MARKA FAŞİZMİ

Madem ki M.A.R.K.A. “reklamın iyisi kötüsü olmaz” klişesine sarılıyor ve kendisini ihraç eden Reklamcılar Derneği’ne verdiği yanıtta en küçük bir pişmanlık ya da rahatsızlık kırıntısına yer vermiyor, o halde ajansın ve müşterisi BİOMEN’in adını telaffuz etmekte bir sakınca yok.

Kimileri, ajansın ve müşterinin adının telaffuz edilmesini “yapılan olumsuz bir işi çoğaltmak” olarak değerlendirse de aynı kanıda değilim. Eğer bir ajans sadece yerel toplumsal tarihten süzülen değerleri değil, insanlık tarihinin büyük mücadeleler verilip, büyük bedeller ödenerek evrensel değerlere dönüştürdüğü dersleri “hizalanmak” olarak algılıyor ve “ifade özgürlüğü” pişkinliğiyle paketleyip bir de hepimize “ders vermeye” cüret edebiliyorsa o zaman kendilerini tam da bu “hasletleriyle” anmakta sakınca yoktur.

Ve yine eğer bir Reklam veren, ürününün tanıtılması sorumluluğunu yüklediği ajansın üretimini kendi kurumsal, toplumsal ve evrensel değerlerinin süzgecinden geçirmiyor, marka kaderini hizmet aldığı ajansın iki dudağı arasına terk ediyorsa onun da adını tam da bu sorumluluk bağlamında anmakta sakınca olamaz.

Kutsal bir kavram olan ve M.A.R.K.A. tarafından “tepe tepe kullanıldığına göre” de hayli önemsendiği anlaşılan “ifade özgürlüğünün” ülkeden ülkeye değişen sınırları, bu özgürlüğün insanlık ailesinin ulaştığı en geniş çerçevede kullanımını savunmamızın önüne geçemez. Daha da ötesinde, aydın dediğimiz; zaten ülkesindeki yerel ifade özgürlüğü olanaklarını evrensel ölçülere taşımak, bununla da yetinmeyip evrensel düzeyde ifade özgürlüğünün sınırlarını zorlamak sorumluluğunu bir var oluş nedeni olarak gördüğü için aydındır.

İfade özgürlüğünün sınırları, yaşadığımız dünyada büyük acılar ve mücadeleler sonucu yüzleştiğimiz ve artık vicdanımızda ve ortak hafızamızda mahkûm ettiğimiz insanlık suçlarını yeniden tartışmaya açma noktasında son bulur.

Örneğin ırkçılık bir insanlık suçudur ve hiçbir ifade özgürlüğü ırkçılığın “ifade özgürlüğü” bağlamında tartışmaya açılmasını olanaklı kılamaz. Zira milyonlarca insanın katledilmesiyle, milyonlarcasının akıl almaz acılar yaşamasına neden olan bir uygulamanın değil savunusu, “acaba?”sı bile gündeme getirilemez. Çocuk istismarı, ayrımcılık, soykırım, tecavüz, cinayet ve katliamlar da öyle…

Hiçbir ajans; örneğin bir seyahat firması reklamında tarihimizdeki 1 milyon Ermeni yurttaşın tehciri sırasında hayatını kaybetmesine gönderme yaparak “biz olsaydık daha konforlu yolculuk yaparlardı” gibi bir yaklaşımı reklama dönüştürmeye cüret edemez. Bu sadece ifade özgürlüğünün kırmızı çizgisi değil, insanlık değerleriyle aranızdaki mesafenin göstergesidir.

M.A.R.K.A.’nın büyük bir pişkinlikle kendisini “ifade özgürlüğü savunucusu” olarak lanse etmeye cüret ettiği “üretimlerin” ifade özgürlüğü ile ilgisi olmadığı gibi, ajansın üretim tarihine bakıldığında kendisini konumladığı yerin Türkiye’de on yıllardır verilen ifade özgürlüğü mücadelesinin yakınında durduğunu söyleyebilmek te hayli zor. Bilakis, M.A.R.K.A. değerlerin metalaştırılması ve istismarını, “öteki” üzerinden mal ve hizmet itelemeyi reklamcılığın hayli kararlı ve istikrarlı bir yolu olarak benimsemiş görünüyor.

Kuşkusuz her şey ideolojiktir. Kapitalist üretim ilişkilerinde mal ve hizmetlerin üretim sürecinden o mal ve hizmetlerin pazara sunuluş ve tüketiliş modellerinin kurgulanması sürecine ilişkin tutumlar da ideolojiktir. Bir bütün olarak reklamcılık faaliyetinin kendisi de ideolojik temellere sahiptir bu açıdan bakıldığında. Yani reklam sadece reklam değildir. Reklamın da, reklamcının da ideolojisi vardır.

altM.A.R.K.A. ve Hulusi Derici’nin belki de takdire şayan tek yönü, profesyonel tarihleri boyunca bizlere “ideolojik reklamcılık” ve “reklamcı ideolojisi” konularında hayli fazla ve hayli sert örnekler sunmasından ibarettir. Meslek profesyonellerinin eğitiminde “su kaçırma örnekleri” başlığı altında “akademik olarak” incelenmesinde sakınca görmediğimiz bu örnekler, mecralar aracılığıyla on milyonlara ulaştığında artık siyaseten tartışılır hale geliyor. Hulusi Derici, reklam verenlere finanse ettirme becerisini gösterdiği ideolojik mesajlarıyla kendisini ve ajansını tartıştırmak gibi riskli bir oyun alanına giriyorsa, bunu tartışmak ve Marka Faşizmini irdelemek, konuyla ilgili olanlar açısından artık kamusal bir sorumluluktur.

Hulusi Derici ve ajansının bize ahlak ve özgürlük dersi verme cüreti hayli şaşırtıcı. Zira bir insanın bu konularda ders verebilmesi için gerekli olan yeterliliğini ölçebileceğimiz verileri ancak o insanın ve ajansının üretimlerinden elde edebiliriz.

Hulusi Derici’nin üretimlerine baktığımızda, kendi ahlaki ve siyasi duruşunun propagandasını, M.A.R.K.A. aracılığıyla reklam veren firmalara finanse ettirdiği anlaşılıyor. Tabii bu, ancak reklam veren firmaların da Hulusi Derici ile aynı ahlaki ve siyasal duruş noktasında buluştukları sonucuna götürüyor bizi ister istemez. Zira hiçbir reklam veren, kendi kurumsal ideolojisiyle örtüşmeyen bir reklam üretimine onay vermez. Dolayısıyla Hulusi Derici’nin belki mesleki açıdan başarı olarak kabul edebileceğimiz en büyük başarısı, kişisel dünyasını bezeyen faşizan kodları bir biçimde paylaşan, onaylayan ve yaygınlaştırılmasını finanse etmekte sakınca görmeyen yatırımcı ortaklar bulabilme becerisidir.

İdeolojik bir zeminde tartışıyorsak ve Hulusi Derici ile ajansı üretimleriyle ideolojik olarak duruşlarını netleştirmişse, adını koymakta da sakınca yok: Marka Faşizmi!

Hulusi Derici ile ajansının Türkiye ve dünya üzerine tezleri var. Irkçılıktan, ayrımcılıktan, ötekileştirmekten, faşizmden beslenen tezler bunlar.

alt28 Şubat karanlığında Hulusi Derici’nin kendisini konumladığını görüyoruz örneğin. Dönemin seçilmiş hükümetine karşı gerçekleştirilen darbede Atatürk Devrimlerinin tehlikede olduğu argümanı dolaşıma sokulduğunda Hulusi Derici kendi pozisyonunu belirliyor ve “yaratıcılığını” 28 Şubat ruhunun emrine sunuveriyor. Basit, sert, akılda kalıcı bir iş… Florya sahilinde güneşlenen Atatürk fotoğrafına bindirilmiş bir slogan: “Güneşi Özledik”…

Cinsiyet ayrımcılığında “ifade özgürlüğünün sınırları” konusunda hayli tatminsiz Hulusi Derici! Erkek egemen ideolojinin eşcinsellere yönelik “diskuru” 118 33’te elinde topla dans eden bir oyuncu, erkeklik “göstergesi” Atlas Hava Yolları reklamında “bizimki 77 cm!”, kadın “yaklaşımı” ise Regal reklamında görüldüğü gibi kadın suratında patlayan bir şamar olarak şekilleniyor.

Kürtleri ve Müslümanları ötekileştirdiği, şiddet ve terör öznesi olarak “yorumladığı” ve çözümü “Atatürkçü nesillerin yetiştirilmesinde” sadeleştiriverdiği TEGV reklamı da tıpkı “Güneşi Özledik” reklamı kadar sarihleştiriyor Hulusi Derici’nin ideolojik duruşunu.

Ama kendisi her ne kadar öyle iddia ederse etsin, bütün bu “al gülüm ver gülüm” ilişkisi hepimizin ortak alanında sergilenen faşizm propagandasına dönüştüğü andan itibaren artık sadece kendisini ve reklam verenini ilgilendiren bir mesele değil.

Hulusi Derici ve ajansı genç meslek profesyonellerine “reklamın iyisi kötüsü olmaz” mottosu altında “aslolan markanızı konuşturmaktır, gerisi laf-ü güzaf” vaazını verirken büyük bir hataya imza atıyor. Çünkü reklamın iyisi ve kötüsü olur! Tıpkı reklamcının iyisi ve kötüsü olduğu gibi…

“Kötü” reklamın bedelini sadece ajans ödüyor olsa yine iyi. Reklam verenler, markalarını teslim ettikleri “kötü” ajansların “kötü” işleri nedeniyle marka imajlarını yeniden toparlayabilmek için ajansa yaptıkları ödemeden çok daha yüklü meblağları “imaj düzeltme iletişimine” ayırmak zorunda kalıyorlar. Hulusi Derici gibi marka faşistleri böylelikle sadece reklam verenlere yüz kızartıcı ideolojilerinin finanse ettirmekle sınırlı bir zarar vermiyorlar. Üstüne bir de fantazilerinin neden olduğu zararla baş başa bırakıyorlar reklam verenleri.

Reklam verenlere ve genç meslek profesyonellerine verdiği “başarı markanızı konuşturmaktır” vaazı doğru ve yerinde olsaydı Hulusi Derici ve ajansı bugün “ırkçılığı ve ayrımcılığı iletişime çeviren reklamcılar” olarak anılmaz, toplumun geniş kesimleri tarafından kınanmaz, Reklamcılar Derneğinden ihraç edilmezdi. Hulusi Derici için “bir meslek örgütünden ihraç edilmek” rahatsız edici olmayabilir elbette… Ama çok şükür ki Marka Faşizmine rağmen bu ülkedeki reklam kuruluşları için ırkçılık ve ayrımcılık hâla rahatsız edici, utanç verici ve ayıp bir şey…

Hızlı bir inceleme ve karar süreci sonunda M.A.R.K.A.'nın üyeliğine son veren Reklamcılar Derneği ve Hulusi Derici'ye anladığı dilden yanıt veren Fark Yeri'ne özel olarak teşekkür etmek gerekiyor. Sektörün marka faşizmine sessiz kalmama tavrının sürmesi dileğiyle...

BAZI MARKA FAŞİZMİ ÖRNEKLERİ:

REGAL Reklamı izlemek için tıklayınız

118 33 Reklamı izlemek için tıklaynız

Biomen Reklamı izlemek için tıklayınız

Biomen Reklamı Hitler'li versiyon izlemek için tıklayınz

TEPKİ
Fark Yeri tepki filmini izlemek için tıklayınız

Öğeyi Oyla
(1 Oyla)
Bu kategoriden diğerleri: Bugün Kaç Kartvizit Topladın? »

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık