Çözüm mü Dediniz?

Geçen gün sevgili Gülgün Vaiz, daha önce bilmediğim hoş bir alıntı aktardı. İngiliz Valisi Sir Herbert R. Palmer’in 1939’da, Londra’da Kraliyet Orta Asya Cemiyeti’nde yaptığı konuşmasından bir pasaj bu: “Birkaç bin yıl önce Afrodit adlı bir hanım Kıbrıs’a çıktı ve Ada bir daha düzelmedi. Kıbrıs halkı hoşnutsuzluk lüksü sürüyor ve hep yönetilmekten hoşlanmıyor gibi yapıyor, ama yine de prototip olarak zikrettiğim hanım gibi yönetilmeyi bekliyor, aslında tercih ediyor”

Kimisi hiçbir şey bulamayınca mitolojiye, kimisi soydaşlarının can güvenliğine dayanarak Adadaki varlığını meşrulaştırmak ve Kıbrıslıları tarih boyunca “yönetilmeyi” hak eden bir toplum olarak gösterme eğilimi, bütün yabancı egemenlerin ortak çabası oldu kuşkusuz. Yani “Kıbrıslılar kendilerini yönetebilme becerisi gösteremedikleri için buradayız” demeye getiriyor muhteremler.

Kendi iradesine sahip çıkabilen bir toplum, yol geçen hanına döndürülen bir ülkede tarih boyunca gelene ağam, gidene paşam demeyeceğine, Osmanlı ve İngiliz tarafından “üstündekilerle birlikte” alınır-satılır bir metaya dönüştürülemeyeceğine, bin yılın başı kendi kendisini yönetme fırsatı bulduğunda da “anavatan” gazına gelip birbirinin gırtlağına basmayacağına, tavına geldiğinde de “anavatanlar” tarafından kurtarılmaya kalkışılamayacağına göre haksız mı bu valiler?

Zor sorular bunlar… Biliyorum, şu aralar pek sevilmiyor Kıbrıs’ta anneannemin sözleri ama rahmetli sık sık “söyleyene değil, söyletene bak” derdi… Egemenlerin ağzı torba değil a büzesin? Kalkmış gelmiş te nerelerden, yayılmış ramazan pidesi gibi Adaya, mıncık mıncık etmiş toplumun genlerini, sorana da sırıtmış hep pis pis: “e kendilerini yönetebilseler ne işim var benim burada?”

“Kurtarıp” somun gibi ikiyi böldüğü adada berbat bir talan rejimi kuran Türkiye’nin İngiliz “emperyal inceliği” de yok üstelik. İngiliz hiç değilse girdiği toprağı “yabancı” olduğunu gizlemeden sömürürken geride bırakacağı enkazı kimseden saklamadan, bugün hâlâ izleri duran sert koloni yasalarıyla (Sahi ne oldu şu fasıl 154?) yönetti işgal ettiği toprakları. O topraklar üzerinde yaşayan halklara karşı meşhur “İngiliz soğukluğuyla” ilişkilenirken hiç bir İngiliz’in kalkıp da “Kıbrıs İngilizdir”, “Kıbrıs’ı veren Britanya’yı verir”, “Kıbrıs İngiliz’dir İngiliz kalacak!” dediğini zannetmiyorum. İngiliz, Kraliçenin uzak topraklarda yediği herzelere değil, Londra marketlerini dolduran egzotik ürünlerle ilgilendi daha çok. Üstüne üstlük, vaktiyle sömürürken yedi ceddini becerdiği kolonilerden kopup gelen onbinlerce göçmenle boğuşuyor şimdi. Eh, yazın yediğin hurmalar!… Neyse, o başka konu…

“Analar taş yesin, yarımşardan beş yesin” derdi anneannem (ah evet, yine o… ). Kurtarılıp bir güzel ikiye bölünen, üzerine şirin mi şirin bir gecekondu kurulan, ağzına bir parça bal çalındığını sanıp aslında mülksüzleştirilen ve basbayağı hadım edilerek, iktidarsızlaştırılarak sersemletilen bir topluma “kendi kendini yönetebilseydin?” diye ahkâm kesmek nasıl bir arsızlıksa artık? Ve fakat herkesin malumudur ki kimse, kimsenin değiştirmeye çalışmadığı bir kurulu düzeni bozmaya kendiliğinden yeltenmez. Niye yeltensin ki?

Şimdi seksensekizbininci defa masaya sürülen temcit pilavı yine karşımızda:

“Kıbrıs’ta çözüm umudu! Bahara kadar çözüldü çözüldü!”

“Çözülmezse?”

“Vallahi bilmem artık, bu son!”

Kim istiyor gerçekten çözümü?

Kıbrıslı Türk kamuoyuna bakıyorum heyecan sıfır. Birbirleriyle uğraşmakla meşguller malum, gaile büyük. (gürültü çıkarmayalım şu aralar, boş koltucuklar güme gitmesin). Hazır Adanın Kuzeyine Türklük mührü vurulmuş yeni, hazır göbekten bağlanmış Ankara ile Lefkoşa?

Kıbrıslı Rumlar? Ohoo onlar darı ambarının hayalini kuruyorlar şu aralar, gaz tıslayan Akdeniz’e bakarak…

Türkiye kamuoyuna bakıyorum, “Kıbrıs mı? Ay yine mi?”…

Yunanistan? “ı-ıh, AB’ye küfretmekle meşguller”…

E, ne menem bir çözüm bu annem? Halkların ağzından çözüm mözüm duymuyorsak, en duyduğumuz zamanda bulunamayan çözüm şimdi mi gelecek?

Neden olmasın?…

Yeni bir enerji haritası çizilir, bir bakmışsın 40 yılın sorunu çözülüverir bir çırpıda.

Çözülür çözülmesine de bu “senin çözümün” olur mu bilmem.

Ama zaten sen çoktan vazgeçmiştin değil mi kendi kendini gerçekten yönetme hevesinden?

25 Ekim 2013, Gazedda Kıbrıs

Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık