Tophane Vak'ası: Bir Büyük Yatırımcı Olsaydım!

Tophane olayı üzerine tartışmaya devam edelim… Bir önceki yazıda olayın sosyolojik boyutu üzerinde durmuş ve bölgeye hiçbir ön rehabilitasyon programı, uyumlulaştırma çalışması düşünülmeden hızla giren lüks eğlence ve kültür mekanlarının semt sakinleri üzerindeki sosyal-psikolojik etkilerinin olayı tetiklediği görüşünü savunmuştum.

Tophane, Galata bölgesi 40’lı, 50’li yıllardan itibaren ülkeyi terk eden azınlıklara ait değerli konutları bir biçimde ele geçiren kent yoksullarının yoğunluklu olarak yaşadığı semtlerdir. Buradaki “bir biçimde ele geçirme” olayını deşmek gerekiyor.

Semtteki çoğu bina el değiştirmiş azınlık mülküdür. Varlık Vergisi, 6-7 Eylül, 1974 ve 1980’li yıllarda azınlıklara yönelik yıldırma operasyonları sırasında ülkeyi terk etmek zorunda kalan azınlıklardan kalan, zaman içerisinde çoğu harabeye dönüşmesine rağmen insanların hala içlerinde yaşamaya çalıştıkları bu binalarda, Anadolu’nun çeşitli yörelerinden gelen insanlar çok düşük kiralarla barınmaktadır. Mülk sahiplerinin çoğu öldüğü ve varislerinin de yurt dışında bulunması nedeniyle bu binalar çoğunlukla vakıf veya avukatlar elinde ne bakımları yapılarak ne de gelir amaçlı değerlendirilerek kullanılamamışlardır. Halen bu binalarda 30-40 yıldır çok düşük kiralarla oturanlar, ölüm veya başka bir nedenle bu binaları terk etmek zorunda kaldıklarında, ikinci-üçüncü halka yakınlarına devretmektedirler.

Daha açık bir anlatımla, vaktiyle bir kez girmiş olanlar kolay kolay bir daha bu binaları terk etmemektedirler. Örneğin Tophane için konuşmak gerekirse, çoğu Siirt çevresinden gelmiş, Arapça konuşan, yoksul, dindar, geniş ailelerdir bu semtte yaşayanlar.

Tüm muhafazakar yapılarına rağmen Tophane ve Galata bölgesi,  aynı zamanda her türden sıra dışı yaşam biçiminin de beşiğidir. Büyük umutlarla İstanbul’a gelmiş ve bu bölgeye yerleşmiş insanlar, doğal olarak geleneksel yaşam formlarını koruyamamış, metropol hayatının karmaşık problemleri karşısında savunmasız bırakılmışlardır. Uyuşturucu, fuhuş, kumar, hırsızlık ve gasp, her türden şiddet bu bölge insanları için yabancı olmayan gündelik olaylardır. Çelişki gibi görünse de, bir yanıyla muhafazakar, geleneklerine bağlı ve fakat bir yanıyla da metropol hayatının tüm mayınlı alanlarında gezinen, kendine özgü değerleri ve kültürü olan, geleneksel ile moderniteyi eklektik bir yaşam formunda harmanlayan lümpen bir kitleyi oluşturur bu semtlerin insanları.

Bu kitle ile, bu kitlenin hayatına bodoslamadan giren, şık restaurant ve cafeler, galeriler ve kültür merkezlerinin çektiği “seçkin kentliler”, “entelektüeller”, “marjinaller”  ve “dünya vatandaşlarının”  buluşması çok sert oldu.

Son derece hızla yaşanmakta olan kentsel dönüşüm, aslında kent yönetimlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının üstlenmesi gereken sosyal dönüşümle birleştirilmediğinden, yaşanan travma ne kestirilebildi ne de önlem alınabildi.

Bu işin “iklimsel” boyutu… Yani bugün “Tophane Olayı” olarak andığımız patlamanın iklimini oluşturan sosyal nedenler…

İşin bir de ekonomik boyutu var…

Her şeyden önce, Tophane ve Galata’nın o viran binaları, geride bıraktığımız 10 yıl içerisinde çoğunluğunu seçkin aydınların oluşturduğu bir kesim tarafından satın alınıp restore edilerek “değerlendirildi”. Aslında çoğunluğunu İstanbul entelijansiyasının oluşturduğu bu insanların bölgeye yaptığı yatırım, bir anlamda kendi kültürel ve sosyal gettolarını yaratma saikinin bir sonucuydu. 90’lardan itibaren aydınlar, reklamcılar, yazarlar, ressamlar, çeşitli dallardaki sanatçılar, kültür insanları ellerine geçen paralarla Galata’da, Tophane’de, eski, viran binaları uygun fiyatlarla satın alıp restore ederek hem yatırım yapmış, hem de emlak rantının gözünü başka alanlara diktiği ve bölgeye hiç yüz vermediği bir ortamda kendi yaşam alanlarını yaratmayı hedefliyorlardı.

Buradan bakıldığında, kültür insanlarının tarihi Pera bölgesini yeniden canlandırmak ve vahşi emlak rantiyelerinin kem gözlerinden uzakta küçük yatırımlarla kendi yaşam alanlarını oluşturmak gibi “iyi niyetli” bir çaba içerisinde olduklarını söylemek yanlış olmaz…

Ancak tarihi Pera, kültür insanlarının sabırlı ve cesur yatırımlarıyla değerlendikçe en çok sakınılan şey gerçekleşti. Artık bir dünya kentine dönüşmekte olan İstanbul’da yabancılar için de bir çekim merkezi haline gelen ve her geçen gün parıldayan Pera, emlak canavarlarının iştahını kabartmaya başladı…

Galata Port projesi, bu iştahı artık gözü kara bir hırsa dönüştürecek atmosferi tetikledi…

Karaköy Meydanından Tophane’ye kadar yaklaşık 2 km. lik sahil şeridinin dünya çapında bir turizm ve ticaret merkezine dönüştürülmesinden ve daha bu projenin ortaya çıkmasıyla birlikte bölgede emlak fiyatlarının 2-3 kat değerlenmesinden söz ediyoruz…

Bakalım şimdi elimizde ne var?

Bir yanda saf dışı edilmesi, kurtulunması gereken kent yoksullarından oluşan semt sakinleri…

Bir yanda, kendi kültür evrenlerini yaratmaktan gayrı dertleri olmayan, küçük yatırımlarıyla risk almış aydınlar, sanatçılar, kültür insanları…

Ve öbür yanda da Galata Port projesiyle akıl almaz kârların hesabını yapan ve henüz ortalıkta görünmeyen büyük, çok büyük yatırımcılar…

Eğer ben o büyük, çok büyük yatırımcılardan biri olsaydım ne yapardım?

Öncelikle o mücevher gibi parıldayan binalar kimin elinde ona bakardım sanırım… Küçük yatırımcıların, kültür insanlarının elinde, onların “fantezi dünyalarına kurban edilmiş” ama çok çok değerli olduğunu, daha da değer kazanacağını bildiğim mülklere bakardım…

Bu mülkleri elde edebilmenin en kısa yolunu araştırırdım… Bilirdim ki bu inatçı ve hayalperest kültür insanları, bin bir emekle restore ettikleri o binaları gönül rızasıyla satmaya yanaşmayacaklar…

Gönül rızasıyla satmaya, oraları “gerçek değerini bilen büyük, çok büyük yatırımcılara” terk etmeyeceklerini biliyorsam, onları rahatsız etmeyi, ürkütmeyi, nihayet kaçırmayı denerdim herhalde…

Üstelik bunu elimi kirletmeden yapardım sanırım… Zaten huzursuz olan semt sakinleri arasında, bu huzursuzluğu şiddetli bir gösteriye dönüştürmekten kaçınmayacak, gözüpek, bıçkın “iyi çocuklar” bulmak zor olmazdı herhalde benim için…

Bilirsiniz… Her zaman, her yerde hazır ve nazırdır bu iyi çocuklar… Bazen vatan millet için… Bazen mahallenin namusu için…

Yani ben büyük, çok büyük bir yatırımcı olsaydım… Mesela Talimhane'ye baksaydım... Sadece bir kaç yıl önce yedek parçacılar mekanı olan Talimhane'nin 28 otel, 5.000 yatak kapasiteli dev bir turizm merkezine dönüştüğünü görseydim... Galata Port'un bundan kat be kat, kat be kat büyük bir proje olduğunu bilseydim...

Acaba ne yapardım?

Son DüzenlenmePazar, 19 Mayıs 2013 23:30
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık