Kriz Yönetimi Açısından Soma...

Madencilik tarihinin en büyük kazalarından birinin yaşandığı Soma’da henüz sayısını net olarak bilemediğimiz, fakat henüz ulaşılamayan işçilerle, 500 civarında can kaybına varmasından korkulan büyük bir felaket yaşanıyor.

Toplumda sarsıcı bir etki uyandıran Soma faciasına insani tepkiler en doğal haliyle çığ gibi büyürken, bu trajik krizi yönetmeye dönük en küçük bir adım atmak yerine, tam tersine, krizi derinleştirecek ne varsa yapılıyor olması artık endişeden çok şaşkınlık verici…

İşletme sahibi Soma Holding’in faciayla birlikte şiddetli bir panik atak yaşadığını, adeta felç olduğunu görmek hiç de zor değil.

Merkez binasını alelacele boşaltan, web sitesini önce kapatan, ardından hiçbir işe yaramayan, hayli amatörce yazılmış bir taziye mesajıyla yeniden açan ve son derece kritik ilk 3 gün içerisinde derin bir sessizliğe gömülen Soma Holding; bırakın devasa bir yatırımcıyı, sıradan bir mahalle bakkalının bile yapmayacağı iletişim hatalarını ardı ardına sergiliyor.

Eğer bir kapkaççı değil, milyonlarca dolarlık yatırımlara sahip bir Holdingseniz, yaşadığınız kriz ne kadar büyük olursa olsun, yatırım yaptığınız ülkeye, topluma, çalışanlarınıza sorumluluğunuz gereği, içinde bulunduğunuz krizi hafifletecek, yol açtığınız tahribatı onaracak seri adımlar atmak zorundasınızdır.

İşin insani ve vicdani sorumluluğu tartışma konusu bile edilemezken, hiç değilse ticari sorumluluk adına yürütülmesi gereken kriz yönetiminin devreye sokulmamış olması akıl alır gibi değil…

Resmi rakamlara göre 284 işçi ölmüş…

Bilinmeyen sayıda işçi yerin 400 metre altında…

Babalarından, evlatlarından, eşlerinden haber alamayan binlerce insan endişe ve öfke içerisinde…

Ülkenin ve dünyanın en önemli yayın kuruluşları Soma’ya kamp kurmuş…

Devlet ve yurttaşlar içerideki işçilere ulaşmaya çalışıyor…

Facianın yarattığı büyük insani ve siyasi krizi hükümet tek başına yönetmeye çalışıyor…

Buna karşılık konunun asıl muhatabı olması gereken Şirket merkezi kapalı…

Şirket telefonları kapalı…

Şirketin hiçbir yöneticisi ortalıkta yok…

Şirket adına iletişim yürütecek tek bir profesyonel ortada yok…

Şirket yönetimi "lütfen" bir duyuru ile 16 Mayıs Cuma günü bir basın toplantısı yaparak kamuoyunu bilgilendireceğini açıklıyor. Facianın üzerinden 3 gün geçtikten, toplumun tepkileri infial boyutuna ulaştıktan sonra...

HADİ ŞİRKET FELÇ... PEKİ YA "KOSKOCA" İLETİŞİM AJANSI?

2012 Eylül’ünde gerçekleştirilen bir iletişim operasyonunda Soma’ya götürülerek madenin gezdirildiği ve aynı tarihlerde Holdingden övgü ile bahseden gazeteci Vahap Munyar, facianın hemen ardından Holding yönetimine ulaşmaya çalıştığını fakat kendisine yanıt verilmediğini yazıyor. Yazının her satırında Munyar’ın “kullanılmış olduğu hissini” okuyabiliyorsunuz.

Munyar’ın faciayla birlikte hızla dolaşıma giren 30 Eylül 2012 tarihli yazısına baktığımızda Soma Holding’in iletişim ajansının Zarakol olduğunu öğreniyoruz. Doğal olarak Zarakol İletişim’in konuya ilişkin derhal bir açıklama yapmış olacağını düşünüp, bunun peşine düşüyoruz. Tuhaf şey… Zarakol, artık “sıradan bir kurumsal web sitesine” bile ihtiyaç duymayacak bir özgüvenle, iletişimini sosyal medya üzerinden yürüttüğünü söylediği halde, sadece 2 yıl önce büyük bir iletişim operasyonuna imza attığı müşterisinin yol açtığı facia karşısında sessiz…

Bakıyoruz "şeffaflık adına" iletişim kanalı olarak adreslenen twitter hesabına. Hesabın sayfasında "şık şıkırdım" bir görsel... Son ileti 9 Mayıs 2014 tarihine ait, bir eğlence festivalinin haberi... Bir facia yaşanmamış, hayat hepimiz için olağan akışındaymış gibi... 

Tamam, Soma Holding felç olmuş olabilir. Ama ya İletişim sektörünün dev markası Zarakol? Onun bu denli büyük bir krizi suskunlukla geçiştirmesi düşünülebilir mi?

Bütün ülkeyi infiale sürükleyen böylesi bir facianın gerçekleştiği işletmenin tanıtılmasında rol almış profesyonel bir iletişimcinin, bırakın Soma Holding’i, kendi adını korumak adına harekete geçmemesi kadar tuhaf bir durum olabilir mi?

Tuhaflıklar bitmiyor… Zarakol’un “iletişimimiz artık bu kanaldan yürüyecek” dediği twitter hesabına bakıyoruz. Son ileti 9 Mayıs tarihine ait… Faciaya ilişkin pek çok kuruluşun yaptığı gibi bir başsağlığı mesajı, en küçük bir yas ya da taziye belirtisi yok… Herhangi bir kuruluş iseniz olabilir… Fakat 2 yıl önce Vahap Munyar gibi ekonomi gazeteciliğinin marka isimlerini alıp Soma’ya, facianın yaşandığı madene götürmüşseniz… Hayır, işte bu olmaz…

Merakımızı yenemeyip, istekleri doğrultusunda tek iletişim kanalı olan twitter üzerinden kendilerine “Soma Holding’in ajansı olduğunuz ileri sürülüyor, doğru mu?” diye soruyoruz… Çok gecikmiyor yanıt: “Soma Holding’le olan sözleşmemiz Mart ayında sona ermiştir”… Faciadan sadece 1.5 ay önce yani…

Mesajın devamını bekliyoruz... Gelmiyor… “Üzgünüz, kederliyiz, baş sağlığı diliyoruz…” Hayır, Türkiye’de “iletişimin marka ajansından” en küçük bir keder, böyle bir faciayla ilişkilendirilmiş olmaktan doğan en küçük bir rahatsızlık ibaresi yok…

KRİZ YÖNETİMİNİ ÜSTLENEN HÜKÜMETİN DURUMU?

Ortada facianın sorumlusu olarak muhatap alınması gereken Şirket ve onun iletişimcileri olmayınca krizin yönetimi doğrudan Hükümete kalıyor... 

Kamuoyunun karşısında en kritik ilk 48 saat boyunca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız çıkıyor. İlk andan itibaren kriz yönetimini üstlenen Yıldız'ın yalnız bırakıldığı ve ağır baskı altında, muhtemelen doğru ve hızlı biçimde bilgilendirilemediği, dinlendirilmediği her halinden anlaşılıyor. Bakan Yıldız, acılı ve öfkeli topluluklar karşısında oldukça savunmasız, çoğu zaman çaresiz bir profil çiziyor. O kadar ki, kriz yönetiminin tek adresi olarak kamuoyunun karşısına çıkmak zorunda kalan Bakan, kazanın nasıl gerçekleştiğini, madende halen kaç işçinin bulunduğunu "bilmiyor" görüntüsü vererek krizin daha da derinleşmesine yol açıyor. Acılı ailelerin bekleyişi öfkeye dönüşürken, "imdada yetişmesi beklenen" en yetkili kişi, Başbakan devreye giriyor. İşte her şeyin çığrından çıktığı, facianın gerçek bir kamu iletişimi felaketiyle katmerlendiği süreç, Başbakanın ziyaretiyle başlıyor...

Acılı ve öfkeli topluluğun küçük bir şefkat ve kucaklayıcılık beklediği Başbakan, önüne konan kâğıttan okuduğu kuru ve akıl almaz ölçüde kışkırtıcı metinle insanların çileden çıkmasına zemin hazırlıyor. "Madenciliğin fıtratında var" dediği ölümlerin, dünyanın pek çok ülkesinde de gerçekleştiğini anlatıyor Başbakan... İnanılır gibi değil ama 19. yüzyıldan, 20. yüzyıldan örneklerle... Başbakanın "en gelişmiş ülkelerde de oluyor" diyerek sıraladığı maden ocağı facialarının üzerinden 2 dünya savaşı geçmiş, BM kurulmuş, aya gidilmiş, Sovyetler Birliği kurulmuş ve çökmüş, Berlin duvarı yıkılmış... Ve en fenası internet icat olunmuş, Başbakanın ağzından dökülen her söz sosyal medya aracılığıyla kırılıp bükülerek anında milyonlara ulaşır olmuş... 

Belli ki acemi bir danışmanın çalakalem hazırladığı metin, bırakın madencilik tarihi konusunda uzman bir akademisyene, ortalama bir iletişim profesyoneline bile kontrol ettirilmemiş. Hatta Başbakan, kamuoyunun karşısına çıkmadan önce, eline tutuşturulan metinde ne yazdığına bakmamış bile... Bakmışsa daha da fena... 2023 vizyonuyla meydanlarda boy gösteren bir Başbakan, 2014 yılında yaşanan bir faciayı "olağanlaştırmaya çalışırken" 19. yüzyılın verilerinin kullanılamayacağını dahi düşünemeyecek hale gelmiş...

Felaketler zinciri bitecek gibi değil... O basın toplantısının ardından, öfkeli ve acılı kalabalığın protestolarını anlayışla karşılamak yerine kendi öfkesini dizginleyemeyen Başbakan, istifasını isteyen vatandaşlara "yanıma gel de öyle söyle" diyebilecek, girdiği markette karşısına çıkan protestocuyu yumruklayabilecek kadar kontrolünü yitirmiş bir noktaya gelmiş... 

Bu da yetmezmiş gibi, Başbakanın müşavirinin, polisin yere yatırdığı protestocu vatandaşı tekmeleme görüntüleri yayılıvermesin mi sosyal medya aracılığıyla?...

ELDE NE VAR?

13 Mayıs'ta özel sektöre kiralanan bir madende an itibarıyla 284 işçinin yaşamını yitirdiği, bir o kadar işçiye henüz ulaşılamadığının tahmin edildiği tarihin en büyük maden facialarından biri, Soma Holding ve Hükümet eliyle yeni ve büyük bir siyasal krize yol açtı... 

Elimizde yüzlerce ceset, aciz bir Holding, battıkça batan, her şeyi eline yüzüne bulaştıran bir Hükümet var... Şimdilik...

 

 

Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık