Kraliçe ve Züğürt...

Kraliçe’nin tacından bir mücevher düşecek diye heyecanlanan 3. Dünya intikamcılığının çekiciliği, ne yalan söyleyeyim beni bile sarmadı değil. William Wallace’ın destansı mücadelesini Mel Gibson’ın o her dem buğulu gözleriyle izleyip duygulanmış kuşağız ne de olsa. İşin içine biraz da Kraliçe’nin İrlanda’ya reva gördüklerinin rövanşist duygusu girince, “Hadi İskoçya! Bastır İskoçya!” nidalarıyla İskoçların referandumda ayrılık kararı vereceği beklentisiyle içimiz kıpır kıpır oldu.

3 yıl önce hâlâ Kraliçenin ülkesinde olduğumuzu unutmaksızın Edinburgh’taki İskoç Parlamentosunu, İskoç Ulusal Müzesini gezerken de, daha birkaç hafta önce İngiliz arkadaşım Peter’le konuşurken de edindiğim izlenim, inatçı ve vakur İskoçların referandumda Kraliçe’ye, “Kilt”lerini kaldırarak o malum işareti çekeceklerini düşündürmüştü bana. Ama beklenen olmadı. Daha fazla özgürlük, daha fazla eşitlik, daha fazla hak koparan İskoçlar Kraliçe’nin önünde diz çökerek bağlılıklarını sundular.

Hariçten gazel okuyan bizlere ise yüzümüzü buruşturup, İskoç işbirlikçiliğine lanetler okuyarak “başkalarının hak ve özgürlüklerine” dair ahkâm kesme alışkanlığımızı sürdürmek kaldı…

Öyle ya, biz yıllarca Afrika’dan sökülüp alınarak ABD’ye getirilip köleleştirilen zavallı Kunta Kinte’ye yapılan zulümlere göz yaşı dökmüş, az biraz okumuşu ise M. Luther King’in “bir hayalim var!” diye başlayan o müthiş nutku ile heyecanlanmış bir kuşağız aynı zamanda. Tabii ta ki sokaklarımızda Afrika’nın ücra yerlerinden kopup gelmiş siyahlarla burun buruna gelene, sırf siyah olduğu için karakolda dövülerek öldürülen Fetus Ok ey’ in kanlı cesedi karşısında duvara bakarak ıslık çalmaya başladığımız, kanlı bir savaştan kapımıza sığınmış Suriyelileri linç etmeye kalktığımız güne kadar… Kadim komşularımıza yaptıklarımızın lafını bile etmiyorum elbette…

El sonuç; ırkçılık, ayrımcılık, sömürgecilik, katliamcılık gibi Avrupalı adetlerine asla ve kat’a tevessül etmeyen necip Türk milleti, hep başkalarının kıçındaki yırtığın lafını etmeyi meziyet saydığından, Kraliçeye biat eden İskoçlar karşısında da ahlak ve milli şuur dersi vermeye hazır ve nazır!

Nüfusu sadece 5 buçuk milyon, kişi başına düşen milli geliri 39.680 Dolar olan İskoçların bundan sonra nasıl yaşayacakları kendi meseleleri… Biz dönelim kendi kurufasulyemize!

Bırakınız referandum sonuçlarını, İskoçlara “buyurun birlikte yaşayıp yaşamayacağımıza siz karar verin” diyen Kraliçe’nin “monarşisindeki” özgürlüğü kendi “cumhuriyetimizde” Kürtler için mümkün görüp görmeyeceğinizi, elinizi vicdanınıza koyarak deyiverin hele… Kraliçenin “monarşisinde” kendi parlamentosu olan, ana dilini özgürce konuşabilen ve eğitimini verebilen, kendi ekonomisini çekip çeviren ve bunlarla yetinmeyip bağımsızlık isteyen İskoçların “yetinmedikleri” hakların Türkiye “Cumhuriyetinde” Kürtler için söz konusu olup olamayacağının cevabına bakın siz…

Uzak diyarlardaki elalemin oğluna akıl vereceğine sen önce kendi ülkendeki etnik grupların anasının ak sütü gibi helal hakkı olan “ana dilde eğitim” hakkından söz et derler adama…

Hadi o kadar “radikal” olmayalım… Hemen dibimizde somun gibi ikiye böldüğümüz, üstüne utanmadan “özgür ve bağımsız” diye ilan ettiğimiz adadaki “soydaşımız canımız” Kıbrıslı Türkler iki gram kafalarına göre hareket etmeye kalksınlar, vazgeçtim siyaseten bağımsızlıktan, kendi ekonomimizi kendimiz yönetelim, kendi kararlarımızı kendimiz verelim desinler bakalım ne oluyor…

Demem o ki, kraliçenin tacındaki mücevher, Anadolu’daki züğürdün çenesini yorar…

19 Eylül 2014, GazeddaKıbrıs

Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık