Şaka

“Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor” diyerek söze başlar Marx ve Engels ünlü Komünist Manifesto’da. Takvimler bundan tam 119 yıl öncesini, 1 Şubat 1893’ü gösterir. Avrupa egemenleri karşılarına çıkan her türden muhalefeti “komünistlikle” suçlamaktadır. Avrupa’nın ve dünyanın her yerinden “gerçek” Komünistler bu karmaşaya bir son vermek ve Komünistlerin ne istediklerini, neyi amaçladıklarını açıklığa kavuşturmak üzere Londra’da toplanarak Komünist Manifesto’yu kaleme alırlar… İşte Marx ve Engels’in toparladığı bu ortak metinde “gerçek Komünistler”, Avrupa egemenlerinin kendilerini var güçleriyle “komünizm tehlikesini defetmeye vakfetmeleri” ve bu amaçla en küçük bir muhalif hareketi bile komünistlikle suçlamaları ile dalga geçerler.

Geçtiğimiz yüz yıl boyunca bayıla bayıla kullandıkları “komünizm hayaletinin” maskelediği gerçeklerin, Avrupa’yı ve dünyayı faşizm felaketine sürüklemesinden bile ders alınmadığından, dünyanın her yerindeki egemenler “hayalet hikâyelerine” hâlâ bayılırlar. Ama hikâyeler bittiğinde geriye salt ve sert gerçeklik kalır ki bu gerçekliğin bedeli halklara ödetilir.

Türkiye’de pek meşhur “bu kış komünizm gelecek” korkutmacası hala akıllardadır. O korkutmaca sayesinde toplumdaki her türden hak ve özgürlük mücadelesinin önü kesilmiş, o sayede ülke on yıllar boyunca bir avuç egemenin rahatça talan düzenini sürdürebilmesine uygun bir iklimde yönetilmişti. Kapitalizmin uluslararası “asgari standartlarını” talep etmek; fikir ve inanç özgürlüğü başta olmak üzere en temel demokratik hak ve özgürlüklerden söz etmek Türkiye’de “komünist” yaftasının boynunuza asılması için yeter de artardı bile.

Büyük algı bulanıklığımızın altında yatan sorun tam da budur. Cumhuriyet tarihi boyunca “komünist”, “sosyalist”, “solcu”, “devrimci” olarak bildiğimiz parti, örgüt ve insanların “sosyalizm” adı altında aslında en temel liberal, burjuva demokratik değerleri talep ettiklerini, egemenlerin ise toplumda baş gösteren demokratik talepleri “komünizm hayaleti” hikâyesiyle bastırdıklarını fark etmemiz çok zaman aldı.

Burjuva demokratik nizamın cidarlarını daha da esnetmeye, emek-sermaye ilişkisinde her türlü “düzenleyiciliğe” karşı çıkan anlayışı ifade eden “liberalizm” bizde bol bulamaç küfür olarak kullanıladursun, bu kavramı küfre dönüştürerek kullananların “burjuva demokrat” olduğu gerçeğini elbette değiştirmiyor. Bu kafa karışıklığını, kapitalistleşme sürecini sağlık emaresi sayılacak bir sınıf mücadelesi ile gerçekleştirmek yerine “devlet eliyle” yukarıdan aşağıya doğru düzenlemelerle yapan bir ülke şartlarında gidermemiz çok zaman aldı.

Bugün 1920’li yılların vizyonuyla şekillenen Kemalist Cumhuriyet düzenlemelerini “devrim”, Kemalizm’i “devrimcilik” olarak niteleyerek bunu sol-sosyalist sosa bulayıp yeniden piyasaya sürenlerin de gayet iyi bildiği gibi, Kemalizm’in gerçekte sol ile, sosyalizm ile en küçük bir duygudaşlığı olmamıştır. Bilakis, 1-7 Eylül 1920’de Bakü’de toplanan Doğu Halkları Kurultayı’nın hemen ardından 10 Eylül 1920’de kurulan TKP’yi boğmak, Anadolu’da yükselen anti-emperyalist mücadeleye “sosyalist karakter kazandırmak” amacıyla yola çıkan TKP liderlerini Karadeniz’de katletmek Mustafa Kemal ve arkadaşlarınınilk icraatlarından biri olmuştur. Bu konuda o kadar ileri gidilmiştir ki, “memlekete Komünizm lazımsa onu da biz getiririz” denilerek, hani o yaşlandığında “bu yıl komünizm gelecek” diyen Celal Bayar’a 18 Ekim 1920’de sahte bir Komünist Partisi bile kurdurulmuştu.

“Gerçek” Komünist Partisi’nin liderlerini Karadeniz’de boğduran Mustafa Kemal ve arkadaşları (Tevfik Rüştü Aras, Yunus Nadi, Refik Koraltan, İsmet İnönü ve hatta Kâzım Karabekir), Celal Bayar’a kurdurdukları “çakma” Komünist Partisi’ne üye olarak ne kadar “şakacı” olduklarını da kanıtlamışlardı.

Aynı tatsız şakanın bugün Kemalistler tarafından ısrar ve inatla sürdürülüyor oluşu ve sol-sosyalist değerlerle gözümüzün içine baka baka kafa bulmaları bu yüzden şaşırtıcı gelmiyor…

Cumhuriyetin kurucuları bu şakayı diledikleri gibi yönetebileceklerini bildikleri hepitopu 10 milyonluk, okuması yazması olmayan, yoksul ve eğitimsiz bir halka yapıyorlardı tamam ama… 2012’deyiz be arkadaş…

Avrupa Gazetesi/Londra, 15 Mayıs 2012

Son DüzenlenmePerşembe, 16 Mayıs 2013 20:40
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık