Halkın Sesi Kısılmadan...

Kıbrıs`ta kararsız kalma zamanı değil... Tarafsız kalmanın bertaraf olmak anlamına geldiği günlerdeyiz...

Kıbrıs’tayız. Son 2 gündür Lefkoşa, Girne, Mağusa sokaklarında çok sayıda insanla konuşabilme fırsatı buldum. Kıbrıs gazetelerini, radyo ve televizyonlarını izliyorum. Tanık olduklarım bir yana, anlatılanların yarısı doğruysa durum gerçekten çok vahim.

Tabii 2003 öncesini bilmiyorum ama 2003’ten bu yana Kıbrıslıları ilk kez böyle korku içerisinde görüyorum. İnsanlar Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve UBP hakkında yöneltilen sorularımdan adeta rahatsızlık duyuyorlar. Ya konuyu değiştirmeye ya da sorularımı “henüz karar vermedim” sözleriyle geçiştiriyorlar. Biraz üsteleyince “konuşursam işimden olurum” veya “biz nasıl olsa bittik, ama evladımı incitirler” diyorlar. Bu “işsiz kalma” ve “evladının incinmesi” ihtimali, insanları seçimle ilgili konularda sessiz kalmaya zorluyor.

Bir toplum sadece 1 yılda bu kadar sessizleştirilebilir mi? Daha 1 yıl önce, maaşlarını sadece 1 gün geç aldığı için sokağa dökülen sendikaların, bugün bırakalım zammı, insanların mevcut maaşları budanırken sessiz kalmaları UBP hükümetinin saldığı korkunun boyutunu göstermeye yetiyor. Daha 1 yıl önce sözleşmeleri yenilenmeyen birkaç öğretim üyesi için bir üniversitenin kapısına yığılan sendikaların, bugün ülke genelinde yüzlerce insanı işsiz bırakan UBP hükümetine karşı sessizliği dikkat çekici. KTHY’de, diğer tüm kamu kuruluşlarında durum farklı değil. UBP hangi alana elini atıp Kıbrıslının gırtlağına yapıştıysa orası belirgin biçimde sessizleşiyor.

Eroğlu-Denktaş ikilisinin “bütünlüklü iktidarının” ne menem bir şey olacağını anlamak için öyle çok geriye, 30-40 yıllık tarihe bakmaya gerek yok. İşte 1 yıllık icraat ortada. Eroğlu şimdi “son kaleyi” de ele geçirerek Kıbrıslı Türklerin dünyayla son bağlarını da kopartmak için var gücünü kullanıyor. Bunu yaparken yalnız da değil üstelik. Türkiye’nin “büyük büyük” gazeteleri, pabucumun sosyal demokratları ve tescilli faşistleri bir olmuş tam saha pres yapıyor Kıbrıs’ta. “Tosuncuklar” iş başında, Talat seçim ofisleri basılıyor, “büyük gazeteler yazmasa da” bombalar patlatılıyor, afişler yırtılıyor, insanlar tehdit ediliyor. Kıbrıslı Türkler sadece Cumhurbaşkanı seçmiyorlar. Özgürlük ve demokrasi ile karanlık bir faşizmin ayak sesleri arasında bir varoluş mücadelesi veriyorlar.

Türkiye’deki her boydan ve her soydan Ergenekoncunun, ulusalcı faşistler ile tescilli faşistlerin kol kola girerek arkasında yer aldıkları Eroğlu’nu birkaç dakika dinlemek, Kıbrıslı Türkleri neyin beklediğini anlamaya yetecek.

Siyasi hayatını iç politikayla var etmiş, onu da partizanca bir baskıyla biçimlendirmiş 75’lik Eroğlu, umuda ve dinamik bir gelecek tasarımına ihtiyacı olan Kıbrıslı Türklere ne verebilir? Kimse “canım bu bir ekip işidir, iyi bir ekiple Eroğlu bile bu işin üstesinden gelebilir” demesin… Vantrolog siyaset dönemi biteli çok oldu… Hem Kıbrıslı Türkler, hem Kıbrıslı Rumlar’ın adanın birleştirilmesi sürecinde kukla siyasetçilere değil, karizmatik ve deneyimli liderliklere ihtiyacı var… Bu zorlu süreci ancak ve ancak toplumunu serin kanlı biçimde bilgilendirebilen, masada uzlaşmanın ve çatışmanın dozunu belirlemede inisiyatif alabilecek bir liderlik aşabilir… Soğuk savaş döneminin şahin politikalarının Adadaki temsilcileri, Türkiye’nin yeni dış politikasıyla uyumlu bir çalışmayı hangi inandırıcılıkla sürdürebilir? Türkiye’nin yeni dış politikasıyla uyumlu çalışmayan, “anavatanların” Kıbrıs siyasetine uyumlu ama aynı zamanda bilgilendirici,  kararlı ve dik duruş sergilemeyen bir lider adanın birleştirilmesine nasıl katkı sunabilir?

18 Nisan günü sandığa gidecek her Kıbrıslı Türk’ün bu sorulara yanıt vermesi gerekiyor. Tarafsız kalınamayacak, tarafsız kalanın bertaraf edileceği bir ikilemle karşı karşıyasınız. Bu seçimde tarafsız kalınamaz. Ortada kalınamaz. Sandığa gitmeyen herkes, gidip geçersiz oy kullanan herkes, Eroğlu-Denktaş ikilisinin bütünlüklü iktidarına destek vermiş demektir… Bu seçimde “kararsız” kalınamaz. Bu seçime geçmişin tartışmaları, öfkeleri, hesapları damgasını vuramaz. Geçmişin öfkesini ileri sürerek Çözüm ittifakına destek vermeyenler, 19 Nisan sabahı ülkenin üzerine çökecek Eroğlu-Denktaş faşizminin vicdani sorumluluğunu da üstlenmiş sayılacaklardır… 19 Nisan, tartışmak ve dövünmek için çok geç olacak…

Umudun, barışın, demokrasi ve özgürlüklerin mücadele hattı bu hat, samimiyeti göstermek için zaman bu zamandır… Şimdi sokakları doldurmak, olanca gücünüzle haykırmak zamanıdır… Tüm halkın sesi kısılmadan…

Öğeyi Oyla
(0 oy)
Bu kategoriden diğerleri: « Bundan Sonrası... Haydi Fark Yaratın! »

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık