"Son Kale"

Tutuşmuşlar elele, çıkmışlar meydana… Unutmuşlar kavgalarını, yutmuşlar birbirlerine savurdukları küfürleri, çıkarlar ve eller bir oluvermiş “son kaleyi” düşürmek için…

Kendileri söylüyor: “son kale”! Neyin son kalesi bu? Umudun, barışın, geleceğe olan inancın ve iyimserliğin… Biliyorlar ki “son kaleyi” düşürdüklerinde, teslim aldıklarında, sadece tüm bir halkı değil, o halkın geleceğini de teslim alacaklar… Bu kadar açık ve net bir hesap bu… “Son kale” illa ki düşürülmeli! Ki artık kimsenin takati kalmasın, kimsenin mecali kalmasın gelecek için mücadele etmeye...
 
“Son kaleyi” düşürmek, teslim almak için son güçlerini kullanıyorlar. Teker teker değil, güçlerini birleştire birleştire dikiliyorlar karşısına umudun… Heybelerinde 10 yılın, 20 yılın kini var. Ağızlarında şiddetli bir rövanşın iştahlarına iştah katan kan tadı var. Değil mi ki Lefkoşa’dan, Güzelyurt’a, İskele’den Girne’ye, Mağusa’ya vuran o coşkulu kalabalıkların coşkulu dalgalarını gördüler, şimdi o tsunamiye set çekip, sonsuz bir sütliman yaratmaya kararlılar. Onun için istiyorlar “son kaleyi”…
 
“Son kale” düştüğünde, ayaklarının altında un ufak edecekler umudun son kırıntılarını. Biliyorlar. Bunun için iştahları kabarıyor, kabardıkça yutkunmakta güçlük çekiyorlar ağızlarındaki kan tadını. Kanın tadını, kokusunu aldıkça kabarıyor iştahları…
 
Her yol mübah “Son kaleyi” düşürmek için… Yalan, korkutma, yıldırma, sindirme en büyük silah… Korkularıyla, endişeleriyle, zayıflıklarıyla oynuyorlar insanların. Ahlaksızca! Küstahça! Acımasızca!
 
“Seni gemilere doldurup yollayacaklar” diyorlar Anadolu’nun bağrından kopup gelenlere… “Malını mülkünü alacaklar elinden, öylece koyacaklar kapının önüne” diyorlar, bugünler için getirdiklerine… Evet, bugünler için getirdiler çünkü onları… Yeni bir yurt belledikleri coğrafyada tam 40 yıldır iğreti hissettirdikleri, iğreti kalmaları için uğraştıkları; kökleşmeleri, uyum sağlamaları için en küçük bir çaba göstermedikleri binlerce, onbinlerce insanın korkularıyla, gelecek endişeleriyle oynuyorlar utanmazca! Binlercesini, onbinlercesini getirirken tam da böyle zamanları hesap ediyorlardı çünkü… Gelsinler ama bir türlü “buralı” olamasınlar. Hep öyle kalsınlar, geldikleri gibi… Ellerinde birer sahte kimlik, birer sahte tapuyla ırgat gelsinler, ırgat kalsınlar… “İhtiyaç hasıl olduğunda” karşılarına dikilip, “bak bunlar seni yollayacaklar ha, eğer bana oy vermezsen” diyebilmek için… “bak bunlar o mendil kadar toprağı alacaklar elinden ha, bana oy vermezsen” diyebilmek için…
 
Oyunu bozmuştu “ırgat gelsin, ırgat kalsın” denenler… 2004’te İskele’den Lefkoşa’ya, Güzelyurt’tan Mağusa’ya, Girne’ye kadar oyunu bozmuş; barışa, umuda, güvenli bir geleceğe Evet demişlerdi… Ama 40 yılın egemenleri, daha ilk günden adım adım sinsi bir rövanşa kolları sıvadıydı çoktan. Oyunu bozanlar, yeni oyunları hesap edemediler. Şimdi “son kalesi” kaldı barışın, umudun, güvenli geleceğin… Bunun için “son kale” diyorlar ona… Şimdi oyun “son kale” için…
 
“İşin de benim, ekmeğin de benim, geleceğin de benim” diyorlar o topraklarla tam 400 yıldır kan ve ter ile hal-i hamur olanlara… Bir somun gibi böldükleri yurdun, can havliyle sığınılmış bir yarısını cehenneme çevirenler, “egemenlik te benim, devlet de benim” diyorlar ki haklılar… Egemenlik kayıtsız ve şartsız halkın değil, onların! Kavgasını verdikleri kendi egemenlikleri… Bunun için önemli “son kale”… İstiyorlar ki “son kale” düşsün, dünyayla son bağ kopsun, kurdukları “korku cumhuriyetinde” halkın korkularıyla beslenip büyüyen “egemenlikleri” ilelebet sürsün…
 
Bunun için çivisi çıkmış bir iştahla saldırıyorlar… El birliğiyle…
 
Bunun için var güçleriyle dikiliyorlar kapısına “son kalenin”…
 
Oyun bu… “Son kale” düştüğünde, bitecek olan oyun bu...
 
Peki sen ne yapacaksın şimdi? Bozacak mısın bu oyunu?
 
Teslim edecek misin “son kaleyi”?...

Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık