Ortası Yok...

Bahar Kıbrıs’a çok yakışıyor. Her yerde kesif bir portakal, limon, turunç çiçeği kokusu. Her yaştan Kıbrıslının o şurup kıvamındaki güzelim aksanı. Lefkoşa’nın sarı sokakları baharla birlikte şenleniyor. Buna bir de yavaştan kendini hissettirmeye başlayan seçim havasını eklerseniz, varın gerisini düşünün.

Seçim havası dediysem, artık 1 aydan az zaman kalmış olmasına rağmen Kıbrıs’ın henüz o heyecan dolu seçim atmosferi yok ortada. Taraflar alttan alta hazırlıklarını sürdürüyorlar. Henüz Talat ve Eroğlu’nun adaylık şölenlerinin dışında, ilçelerde yeni yeni oluşturulmaya başlayan seçim bürolarında, o bildik kalabalıklar gözlenmiyor. Ama hummalı bir hazırlık faaliyeti heryerde seziliyor.
 
UBP cephesinde Başbakan Eroğlu, biraz da geçtiğimiz 19 Nisan seçimlerinin rüzgarını hesaplayarak olsa gerek, ilk bakışta oldukça rahat bir görüntü sergiliyor. Ancak büyük değişim beklentisiyle gerçekleşen iktidar değişimi, daha 1 yılını doldurmadan hemen her kesimden Kıbrıslı’nın hoşnutsuzluğunu elle tutulur hale getirmiş. Artık sayıları binlerle ifade edilen insanın işten çıkartılması, maaş ödemelerinin aksaması, sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin demokratik gösterilerine karşı sergilenen sert tutum, UBP Hükümetinin pırıltısını birkaç ayda alıvermiş. Üstüne gelen sel felaketinde Hükümetin hazırlıksızlığının yanı sıra bir de yardımlardaki şaibeler büyük sıkıntı yaratıyor.
 
UBP, 30 yıllık deneyimini sorunları çözmekte değil ama toplumu tek seslileştirmede oldukça başarılı biçimde kullanıyor. Devlet televizyonu BRT, tamamıyla UBP ve Eroğlu çiftinin haber kanalına dönüşmüş gibi görünüyor. Cumartesi akşamı BRT ana haber bülteninin ilk 25 dakikası Eroğlu’nun seçim gezilerine ayrılmıştı örneğin. Bayan Eroğlu’nun sosyal faaliyetleri de haber bülteninin geri kalanını oluşturuyor. Görüntüler, bizim TRT’nin eski dönem protokol haberciliğini hatırlatıyor büyük ölçüde. Ama TRT’nin protokol haberleri Cumhurbaşkanıyla başlayıp Başbakanla devam eder, en sonda da muhalefet partilerinden kısa haberlerle biterdi.  BRT için Cumhurbaşkanı makamı boş gibi… Muhalefet ise yok gibi… Tek sesli, ruhsuz bir siyasi yayıncılık olanca sıkıcılığıyla BRT’yi birkaç dakika sonra zaplanacak bir kanala dönüştürmüş.
 
Herhalde başka bir ülkede örneği yoktur. 1 yılını doldurmak üzere olan bir Hükümet, hala daha bir önceki Hükümeti eleştiriyor ve mevcut sorunların tamamı, 1 yıl önce iktidardan giden CTP-ÖRP Hükümetinin icraatlarına bağlanıyor. Oysa büyük vaatlerle, ilk iş olarak ekonomiyi düzenleyeceğini ve ülkeye şeffaflık ve demokrasiyi getireceğini söyleyen UBP, 1 yıldır tek başına iktidar olmasına rağmen her türlü sıkıntının adresi olarak eski hükümeti suçluyor. İşin tuhafı taksicisinden garsonuna, öğretmeninden işsizine kadar kimle konuşursanız aynı havayı hissediyorsunuz. En muhalifler bile “UBP’nin yaptıklarını biliyoruz ama CTP de…” diye başlayan cümleler kuruyorlar.
 
30 yıllık UBP icraatlarıyla şekillenen KKTC’nin son 5 yılında esen özgürlük havasının mimarlarından biri olan CTP, ifade özgürlüğünün önce kendisini vurmuş olmasından ötürü şaşkınlık duyuyor olmalı… Benim şaşırdığım ise, UBP iktidarının 1. yılına yaklaştığımız şu günlerde, başlarına gelebilecekleri bildiklerinden, haklı olarak muhalif etkinliklerde görünmemeye çalışanların bile geçmiş CTP Hükümetine sövmesi… Yazılarımı okuyanların bir kısmı yine “CTP’yi kayırmakla” suçlayacak beni ama kimse kusura bakmasın… CTP döneminde ifade özgürlüğünü, sokaklarda özgürce protesto eylemi yapma özgürlüğünü tepe tepe kullananlar, şu anda sokağa çıktıklarında biber gazı yiyorlarsa, en küçük bir muhalif etkinlikte görülmekten ödleri kopuyorsa, bunun üzerinde düşünmek zorundadırlar…
 
Artık çözüme inanmamak gibi tuhaf bir kavram yerleşmiş bazılarının diline. Çözüm sanki bir inanç? Oysa çözüm bir inanç değil, bir hedef… Bir mücadele hedefi… Özgür bir yaşamı, güvenle bakılan bir geleceği, huzur ve istikrarı, malına mal, yarınına yarın demenin ön koşulu olan bir mücadele hedefi… Bazılarının çözüme “inancını yitirdiğini” duyduğumda acı bir gülümseme yerleşiyor dudaklarıma. Çözüm hedefini kaybetmiş bir toplumun geleceğini hayal etmeye çalışıyorum. Türkiye’nin 82. vilayeti olmak mı var bu gelecekte? Yoksa küçücük bir adanın yarısından küçük bir alana sıkışmış adı var kendi yok bir devletçik mi? Ya da dünya insanlık ailesinin eşit haklı bir üyesi olarak dünyadaki yerini almak mı? 400 yıllık köklü bir geçmişi olan Kıbrıslı Türkler, 18 Nisan’da aslında sadece ve sadece gelecekleri için oy kullanacaklarını biliyorlar. Mesele bu geleceği nasıl tahayyül ettikleri…
 
Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanlığı makamı iç meselelerden çok dış meselelere odaklı bir misyona sahip. Cumhurbaşkanı aynı zamanda müzakereci, Kıbrıslıların dış dünyadaki temsilcileri demek… İç meseleler Hükümetin önceliği. Bu nedenle de Cumhurbaşkanı adaylarının iç meselelerdeki tutumundan çok, dış meselelere ilişkin yaklaşımları ön plana çıkıyor. Dış mesele deyince de elbette Kıbrıs sorununa yaklaşım ve çözüm konusundaki tutum temel tartışma konusunu oluşturuyor.
 
Herkes kabul ediyor ki, 18 Nisan’daki Cumhurbaşkanlığı sadece Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayanların sorunu ve seçimi değil… Türkiye’nin, AB’nin, BM’nin, Güney’in de sorunu ve Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin bütün bu unsurların da sözü ve görüşü var… 18 Nisan’da oy kullanacak her seçmen, oyunu ya kendi topraklarının geleceğine, Türkiye’ye ve dünyaya karşı kullanacak, ya da kendi çocuklarının geleceğiyle, Türkiye ve dünya ile uyumlu bir seçim yapacak… Ortası yok…

Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık