AKP Kıbrıs'ın Kuzeyinde Her Şeyi İstiyor!

“Şimdilik” krizin çözüldüğü söylense de, anlaşılan o ki Türkiye Kıbrıs’ın Kuzeyine dayattığı ekonomik ablukayla yetinmeyecek, üstüne üstlük bir de şantajla iş gördürecek.

“Maaşlar yatacak- yatmayacak, tam yatacak- yarım yatacak” spekülasyonları havada uçuşurken, yakından izleyenler için artık bıkkınlık veren bu şantajın yaratacağı basıncın önümüzdeki aylarda daha da artacağı görülüyor. İşi şansa bırakmamak, “kazalara yol açmamak” ve Kıbrıs’ın Kuzeyinde “Tam teslimiyeti” tesis etmek istiyor Türkiye.

“Daha neyin teslimiyeti? Teslim edecek daha ne kaldı?” diyebilirsiniz tabii. Aslına bakarsanız en önemli şeyi istiyor şu anda Türkiye: Muhalefetteyken ya da hükümetteyken Türkiye’nin ayağına taş koyma ihtimalini her zaman barındıran Kıbrıs’ın en kitlesel sol partisini.

Herkes biliyor ki Türkiye’nin gönlünden geçen, güçlü bir UBP Hükümetiydi. Ama İrsen Küçük, parti içi kapışmaya dalıp bir çuval inciri berbat edince “korkulan oldu” ve CTP, hükümeti kurabilir hale geldi.

Hiç değilse CTP-UBP koalisyonu için bir yoklama çekildiyse de görüldü ki CTP tabanının “en azından şimdilik” ezici bir kesimi UBP ile koalisyonu sindiremez. Ortaya çıkan CTP-DP koalisyonunun AKP için baş ağrısı potansiyeli taşıdığı ve “en iyi seçenek” olmadığı malum. Eh, koalisyon pişirilirken “Alo ben Beşir” bile denmişken AKP’nin isteği doğrultusunda UBP ile koalisyonu tavına getiremeyen Özkan Bey işte şimdi bunun faturasını ödüyor…

Aslına bakarsanız yeni Hükümet, Türkiye’nin canını sıkmamaya ve uyumlu bir görüntü vermeye özel bir çaba harcıyor fakat CTP-DP Hükümetinin bu çabası da yetmiyor buzları eritmeye.

Düşünün ki KKTC Hükümeti güvenoyu alalı haftalar geçti, teamüller gereği Erdoğan’dan beklenen kutlama mesajı bir türlü gelmedi. TC Dışişleri Bakanı, KKTC Dışişleri Bakanını Kıbrıs sorunu gibi temel bir meselede başlatılan görüşmelerle ilgili olarak Downer’dan sonra “bilgilendirdi”. Üstelik, İstanbul’da bir otel lobisinde… Hepsinin üzerine malum şantaj…

Daha 100 gününü doldurmamış, bürokratik yapılanmasını tamamlayamamış, kendi bütçe düzenlemelerini yapamamış, yasal düzenlemelere ancak geçmeye çalışan bir Hükümete karşı bu “sıfır tolerans” ilginç.

Kibar ve ılımlı bir siyasetçidir Özkan Bey. Bir yandan partisini, bir yandan da Kıbrıs’ın Kuzeyindeki tuhaf yapılanmayı, öbür yandan Türkiye ile ilişkileri yönetmeye çalışırken hayli zorlandığı belli oluyor.

Vicdanlı bir bakış, Özkan Bey’in bu süreçte elinden geleni yaptığını rahatlıkla teslim eder. Daha ne yapsın ki? Türkiye ile tam bir uyum içerisinde olduğunu sıkça vurguluyor. İlahiyat Koleji töreninde “Kıbrıslı Türklerin geleceğine dönük bu büyük yatırım” için teşekkür ediyor. Dayatma paketine ilişkin “Ekonomik paketin tamamen yanlış olduğunu söylemedik ki” diyor. TC’nin 90. Kuruluş yıldönümü mesajında Türkiye’nin büyümesinden övgüyle söz ederek “Güçlü bir Türkiye Kıbrıslı Türklerin güvencesidir” diyor. Daha ne yapsın?

Ama AKP bundan daha fazlasını istiyor. Bütün zamanların en işbirlikçi hükümetini elinden kaçırmış olmanın öfkesiyle, UBP’nin yarım bıraktıklarını yeni Hükümete yaptırmaya kararlı görünüyor. Bir taşla kuş katliamı!

Yorgancıoğlu Hükümetini sıkıştıra sıkıştıra diz çöktürmeye, bu görüntü üzerinden CTP’nin içini hallaç pamuğu gibi atarak ufalamaya, sonuçta Kıbrıslı Türkleri uzun yıllar sürecek sağ hükümetler dönemine razı etmeye çalışıyor.

“İç kavga” görüntüsüyle itibarsızlaştırılmaya çalışılan CTP içerisinde kendini iyice güvensiz hissettirilmeye çalışılan Yorgancıoğlu üzerindeki basınç önümüzdeki günlerde daha da artacak. Sadece Türkiye üzerinden değil. CTP içerisinde Türkiye ve AKP ile “uyumlu ilişkiler” yürütülmesini savunanların baskısı da artıyor Özkan Bey’in üzerinde. Ve tabii bu “uyumlu ilişki görüntüsünün” partide ve toplumda telafisi güç hasarlar yarattığını düşünenlerin baskısı da var. Kurultay yaklaştıkça daha da zor günler bekliyor Özkan Bey’i de CTP’yi de…

Kuşkusuz Hükümetin bu zayıf ve sinik görüntüsünden, CTP içerisindeki kaynaşmadan medet umarak CTP’nin çözüleceği ya da en azından toplumsal desteğini kaybedeceği beklentisiyle sevinenler hayli fazla.

Oysa “hâlâ” Kıbrıs Türk siyasetinin zaptedilememiş kalelerinden biri olan CTP aşındırılarak kaybederse, Kıbrıslı Türkler de, Kıbrıslı Türk Solu da kaybeder.  Zira ufalmış ve ufalanmış bir CTP, Kıbrıslı Türk Solu adına ne kalmışsa artık, onun da teslim bayrağını çekmesi anlamına gelir.

CTP’yi “zaten sol saymayanlar” her ne kadar küçümsese de Türkiye deneyimi ortada. Sayısız küçük gruplara bölünen sol, marjinalize olmaktan kurtulamadı Türkiye’de ve on yıllardır kafa göz yara yara solun yeniden birleşmesi için nafile çabalar sarfediliyor. Kıbrıs’ta ise durum farklı! Hâlâ federal çözüm, barış, demokrasi ve özgürlüklerden söz ede ede %40’ları alabilme potansiyeline sahip bir parti var ve AKP, şu anda var gücüyle içten ve dıştan bu partiyi aşındırmaya çalışıyor. Üstelik bu çabasında yalnız da değil… O yüzden CTP’nin kendi dışındaki solun, sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının yapıcı eleştirilerine her zamankinden daha çok ihtiyacı var. Yalnızlaştırılmış ve güçsüzleştirilmiş bir CTP, AKP’nin en fazla istediği şey çünkü…

Maaşlar bu ay yattı, ama önümüzdeki ay Türkiyeli bürokratlar yüzlerini buruşturup parmaklarını sallayarak yeniden I-ıh demeyeceklerinin garantisi olmadığını güçlü biçimde hissettirdiler. Derin bir nefes alıp günü kurtarmanın sevinci yerine “Veresiye vere vere kalmadı” türküsünü söyleyen Türkiyeli bürokratlara cevaben somut bir plan üretilmeli.

Onlar bu yanıtı arayadursun, Türkiyeli bürokratlara, Kıbrıs’ın Kuzeyine aktarılacak kaynakla ilgili sıkıntıyı aşmak için benim hızlı ve kolay bir çözüm önerim var:

50 bin askerinin ve sayısını kimsenin bilmediği göçmenlerinin hiç değilse bir kısmını çekersen, Kıbrıs’ın Kuzeyine sıkıntısızca aktarabilecek kaynak bulabilirsin. Hatta bunların tamamını alır götürürsen artık kaynak aktarmana da gerek kalmaz!

Türkiye siyaseti, Kıbrıs’ta olup bitenlere karşı kayıtsızlığına son verebildiği ve Kıbrıs’ın AKP’nin yeni stratejilerinin yumuşak karnı haline geldiğini fark ettiği takdirde hem Kıbrıslı Türkler soluk alabilecek, hem de AKP züccaciye dükkânına girmiş bir fil kadar rahat hareket edebilme lüksünden yoksun kalacak. Zira AKP, Kıbrıs’ın Türkiye kamuoyu açısından bir “arzu nesnesi” olmaktan öteye gitmediği kodunu ve hiçbir partinin sağlıklı ve sürdürülebilir bir Kıbrıs politikasının bulunmadığı gerçeğini çözmüş durumda. Bu noktada BDP ve yeni oluşum HDP başta olmak üzere Türkiyeli Sol Partilerin Kıbrıs politikasını berraklaştırması, Kıbrıslı Türklerle yakın ve güçlü bir ilişkiyi bir an önce devreye sokması gerekir.

01.11.2013 Gazedda Kıbrıs

Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık