kampları, gettolar, gaz odaları, Yahudi düşmanlığının imha politikasına dönüşmesi, hep “inanılmaz ve kabul edilemez” niteliktedir Türkiye insanı için… O uzak diyarların, bize yabancı söylem ve uygulamalarını kendimizle bağdaştıramayız ve Türkiye’de bu tür şeylerin olabilmesine ihtimal vermeyiz…

Oysa faşizm sıradanlaştıkça içselleştirilen, içselleştirildikçe belirginliğini yitiren, belirginliğini yitirdikçe de kabullenilmeyen bir olgudur…

Türkiye’de ortalama bir insana, bu ülkede ırkçılığa ve faşizme dayalı kitlesel kırımlar yapıldığını kabul ettiremezsiniz… Oysa Dersim, Kahramanmaraş, Çorum, Sivas katliamları olarak literatürümüze giren kitlesel kırımlar tam da sıradan insanların, basit bir provokasyonla bile çıldırabildiğinin ve çoluk çocuk demeden yüzlerce insanın katledilebildiğinin somut, çıplak örnekleridir…

Toplumsal hafızamız, bu “kara lekeleri” bilinçaltının gerilerine itmiş, bu kitlesel vahşetleri “çok eski zamanlarda yaşanmış ve mutlaka birilerinin kışkırtmasıyla gerçekleşmiş” münferit olaylar olarak kodlamıştır… Oysa bu olaylar ne “çok eski zamanlarda” yaşanmış, ne de sadece “kışkırtmayla açıklanabilir” kitlesel kırımlardır ve kitlesel kırımlar, “bahanesi ne olursa olsun, ne kadar kışkırtılmış olunursa olunsun” toplumların yeltenmemesi, yeltendiği takdirde utanması, utanmakla yetinmeyip hesap vermesi gereken suçlardır!

Bugün bir dostumuz tarafından aktarılan “Ne Mutlu Türküm Diyebilir misin?” vak’ası (Bkz. http://onverita.com/blogs/hakan_kizilay/sen_ne_mutlu_turkum_diyebilir_misin) sıradan faşizmin henüz basit bir “sivilce” boyutundaki uç vermesiyse, coğrafyamızın şu anda bu türden sayısız sivilcelerle gerçek bir cerahat yuvasına dönüştüğünü görmek için zaman yitirmemek gerekir…

Daha dün İzmir’de DTP konvoyuna karşı gerçekleştirilen ve her nasılsa “beyaz medyamızda” “DTP Konvoyunda Kavga” manşetiyle duyurulan faşist saldırı da bu ölçüde sıradanlaştırılabilir. Oysa DTP konvoyunda kavga çıkmamış, bir grup faşist açıkça Parlamentoda grubu bulunan bir siyasi partinin genel başkanının da bulunduğu konvoya saldırmıştır. Manşetlerin bile faşizmi sıradanlaştırdığı bir iklimdeyiz ne yazık ki…

Faşizm, ırkçılık, şovenizm ve ayrımcılığın, ötekileştirmenin iyice silikleştiği, sıradanlaştığı bir ortamda hiç birimiz, bir diğerinden daha temiz ve masum değiliz. Ürkülmesi gereken şey, üzerinde hiç düşünmeden söylediklerimizin, düşünmeden yaptığımız eylemlerin aslında utanmamız, tiksinmemiz, dehşete kapılmamız gereken potansiyel sonuçlarıdır…

Facebook başta olmak üzere, paylaşım sitelerinde dolaştırdığımız “eğlenceli” videolar veya “zararsız görünümlü” metinlerin aslında her birimizin kafasında şiddetli bir sıradanlaştırma/içselleştirme/silikleştirme operasyonunun nüveleri olduğunu fark etmek zorundayız…

Şu aralar hayli popüler olan bir videoya ilişkin birazcık derinlikli bir alt okuma, aklı başında bir insanı utandırmaya, tiksindirmeye yetecektir sanırım…

Yeni yetmelerin hatırlayamayacağı bir eski ünlü, bir zamanların ünlü şantörü Kudret Şandra’nın paylaşım sitelerinde hacı kıyafetiyle dolaşan videosundan söz ediyorum… Homofobik olmadığından emin olduğum arkadaşların bile neşeli yorumlarla dolaşımına katkıda bulunduğu bu videoda, ağarmış sakalı, hacı kıyafetiyle Şandra şarkı söyleyip dansediyor. Komik olmaktan çok, eski bir sanatçının güncel durumuyla ilgili trajik bir içeriğe sahip bu videonun dolaşımına katkıda bulunanlar kuşkusuz iki görüngü üzerinden hareket ediyorlar:

1-      Videoda “tanımadıkları” yaşlı bir erkek yer alıyor.

2-      Bu erkek, oldukça feminen bir görüntü sergiliyor (işin “eğlenceli” yani homofobik yanı burada devreye giriyor)

3-      Üstelik bu feminen görüntülü erkek bir hacı! (işte burada da işin laikçi/statükocu yanı devreye giriyor)

Dolaşımına katkı koyanların bir bölümünün homofobik olmadığını, bir bölümünün de laik hassasiyetlerinin olmadığını bilmemize rağmen bu videonun dolaştırılmasındaki iştahı neye bağlayabiliriz? Yanıt ne yazık ki fazlasıyla sıradan… Bir erkeğin kırıtarak dansetmesi, üstelik kırıtarak danseden bu erkeğin bir “hacı” olması… Tek bir video ile isteyenin homofobik nefret ve alaycılığını, isteyenin “laikçi” tavrını kusabilme olanağı bulduğu, “bir taşla iki kuş” vak’ası anlayacağınız… Bunu izleyen bir müslümanın ya da bir eşcinselin incinebilme ihtimalini aklına bile getirmeyen bir sıradanlıkta ortağı olduğumuz ve fakat üzerinde düşünmediğimiz gibi, ayrıntıya dikkat çekildiğinde muhtemelen sinirleneceğimiz kolektif bir ayıp…

Şeytan ayrıntılarda gizlidir oysa…

Son DüzenlenmePazar, 19 Mayıs 2013 23:20
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık