CTP ve şu TOMA meselesi...

Kıbrıs'ta UBP döneminde alım kararı verilen ve muhalefetin şiddetle karşı çıktığı TOMA konusu, CTP-DP Hükümetini iş başına gelişinin daha ilk günlerinde sıkıntıya soktu. Başbakan ve CTP Genel Başkanı Özkan Yorgancıoğlu başta olmak üzere CTP kanadı TOMA'nın Adaya gelişine kesinlikle karşı çıktıklarını ifade ederken DP kanadı sessiz kalmayı tercih ediyor.

TOMA alımıyla ilgili olarak kamuoyunun giderek yükselen tepkileri karşısında açıklama yapan Başbakan Yorgancıoğlu "TOMA'ya kesinlikle karşı olduklarını ve gerekirse gümrük kapısında durarak TOMA'nın Adaya girişine engel olacaklarını" bildirdi. Benzer biçimde Genel Sekreter Asım Akansoy da CTP'nin TOMA konusundaki tavrının net olduğunu, silahın adaya girişini kabul etmeyeceklerini açıkladı. Bununla birlikte gerek Yorgancıoğlu, gerek Akansoy'un açıklamalarında TOMA konusundaki kararın sivil hükümetin elinde olmadığı vurgusu yapılırken özellikle Akansoy'un bir TV programındaki sözleri çarpıcı.

Akansoy TV programında "hesap sormak ve sistemin maskesini düşürmek boynumuzun borcudur" derken, sol açısından iktidar olmak ile hükümet olmak arasında bir fark bulunduğuna ve KKTC'de mevcut durumda yapılması gerekenin demokratikleşme ve sivilleşme konusundaki düzenlemelerin bir an önce tamamlanması olduğuna vurgu yaptı.

Ağır bir kamuoyu baskısı altında oldukları anlaşılan Yorgancıoğlu ve Akansoy'un açıklamalarında büyük ölçüde haklılık payı bulunmasına rağmen aynı CTP yöneticilerinin çok değil 4 ay önce, UBP Hükümeti döneminde sergiledikleri muhalefeti de hatırlatmak gerekiyor.

TOMA alımının iptal edileceğini ve adaya bu aracın sokulmayacağına dair kesin ve net ifadeler kullanan CTP yöneticileri, seçim öncesinde TOMA alımı konusunda sivil iradenin yetki sahibi olmadığını ve olamayacağını bilmiyor olamazlar elbette?

TOMA alımının GKK tarafından verilmiş bir karar olduğu, UBP Hükümetinin tıpkı şu an CTP-DP Hükümeti gibi sadece "izleyici" pozisyonda olmaktan başka bir şey yapamayacağı biliniyorken CTP'nin TOMA konusunda kamuoyuna net bir taahhütte bulunması eğer iyi düşünülmemiş bir seçim vaadi değilse, ciddiye alınmamış ve üzerinde çalışılmamış bir konu olmalı. Her iki durumda da CTP'nin, daha güvenoyu aldığı gün TC ve UBP tarafından kalesine gol yemiş bir parti konumuna düşürülmesi ciddi bir yönetim hatasıdır.

TOMA alımı gündeme geldiğinde karşı çıkan CTP liderliğinin konuya ilişkin mevzuatı incelemiş ve kamuoyunu bilgilendirmiş olması gerekirdi. Eğer "hangi hükümet gelirse gelsin, bu tür silah alımlarının sivil hükümetin yetki alanında olmadığı" biliniyorduysa, CTP'nin daha ilk günden itibaren ve özellikle de seçim döneminde TOMA konusunu sivilleşme ve demokratikleşme ekseninde tartışmaya açması ve "TOMA bu adaya giremez" sözünü vermemesi gerekirdi.

Olaya bir de şu açıdan bakmak gerek. Bugün konuyu demokratikleşme eksenine çekmeye çalışan CTP liderliği eğer şu anda UBP Hükümeti iş başında olsaydı TOMA Adaya girdiğinde nasıl bir tutum alırdı? Nasıl bir tutum alabileceğini, seçim öncesi dönemde CTP liderliğinin yaptığı açıklamalardan anlamak mümkün. Elbette eğer şu anda Hükümette olmasaydı CTP liderliği ve tabanı yeri göğü inletirdi...

Genel Sekreter Akansoy'un isabetli olarak işaret ettiği sivilleşme ve demokratikleşme konusunda CTP'nin güven oyu aldığı gün bir planla kamuoyunun karşısına çıkması ve TOMA'yı da bu çerçevede tartışmaya açması doğru olurdu. Kimse "dün bir, bugün iki" demesin zira CTP'nin sivilleşme ve demokratikleşme konusunda hazırlık yapmaya yetecek hayli zamanı oldu muhalefet döneminde...

Meseleyi tartışma gündeminde tutmayı CTP'ye saldırı olarak görmek, şu an Parti liderliğinin yapacağı en büyük hatalardan biri olur.

CTP'nin şu anda yapması gereken;  TOMA konusunda muhalefetteyken "dersine çalışmadığını" açıklıkla itiraf etmesi ve güvenoyu alır almaz kucağına düşen bu meselenin çözümünün kapsamlı yasal düzenleme değişikliğine gidilmesi olduğunu ifade etmesidir. Fakat elbette bu yeterli değil. CTP kanadı, herhalde aylar öncesinden tamamlamış olması gereken "demokratikleşme" planını hemen kamuoyunun önüne koymalı ve ortağı ile birlikte bu düzenlemeleri vakit yitirmeden gerçekleştirmelidir. Zira artık muhalefette olunmadığına göre, eğer ülkenin demokratikleştirilmesi ihtiyacı varsa, işte ülkeyi artık CTP yönetiyor. Herhalde yeni krizler beklenmeden yeni Hükümetin ilk görevi söz konusu demokratikleşme planını hayata geçirmesidir.

Bir önceki CTP Hükümeti döneminde Parti'nin en büyük hatası iradesini Hükümete teslim etmiş olmasıydı. Parti tümüyle içine kapanmış, sessizleşmiş ve hatasıyla sevabıyla sadece Hükümet konuşur hale gelmişti. Parti'nin ağır toplarının bürokrasiye kaydırılması Partiyi felce uğratmış, içini boşaltmış ve "ağabeylerin" aktığı bürokrasinin hataları haliyle Parti tarafından sessizlikle karşılanmak zorunda kalmıştı. Günün sonunda CTP 2009 seçimlerinde hak etmediği bir yenilgi almıştı.

Şimdi başta Akansoy olmak üzere bazı CTP ileri gelenlerinin Parti vicdanı ile Hükümet realitesi arasında kalın bir çizgi çekme çabası, bu hatanın en azından belirli bir kesim tarafından anlaşıldığını gösteriyor.

Fakat geleneğinde yeri geldiğinde "ağabeylerin" görevde olduğu kendi Hükümetini eleştirebilme kültürü bulunmayan bir Partide Genel Sekreter başta olmak üzere eski ve yeni bazı CTP yöneticilerinin  ne yapmaya çalıştığı korkarım yeterince anlaşılamayacak ve bu doğru tutum hoşnutsuzlukla karşılanarak pasifize edilecek. Bunu daha şimdiden TOMA başta olmak üzere belli konularda CTP'ye yöneltilen eleştirilere verilen aşırı savunmacı tepkilere bakarak tahmin etmek mümkün.

Oysa CTP liderliği ve özellikle de tabanın, bu durumu iyi kavraması ve Hükümet ile Parti arasında kalın bir çizgi çekmeyi içine sindirmesi gerekiyor. Sonuçta bir koalisyon hükümeti ve KKTC-Türkiye ilişkilerinin yarattığı hassas dengeler var ve Hükümet kimi zaman CTP tabanını ve muhalefeti hoşnut etmeyecek bir takım icraatları doğru ya da yanlış yapmak zorunda kalabilecek. Tam da bu noktada CTP tabanının uyanık olması, Hükümet icraatlarının "koşulsuz savunuculuğu" yerine Kıbrıslı Türklerin güvendiği vicdanı olmayı seçmesi hayati bir önem taşıyor.

CTP tabanı, gerektiğinde kendi Hükümetinin icraatına karşı da cesurca tepki koyabilmeli ve Hükümetten hesap sorabilmelidir. Daha da önemlisi dost ya da düşman, içeriden ya da dışarıdan gelen eleştirilere peşin bir savunmacı refleks göstermek yerine, bu eleştirileri ciddiye almak ve tartışmak gerekiyor. Siz çok iyi niyetli biçimde hata yapmadığınızı düşünebilirsiniz. Ancak önemli olan algıdır. Ve toplumsal algı dediğimiz şey yönetilebilir, değiştirilebilir... Yeter ki "duymaya", "dinlemeye" ve "özeleştiriye" açık bir iletişim anlayışı geliştirilebilsin ve toplumun en farklı düşünen unsurları ile bile iletişim kanalları açık tutulsun. Unutulmamalıdır ki 2009'da "yönetemediği, değiştiremediği algıya yenildi" CTP...

 Aksi takdirde toplum CTP'ye üçüncü bir şans verecek lükse sahip değil...

 

 

 

 

 

Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık