Ak Saçlı Kurt

Birkaç gündür Kıbrıs’ta, Lefkoşa’nın kendini o güzelim Eylül sarısına bıraktığı sokaklarındayım. Surlariçi’nde, Büyük Han’da kahve yudumlayıp, arada Arasta esnafıyla muhabbet edip, Bandabuliya’da verigoların tadına bakıp dar zamanlarda küçük aylaklık fırsatları yaratıyorum kendime.

10 yılı aşkın süredir belirli aralıklarla gelince, kıyaslama yapma şansı doğuyor haliyle. Her zaman ilginç ve keyifli oluyor bu kıyaslamalar. Kıbrıs gazetelerini karıştırıyorum, radyolara kulak veriyorum, fırsat buldukça da televizyon kanallarına. Ama her küçük toplum gibi, biliyorum ki Kıbrıs’ın nabzı sokaklarda, kıyıda köşede kahve eşliğinde toplaşan küçük ahbap gruplarında tutulur. İlk zamanlar daha bir “tek renkli” olan ahbap gruplarım, zaman içerisinde renklendi, çeşitlendi. Şimdilerde sokakta karşılaştığımda selamlaştığım, iki satır sohbet ettiğim, hatta İstanbul’a geldiğinde seslenen, İstanbul’dan illaki telefonlaşıp yazıştığım ahbaplar hayli çeşitlendi. Bunun getirisi çok tabii. Kıbrıs’ı, Kıbrıs’ta olup bitenleri adeta “çok kanallı” izleme fırsatı yaratıyor insana…

Siyasetle yatıp kalkan Kıbrıslıların her geçen yıl siyasetten biraz daha soğuyup, sokaktan çekildiğini, memlekette olup bitenleri umursamaz gözlerle izlediğini, siyasetin giderek marjinalize olduğunu izlemek ilginç ve bir o kadar üzücü… Köşe yazarlarının, radyo-TV yorumcularının, gazete manşetlerinin aksine, sokakta siyasetin hızla çözüldüğü, etkisizleştiği ve heyecanını yitirdiği hissediliyor. İşin gailesi sadece her kademedeki parti yöneticilerine düşmüş gibi. Partilerin gündemleri ile sokağın gündeminin hiç bu kadar uzak düştüğünü görmemiştim Kıbrıs’ta.

Alışılmadık biçimde, daha 7 ay gibi uzun bir zaman varken, Kıbrıs için “erken” denebilecek bir zamanda gündeme düşen Cumhurbaşkanlığı seçimleri bile heyecan yaratmış görünmüyor.

“Ak Saçlı Kurt”, anlaşılan o ki Türkiye’de oluşan yeni konjonktürde erken pozisyon alma çabasında. Bunun için de 7 ay sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin başlama vuruşu şimdiden yapılmış. İlginçtir, 2009’da “tek kelime etmeden” Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan Eroğlu’nun sürdürdüğü aynı taktiği muhalefetin “yemiş” olması.

Eroğlu konuşmuyor, konuşturuyor. Hiç gereği yokken, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini domine etme gücüne sahip en güçlü merkez olan CTP başta olmak üzere solun kendini bir anda Cumhurbaşkanlığı seçim tartışmasının içerisinde buluvermesinin mimarı da Eroğlu. Silihtar’daki Ak Saçlı Kurt’un, rahatça pozisyon alabilmek için kuyuya bir taş atması ve solu karıştırması yetti.

Elinin altında bütün rakiplerini pozisyon almadan önce “adaylığını ne ara açıklayacak?” diye endişelendiren Mehmet Ali Talat gibi bir ağır top bulunan CTP, kendi teamüllerini yerle bir ederek, kamuoyu önünde bir aday tartışmasının içinde buluverdi kendini. İsimlerin uçuşmaya başladığı CTP’de durumlar o kadar sevimsiz bir hal aldı ki, yakın zamana kadar CTP’yi yakından izlemeyenlerin adaylığına neredeyse kesin gözüyle baktığı Mehmet Ali Talat; üstelik twitter üzerinden aday olmayı düşünmediğini açıklayıverdi.

“CTP’yi yakından izlemeyenlerin” dedim özellikle… Zira içerisi ne kadar kaynarsa kaynasın, “dışarıdan bakanlar için” CTP hâlâ ülke siyasetini domine etme kapasitesine sahip, her şeye rağmen kendi içindeki bütünlüğünü ve dışarıya karşı tek seslili görüntüsünü koruyabilen bir partiydi. Fakat “yeni dönemde” CTP ve CTP geleneklerine ilişkin bilinen ne varsa yerle bir oldu. “Yakından izlemeyenler”, Talat’ın daha Cumhurbaşkanlığı döneminde, ama özellikle de 2009’daki seçim kampanyasında CTP’ye koyduğu mesafenin parti kamuoyunda yarattığı sıkıntıların yaralarının iyileşmediğini biliyorlar.

Oysa Talat’ın adaylığı, iktidarda bulunduğu sürede karizması iyiden iyiye çizilen CTP için yeniden ayağa kalkma, yeniden bir heyecan yaratma fırsatıydı. Talat, CTP ile arasına mesafe koyarak parti kamuoyunu incitmiş olsa da, aslında “partili bir Cumhurbaşkanı” olmasına rağmen toplumun bütününü kucaklamayı, herkesin Cumhurbaşkanı olabilmeyi deneyimlemiş bir aday kimliğiyle CTP’nin ekstra efor sarfetmesi gerekmeyecek bir isimdi. Talat, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra Partisinin içini karıştırmak, iç siyasete bulaşmak yerine, tam da olması gerektiği gibi tüm Kıbrıslı Türklerin lideri olmaya gayret göstermişti. Ne tuhaf, yıllar önce Talat’ın sergilediği bu erdemi, şimdi bizler Türkiye’de mumla arar durumdayız…

Kim ne derse desin, Talat Cumhurbaşkanlığı döneminde gündelik siyaseti, siyasetin aktörlerine bırakmayı ve bütün enerjisini “toplum lideri” sıfatıyla Kuzey Kıbrıs’ın dış dünyada sesinin duyurulmasına, müzakere sürecinin sağlıklı ilerlemesine, Türkiye ile ilişkilerin belirli bir dengede yürütülmesine harcamıştı.

Talat’ın Cumhurbaşkanlığı dönemi yine kim ne derse desin, Kıbrıslı Türklerin dış dünya ile bağlarının en güçlü olduğu, uluslar arası alanda Kıbrıslı Türklerin sesinin en fazla duyulduğu, Türkiye ile ilişkilerde zaman zaman yaşanan ufak tefek krizlere rağmen “karşılıklı saygıya dayalı işbirliği” zeminine en fazla yaklaştığı dönem olmuştu… Talat’ın 2009’da Cumhurbaşkanlığını kaybetmesi bence tarihsel ve önlenebilir bir “kazaydı”. Sadece Kuzey ve Güney’de değil, dünyada heyecan yaratan “çözüm yanlısı 2 lider: Talat-Hristofyas” kombinasyonunun “işlemesi tehlikesine karşı” Türkiye ve Erdoğan’ın “Talat’ın işini kolaylaştırmama stratejisi”, Ak Saçlı Kurt’un tuhaf biçimde “susarak” elde ettiği bir seçim zaferine dönüştü. Talat’ın tüm iyi niyetli çabalarına rağmen Güney’in statükosuna güçlü bir dik duruş sergileyemeyen Hristofyas, günün sonunda karşısında Eroğlu’nu buldu ve Kıbrıs’ta çözüm umutları yeniden başka bir bahara ertelendi… Hatırlayın, Kuzeydeki seçimler öncesinde “Kayda değer hiçbir ilerleme sağlanamadı” dan başka söz çıkmayan Hristofyas, karşısında Eroğlu’nu bulduğunda Talat ile geldiğimiz noktanın hayli gerisine düştük demişti… Ve yine hatırlayın, Talat’ın her iyi niyetli adımında “egemenliğim, devletim” nutukları atan ve Talat’ın imzaladığı her belgeyi “ihanet belgesi” olarak mahkum eden Eroğlu, göreve geldiğinde istemeye istemeye müzakerelere “kalınan noktadan devam edilecektir” demek zorunda kalmıştı… Ne oldu günün sonunda? Artık kimse müzakereden, çözümden bahsetmez hale geldi…

Türkiye açısından zaten çoktan atılmış olan Avrupa köprüleri nedeniyle Kıbrıs’ta yeni bir pozisyon alma ihtiyacı yok. Dolayısıyla, varlığını çözüme adamış, uluslar arası alanda bilinen, ajandası ve tecrübesi olan, bu uğurda gerekirse Türkiye ile bile dikleşebilecek bir Talat, Türkiye ve Erdoğan için pek de arzu edilir bir kayıt değil. Türkiye ve Erdoğan için daha “kullanışlı” çözümler lazım…

“Ak Saçlı Kurt”, CTP içerisindeki “yeni rüzgarları” yakından izliyor olmalı ki, karşısına çıkabilecek en ciddi tehlikeyi bertaraf etmenin yolunu Cumhurbaşkanlığı seçim tartışmasını 7 ay önceden başlatmakta buldu… Şimdilik amacına ulaşmış görünüyor. Partisi içerisinde “tartışma konusu edilmeyi” içine sindiremeyen Talat, aday olmayacağını duyurdu, CTP de Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için top çeviriyor. Şimdi Ak Saçlı Kurt, köşesinden tedirgin biçimde gün sayıyor… Bakalım, kim erecek muradına…

11 Eylül 2014, GazeddaKıbrıs

Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık