Şaşılacak Ne Var?

Kendi ajandasını doludizgin uygulamaya sokan AKP hükümeti aslında ne otoriterleşiyor ne de muhafazakâr-milliyetçi bir çizgiye evriliyor. AKP’nin “sınıfsal bir tezahür” olduğunu kabul etmemekte ısrarcı olanlar şaşırıp öfkelenedursun, taşra sermayesinin yeni iktidarının yaptığı tek şey Türkiye’nin ayarlarını taşra vizyonuna göre revize etmek.

Cumhuriyetin devlet eliyle seçkin bir burjuvazi yaratma projesi çöktü. “Anadolu kaplanları” on yıllar boyunca sırtını devlete dayayarak şişmanlayan, şişmanladıkça daha da konformistleşen Cumhuriyet burjuvazisini iki tokatta yere seriverdi.

Şimdi 90 yıldır alınamayan ihalelerin, girilemeyen devlet dairelerinin, yenilemeyen rantların rövanş zamanı! Kimse homurdanmasın, bugüne kadar yiyip içtiklerine, tadını çıkardığı ayrıcalıklara saysın.

Oluşturulan dikensiz gül bahçesinde 80 yıl boyunca tepesine vurula vurula susturulmuş bir toplumu babalarının çiftliği gibi yöneten Cumhuriyetin seçkinleri, şanslarını çok kötü kullandılar çünkü… Onlar taşrada, kentleri çepeçevre saran “şirin mi şirin” gecekonduları kendilerinden ayıran şık bulvarlara taşmadıkları sürece hoş gördüler ağzı tarhana kokan “yoksul” dindarları…

Şimdi feryadın nedeni biraz da bu… Seçkinler, kendilerine ayrılmış şık mekânlarda sürekli burun buruna gelir oldular eğitimli, şık, dindar yeni zenginlerle…

El değiştiren sermaye, tarihin akışına uygun biçimde kendi kültürüne uygun bir yaşam formunu inşa ediyor. Kendi alanını adım adım genişletiyor. Eskiden dindar yoksulların kapısından giremediği Boğaz mekânları, lüks oteller, ordu evleri başta olmak üzere, neden sadece Cumhuriyet seçkinlerine tahsis edildiği hiç sorgulanmayan her yerde dindar yeni zenginler boy gösteriyor.

Anadolu sermayesi semirip devletin kontrolünü ele geçirdikçe, daha önce zaten uyguladığı kendi bildik kurallarını artık genelleştiriyor. Mesele şu ki, eskiden çok küçük bir azınlık olarak bütün bir toplumu kendi kurallarıyla yöneten Cumhuriyet seçkinleri, yeni zengin dindarların aslında toplumun çoğunluğunun değerlerini temsil ettiğini kabule yanaşmıyorlar…

Türkiye toplumunun gerçekte ne olduğunu anlamak için sosyal profil araştırmalarına şöyle bir bakmak yeterli olmasına rağmen Cumhuriyet seçkinleri geçmişte hiç umursamadıkları ve bir gün yönetime talip olacaklarına hiç ihtimal vermedikleri taşra iktidarının kurallarını gerçekten “yeni” zannediyorlar.

Türkiye’de kadın nüfusunun %80’i için başörtüsü denilen “nefret nesnesi” zaten gündelik hayatın bir parçasıydı. Cumhuriyet seçkinleri sadece kendileri gibi olanlara ve kendi kurallarına biat edenlere açtıkları alanlarda yarattıkları illüzyon nedeniyle bu gerçeği yok saydılar.

Toplumun ezici çoğunluğu için namaz, oruç, alkol kullanmama, başörtüsü gibi “dini zorunluluklar” her koşulda Cumhuriyetin “resmi zorunluluklarından” önce gelmiş, ancak her zaman her yerde olduğu gibi “altını ve silahı olan kuralı koyduğundan”, değerlerini Cumhuriyet seçkinlerinin ilgilenmediği kendi alanlarında yaşamakla yetinmişlerdi…Dindarların, başörtülü kadınların, sınıf atlayıp Cumhuriyet seçkinlerine ayrılan kompartımana hamle yaptığında kopan kızılca kıyamet bundan…

Gerçeklikten kopmuş Cumhuriyet seçkinleri için taşralı dindarların yaşam biçimi “tercih edilmiş” olamayacağından, “tercih edilip edilmediğini” hiç sorgulamaksızın, yukarıdan aşağıya dayatma küstahlığında tuhaflık bulmadıkları “Cumhuriyet devrimlerini” toplumun yegâne değerleri olarak kabul ettiler.

Argümanlar belliydi zaten: Kadınları eve kapattığına, ekonomik-sosyal yaşamdan dışladığına inanılan dini kurallar manzumesinin “aydınlanmış kafalarca” tercih edilmesi zaten mümkün değildi. Ta ki başörtülü kızlar üniversite kapılarına yığılıp “başörtümden de eğitim hakkımdan da vazgeçmiyorum” diyene kadar. Ta ki elinde çok iyi derecelerle kazanılmış diplomalarıyla başörtülü kadınlar “devlet dairelerinde çalışmak, doktor, avukat, yargıç olmak istiyorum” diyene kadar… Ta ki zenginleşen dindarlar şık otellerde “alkol istemiyorum, bikini giymeden denize girmek, namaz kılacak yer istiyorum” diyene kadar…

Kadına eşit değer atfettiği iddiasında olan Cumhuriyet seçkinleri, kadının başını örtüp örtmeyeceğine kendisinin karar verebilecek kadar “eşit” olmadığını söylemekte sakınca görmediler. Kadının giyim kuşamına indirgenerek sürdürülen bir modernleşme algısının çökmesiyle koptu kızılca kıyamet!

Cumhuriyet seçkinleri devletleştirdikleri İslam’ı kendi meşreplerince tarif ededursunlar, onlarca yıl yoksul ve yoksun bir yaşama mahkûm edilen dindarlar kendi tariflerince yaşadıkları İslam kurallarını şimdi genişleyen yaşam alanlarına taşıyorlar… Bu acı gerçeği bir türlü kabul edemeyen Cumhuriyet seçkinleri için kahredici bir rövanş bu!..

Namaz da kılan, oruç ta tutan, başını örtüp tesettüre uygun giyinen, “Allah rızkını verir” diyerek doğurmaktan, çoğalmaktan kaçınmayan, alkolü günah kabul eden, evlilik dışı ilişkiyi suç sayan, eşcinselliği sapkınlık olarak gören, şehadete inanan, milliyetçi-muhafazakâr taşra ahlâkı, şimdi kendi kurallarını genelleştirebilme fırsatını tepe tepe kullanıyor.

“Halkımız” diye söze başlayanların bir türlü yüzleşmek istemediği sert gerçeklik bu… “Halkınız” tam da bu zaten?

AKP’nin toplumu ve seçmen çoğunluğunu temsil eden taşra ahlâkını resmileştirmesinde şaşılacak hiçbir şey yok. Asıl şaşılması ve üzerinde düşünülmesi gereken, Cumhuriyet seçkinlerinin böyle bir topluma rağmen bu ülkeyi 80 yıl baskılayarak nasıl yönetebildiği…

Avrupa Gazetesi/Londra, 30 Mayıs 2012

Son DüzenlenmePerşembe, 16 Mayıs 2013 20:40
Öğeyi Oyla
(0 oy)
Bu kategoriden diğerleri: « Gezi'de Kim Ne Kazandı? Tarihi Seçim »

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık