Mahallenin Delisi...

“Allah Taksiratınızı Affetsin” başlığıyla yazdığım yazı, 4 yıldır kalem oynattığım Yeni Düzen’deki son yazımdı aynı zamanda.

 

AKP’nin tam gaz sürdürdüğü kuşatma operasyonu çerçevesinde gerçekleştirilen İlahiyat Koleji açılış törenine Kıbrıs’ta kurulan yeni CTP-DP koalisyonunun karşı çıkmak bir yana, Başbakan düzeyinde katılımda bulunmasını ve Başbakan Yorgancıoğlu’nun bu törende yaptığı konuşmanın içeriğini eleştiren bir yazıydı.

Her hafta olduğu gibi yazıyı Cenk Mutluyakalı’ya gönderirken bu kez bir not düşerek, yazıyı yayınlayıp yayınlamamakta serbest olduğunu, yayınlamazsa anlayışla karşılayacağımı ve gücenmeyeceğimi bildirdim. Cenk’ten gelen yanıt şaşırtıcı olmadı: “Elbette yayınlayacağız. Ama senin veda etmenden üzüntü duyarım”

Okuyucunun kafasında oluşabilecek soru işaretini kaldıralım öncelikle:

Yeni Düzen’de yazdığım 4 yıl boyunca hiçbir yazımın tek bir kelimesine bile Gazete Yönetimi tarafından müdahale edilmediği gibi, son yazıma da müdahale edilmedi. Yazılara son verme kararı tamamen benim tarafımdan, tek taraflı olarak alınmış bir karardı ve Cenk, Yeni Düzen’e veda ettiğimi de ancak son yazım önüne düştüğünde öğrendi.

Kimsenin tek bir kelimeme bile müdahale etmediği, aklım ve vicdanım neyi emrediyorsa özgürce yazabildiğim bir gazeteden ayrılma kararım çoğu insana tuhaf gelebilir.

CTP tarafından kurulmuş bir gazetede CTP’yi eleştiren yazılar yazılabilmesi bırakın Kıbrıs’ı, ne Türkiye’de ne de dünyada örneği pek görülmüş, duyulmuş bir şey değil. İşte burada Cenk’in “gazeteciliği” önem kazanıyor. Zira Cenk, bir siyasi partinin kurduğu gazeteyi, o siyasi partinin borazanlığının yapıldığı bir mecra haline getirmek yerine çok sesli, çok renkli, sahici bir “gazeteye” dönüştürmüş bir meslek profesyoneli. Bu özelliği, Cenk’i ve Yeni Düzen’i tek ve biricik kılıyor.

Bununla birlikte, 10 yıldır yakından izleyip tanıdığım Kıbrıs’ta yeni CTP-DP koalisyonunun, kurulduğu günden itibaren başta CTP’liler olmak üzere Kıbrıslı Türklerin içine sinmeyecek bir çok icraata imza atmak “zorunda kalacağını” hissediyorum. Hal böyle olunca, CTP’ye dönük eleştiri dozumu önümüzdeki aylarda istemeden de olsa daha da artırmak “zorunda kalacağımı” da öngörüyorum. Bu noktada, harcını CTP'nin kardığı, okuyucusunun çoğunlukla CTP'lilerin oluşturduğu bir gazetede CTP'yi eleştiriyor olmak "etik bir davranış" olmazdı. Bunun da ötesinde sevgili Cenk'e benim yüzümden en küçük bir söz gelmesini de kaldıramazdım. Hayır, Cenk'in baskı göreceğinden endişe ettiğim için değil. Bin bir emekle gazete gibi gazete yaratmaya çalışan insanların bu tür gereksiz ayrıntılarla meşgul edilmesini istemediğim için...

CTP'nin Hükümete geldiği günden itibaren duruşunu beğenmiyorum... Bunun daha şimdiden bir çok nedeni var...

Meclis’teki yemin töreninde CTP Milletvekili Doğuş Derya’nın standart yemin öncesinde kendi yazdığı bir metni okumasına işbirlikçi sağdan gelen tepkilere karşı dik durulmaması, hatta Sn. Yorgancıoğlu’nun Doğuş Derya’ya “ayar veren bir açıklama yapması”  yeterince can sıkıcıydı.

Sibel Siber gibi başarılı kadınları Kıbrıslı Türk siyasetine kazandıran, üstüne Doğuş Derya gibi vicdanlı, acar siyasetçileri Meclis’e taşıyan CTP’nin yeni oluşturulan kabinede tek bir kadın bakana yer vermemesi ikinci büyük sıkıntıyı oluşturdu.

Toplumun değişik kesimlerinden yükselen tepkilere kayıtsız kalamayan ve ittire kaktıra da olsa inisiyatif alarak TOMA ihalesini iptal ettirmek “zorunda kalan” CTP liderliğinin bu üçüncü sınavdaki “ürkekliği” de yeterince endişe vericiydi.

İmam Hatip Koleji ve 10 bin kişilik cami olayı, tam da TOMA ihalesinde elde edilen “zoraki başarının” buruk tadını çıkartamadan patlayıverdi.

CTP, seçim öncesinde İmam Hatip Koleji ve küçücük bir ülkede üstelik hiçbir ihtiyaç yokken bir tanesi 10 bin kişilik, 2 camiinin yapılmasına “izin vermeyeceğini” açık ve net olarak duyurmuştu. Her ne olduysa oldu ve hükümet kurulduktan sonra CTP liderliği “hayatın gerçeklerini” fark ediverdi. Elini vicdanına koyan herkes teslim edecektir ki, eğer hükümette UBP olsaydı ve İrsen Bey o ilahiyat kolejinin resmi açılışında başbakan sıfatıyla hazır bulunsaydı neler olurdu? Kuşkusuz CTP başta olmak üzere muhalefet partileri UBP Genel Başkanına demediklerini bırakmazlardı. İşte bu nedenledir ki ideolojisine, mücadelesine samimiyetle bağlı her CTP’li Özkan Bey’in şahsında CTP liderliğinin yakasına yapışmak ve gözlerinin içine bakarak şu soruyu sormalıdır: “Eğer İlahiyat Koleji açılışında hazır bulunup, o yüz kızartıcı konuşmayı yapan Başbakan İrsen Bey olsaydı, CTP nasıl bir propaganda yapardı?”

Ya ne yapaydı? Diyor birileri…

Herkesin yaptığını yapmalıydı… Bir mazeret bulup o açılışta hazır bulunmamalıydı. Mazeret bulamadıysa o konuşmayı yapmamalıydı. İlla konuşmak zorunda kaldıysa da tepkisini zarif biçimde hissettirecek bir kısa konuşmayı yapmalı ve zinhar teşekkür etmemeliydi.

Özkan Bey yapı itibarıyla son derece uygar, zarif, ağır başlı ve ılımlı bir karaktere sahiptir. Kendisini kişi olarak son derece sever ve sayarım. Ama Özkan Bey sadece “Özkan ağabey” değil, CTP Genel Başkanı ve Kıbrıslı Türklerin Başbakanıdır. Kıbrıslı Türklere “Türklük ve Müslümanlık” satmaya kalkan TC yetkilileri karşısında “Özkan ağabeyin” de, CTP Genel Başkanının da, Kıbrıslı Türklerin seçilmiş Başbakanının da “dik duran” bir tavır sergilemesini beklerim.

Yeni Düzen’de yazmayı bıraktığım duyulduğu andan itibaren şaşırtıcı sayıda mail, mesaj ve telefon aldım Kıbrıs’tan. Hiç tanımadığım okuyucular son derece sıcak mesajlarla benimle “dayanışma duygularını” dile getirip, “yuvaya dönmemi” istediler.

Doğrudur. Yeni Düzen benim için bir yuvadır ve öyle kalacak. Bunu en çok Kıbrıslı Türkler bilir ve anlar ki, insan bazen yurdunu, yuvasını terk eder içi acıyarak. Gitmek, gönül bağının kopması demek değildir…

“Gitme” diyen herkese aynı şeyi söyledim: CTP yeniden CTP’lilerin olacağı güne kadar Yeni Düzen'e veda ettim…

Ne demek “CTP yeniden CTP’lilerin olana kadar?...”

Cevabı çok açık: CTP’liler kendi partilerine sahip çıkıp, onaylamadıkları politikaları, onaylamadıkları işleri yüksek sesle eleştirmedikçe, CTP yeniden CTP’lilerin olmayacak… CTP’yi CTP yapan gençleri, kadınları, parti emektarları, örgütleridir.

CTP’lilerin her ne koşulda olursa olsun Partiye küsme, darılma, kendilerini geri çekme hakkı yoktur. Mücadelenin çilesini çekmiş insanların kabuklarına çekilme hakkı yoktur. Sosyal paylaşım ağlarını "ağlama duvarına çevirip"; asıl olması, konuşması, mücadele etmesi gereken yerlerde, parti örgütlerinde, sokakta olmama hakkı yoktur.

Beni arayan, mesaj-mail yazan insanların tamamı “cesaretimi, onurlu duruşumu” övüyor ve en çok da “sen bizim söyleyemediklerimizi söylüyorsun” diyorlar… İşte can acıtıcı olan budur… Ne demek cesaret? Kime karşı onurlu duruş? Ne demek konuşamamak?

Mahallenin delisiyim ben, doğru… Ama aynı zamanda dış kapının mandalıyım da… Konuşulacak bir şey varsa, konuşacak olan sizlersiniz... Çözülecek sorunlar varsa çözecek olan sizlersiniz... Sahip çıkılacak bir gelenek ve gelecek varsa, sahip çıkacak olan sizlersiniz...

CTP ise sizin canınızla, dişinizle koruyup büyüttüğünüz partiniz… Kıbrıs, doğup büyüdüğünüz, çocuklarınızı büyüttüğünüz, umudunuzu asla kesemeyeceğiniz sizin memleketiniz…

Mahallenin delisini boş verin de… Ne olacak bu memleketin hali? Deyiverin hele bir…

Öğeyi Oyla
(17 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık