İletişim Bu Değil...

"İletişim Nedir?" sorusu üzerine sayfalar dolusu akademik metin üretilebilirken, genellikle tek bir cümle, tek bir fotoğraf karesi "İletişim Ne Değildir?" in yanıtı olabilir... Tesadüf bu ya, aynı gün içerisinde (7 Şubat 2014) birbiriyle ilintisiz 2 ayrı kuruluştan 2 farklı "iletişim kazası" örneği düşüverdi önümüze:

"O DA BİR İNSAN"

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Ulusal Polis Fotoğrafları Yarışması'nın 2. sini düzenliyor bu yıl. Yarışmanın teması "O da Bir İnsan"... Şartnamede, yarışmanın amacı şöyle aktarılmış: "İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından bu yıl 2. düzenlenecek olan fotoğraf yarışması, kamuoyunda toplumsal güvenlik sorumluluk kültürünün oluşturulması Fotoğraf sanatı yoluyla Polis-Halk İlişkilerini geliştirmek, polisin kültür ve sanat alanında faaliyetlerini topluma yansıtmak ve fotoğraf sanatçılarını teşvik etmek amacıyla düzenlenmiştir."

Fotoğraf Sanatçısı Orhan Kamburoğlu'nun danışmanlığını yürüttüğünü öğrendiğimiz Yarışmanın Jürisi de seçkin isimlerden oluşuyor: 

  1. Prof. Özer KANBUROĞLU –K.Ü.Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı
  2. Prof. Nihal KAFALI – M.S.Ü. Güzel Sanatlar Fak. Fotoğraf Bölüm Başkanı
  3. Nihat ODABAŞI – Fotoğraf Sanatçısı
  4. Enis BERBEROĞLU – Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
  5. Şahin TUHAN– Fotoğraf Sanatçısı
  6. Birol GÜVEN – Yapımcı
  7. Uğurkan EREZ – Koreograf
  8. Gülben ERGEN – Sanatçı
  9.  Ayşe ÖZYILMAZEL  – Sabah Gazetesi Köşe Yazarı
  10.  Burak ÖZÇİVİT – Sanatçı
  11. Tolga KAREL – Sanatçı
  12. Orhan KANBUROĞLU – Fotoğraf Sanatçısı
  13. Hüseyin PUTUR – İl Emniyet Müdür Yardımcısı

Buraya kadar her şey iyi hoş... Fakat o da ne? Yarışmanın tanıtım afişine gözünüz takıldığında buz kesiliyorsunuz, tüyleriniz ürperiyor... "Şefkatli" bir Polis memuru, Down Sendromlu bir delikanlıya sarılmış, kafasını okşuyor... "O da Bir İnsan!"

Kuşkusuz "iyi niyetle" ve muhtemelen de "Down Sendrom'luların dışlanmamasına dikkat çekmeyi" amaçlayarak kotarılmış bir afiş çalışması. "Anlamaya çalışıyoruz ki", aslında polisin de herkes gibi bir insan olduğu anlatılmaya çalışılıyor... Fakat dedim ya, sayfalar dolusu anlatabileceğiniz "iletişimi" tek bir başlık, tek bir fotoğraf karesi ile "iletişim kazasına", "iletişim faciasına" dönüştürmeniz bu kadar kolay...

"O da Bir İnsan" başlığı ile "Down Sendromlu bir delikanlı" fotoğrafının iki cihan bir araya gelse, bir arada kullanılamayacağı "detayını" bir kişi, iki kişi, üç kişi atlamış olabilir... Fakat 1'i Proje Danışmanı, 14 seçkin ismin bu afişte adlarının yer almasına nasıl göz yumdukları gerçekten mesleki açıdan merak konusu...

Tanıtım ve Halkla İlişkiler, Sosyal Sorumluluk alanlarında çalışmalar yürütmek üzere arayış içerisinde olduğunu anladığımız İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün, Gezi olayları ve sonrasında hayli aşınan kurumsal algılanışını daha da zora sokacak özensizliklerden kaçınması beklenir... Hele ki ağır sıkıntılar yaşayan binlerce ebeveynin duyguları söz konusuysa... 

İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve bu projede adı geçenler herhalde başta afişte görüntüsü kullanılan delikanlı ve ailesi olmak üzere kamuoyundan bir özür dileme inceliğini göstereceklerdir?

UÇAĞI KAÇIRILAN HAVAYOLU ŞİRKETİ YOLCULARINA SUYU SATAR MI?

Çok tatsız bir olay yaşandı. Kharkiv'den 16:30'da İstanbul'a doğru 110 yolcusuyla birlikte havalanan Pegasus Hava Yollarına ait Boeing 737 tipi bir uçak, kaçırılma sinyalleri verdi. Yanında bomba bulunduğunu bildiren Ukrayna'lı hava korsanının, uçağın Kış Olimpiyatları'nın yapıldığı Soçi kentine indirilmesini istediği öğrenildi. Basından öğrendiğimiz kadarıyla Soçi'ye indirildiğine inandırılan ancak gerçekte İstanbul Sabiha Gökçen Hava Limanına indirilen uçağa yapılan operasyonda hava korsanı hafif yaralı olarak ele geçirildi. Çok şükür ki tek bir kişinin bile burnunun kanamadığı bu tatsız olay sırasında Sabiha Gökçen Hava Limanı güvenlik gerekçesiyle uzun süre hava trafiğine kapatılmak zorunda kalındı. Tüm Pegasus camiasına, sıkıntılı anlar yaşayan yolculara geçmiş olsun diyor, böylesi tatsız bir olayın bir daha hiç bir hava yolu şirketimizin ve yolcumuzun başına gelmemesini diliyorum.

Saat 18:05'te Sabiha Gökçen Hava Limanına indirilen Pegasus Uçağındaki yolcular, hava korsanıyla yapılan pazarlık sonunda 21:50'de güvenli bir biçimde uçaktan indirildiler. Hava korsanı da saat 22:00'de hafif yaralı olarak etkisiz hale getirildi ve böylelikle Sabiha Gökçen Hava Limanında 4 saat süren gergin bekleyiş sona erdi.

Hepimiz gelişmeleri ekranlardan nefeslerimizi tutmuş biçimde izlerken doğal olarak kaçırılan uçağa odaklandık. Bu arada 4 saat boyunca trafiğe kapatılan hava limanında, özellikle de uçakların içerisinde mahsur kalan yolcuların gerilim ve sıkıntıları ne yalan söyleyeyim, aklıma gelmemişti. Ta ki twitter da, hava trafiğine kapatılan Sabiha Gökçen'de bir Pegasus Uçağında saatlerce "mahsur kalan" bir yolcunun tweetine denk gelene kadar.

@Aasudee adlı twitter kullanıcısı Sabiha Gökçen Hava Limanında saat 20:30'dan beri bekletildiklerini ve bu arada su talep eden yolculara suyun Pegasus tarafından ücretli olarak sunulduğundan yakınıyordu. Ekonomik bilet fiyatını, "başkasının yiyip içtiğini ödetmeme" gibi anlamlı bir uygulama ile sağlayan Pegasus'un en temel ihtiyaç maddesini bile ücretli olarak sunmasını tartışmıyorum. Doğrusu o ya, yiyeceklerin, alkollü-alkolsüz içeceklerin "arzu edene" ücreti mukabil sunulmasını anlaşılır buluyorum. Alkol kullanmayan bir yolcunun, yol boyunca şarabı viskiyi deviren yan koltuktaki yolcunun hesabına ortak olması herhalde can sıkıcıdır. Fakat bir hava yolu şirketinin bir bardak suyun ya da hiç değilse bir parça krakerin hesabını yapmasını da abartılı buluyorum. Neyse, şirket politikasıdır, arzu eden "bir bardak suyumun da parası neyse verir öyle uçarım" diyebilir... Fakaaat! Bir yolcu olarak benden kaynaklanmayan nedenlerle, havalanmam gereken saatte uçamadığım, dolayısıyla gerildiğim, sıkıntıya düştüğüm her dakika boyunca hava yolu şirketi tarafından hiç değilse temel insani ihtiyaçlarımı "ikram" olarak sunmasını beklerim. Hele ki bulunduğun hava limanında, şirketine ait başka bir uçağın başına bir şeyler geldiği haberi duyulmuşsa... Her bir kuruşun hesabıyla gözlerinin korkutulduğu anlaşılan uçaktaki servis görevlilerinin, o gergin bekleyiş esnasında dili damağı kuruyan ve bir bardak su isteyen yolcuya herhalde "tabii efendim, önce 3 TL lütfen" demesi kadar tuhaf ve itici bir durum olamaz. Sabiha Gökçen Hava Limanında o gergin saatler boyunca Pegasus uçaklarında mahsur kalan yolcular için özel ikramda bulunulması talimatını verecek inisiyatife mi sahip değil, vizyona mı sahip değil Pegasus iletişimini yönetenler? Üstelik bu ilk de değil... Kısa bir tarama yapınca patır patır dökülüyor şikayetler. 

Tamam, olağan şartlarda her türlü ürünü ücretli olarak sunun. Fakat "misafir" ve "ikram" kavramlarını kullanmayın lütfen. Zira "misafire" bir bardak su ücret karşılığı verilmez, "ikram" edilen ürünün parası alınmaz bizim kültürümüzde. Tabii bir de, hiç değilse "müşterinizin" hiç bir kusuru bulunmayan "havalanamama" ve "uçakta bekletilme" süresi boyunca bir bardak suyu esirgemeyin... Bu sizi yoksullaştırmaz değil mi Ali Bey?

 

 

 

Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık