Bugün Kaç Kartvizit Topladın?

Aslına bakarsanız hiç bu konulara girme niyetinde değildim fakat, bir dostum epeydir kışkırtıyor: “ne o, herkese bulaşıyorsun ama iş kendi sektörüne gelince dut yemiş bülbül gibisin!”

İletişim sektörü netameli bir alan. Öteden beri birbirinden görkemli organizasyonlarda boy gösteren şık hanımefendi ve beyefendilere gıpta etmişimdir. Şöyle bir göz gezdirip, ortamın “işe yararlığını” değerlendirmedeki ferasetlerinden, gözlerine kestirdikleri “işe yarar kişilerin” etrafındakileri ekarte ederek “avlarına yaklaşmaktaki” maharetlerinden her zaman etkilendim, ne yalan söyleyeyim.

Sanırım, bu alanda gelecek tasarlayan bir gencin bu şık hanımefendi ve beyefendilerden öğreneceği çok şey var… Ben söze kendi öğrendiklerim ve fakat uygulamayı beceremediğim şeylerle başlayayım en iyisi.

Şık giyineceksin!

Şıklığın göreceli bir kavram olduğunu düşünüyorsan, bu anlamsız düşünceden derhal kurtulmalısın. En azından birkaç trendy markadan haberdar olman ancak gardrobunda mutlaka “sıradanlaşmamış” birkaç markayı bulundurman yararlı olur. Bunun için önemli mağazaları listele ve belirli aralıklarla bu mağazaları ziyaret et. Alışveriş yapman gerekmiyor. Mağazada “camiadan” birileriyle karşılaşma ihtimalini düşün. Eğer “camiadan” biriyle karşılaşırsan ve herhangi bir alışveriş te yapmamışsan, yüzünde “aradığı modeli veya bedeni bulamamış insan” ifadesi olsun.

Elbette her mevsim için en az ikişer takım koyu renk elbise bulundurmalısın. Aslında daha geniş bir gardrop edinmelisin ama sektöre yeni girdiğin düşünülürse ikişer takımı bile alman zor olacak. Bu durumda gömlek ve akseuarlara abanmayı dene. Farklı gömlek ve akseuarları kombine ederek, hiç değilse ilk yıl, zavallılığını örtebilirsin.

Lütfen “kılık kıyafetimle değil, yeteneklerimle değerlendirilmek istiyorum” saçmalığını bir kenara bırak. İyi bir iletişimci, iyi bir yemeğe benzer. Önce göze hitap etmelidir!

Şık ortamlara gireceksin!

Şimdi “şık ortam da ne?” diye sormayacağını umuyorum. Şık bir ortamın ne olduğunu herkes bilir. Öyle alelade ortamlarda görünmeyeceksin mümkün olduğunca. İyisi mi koşup ne kadar “life style” dergisi varsa bir takım kap gel. Bak bakalım hangi ünlü işadamı hangi mekâna takılıyor, “camia” nerelerde boy gösteriyor. Trendy mekânları titizlikle eleyip, “doğru yerde” ve “doğru zamanda” ve tabii ki “doğru insanlarla” olmanın en hızlı yolunu bulmalısın.

Davetler bu mekânları test etmek için uygun fırsatlardır. Davet edilmesen de olur. Biraz kulağını gözünü açman, açılış ve kokteyllerden zamanında haberdar olmanı sağlar. Eğer bu açılış ve kokteyllere giden bir arkadaş bulabilirsen ne ala. Yoksa da üzülme. Giyin ve davetliymişcesine rahat biçimde mekâna gir. Genellikle kimse davetli olup olmadığınla ilgilenmez.

İlk 5 dakika içerisinde ortamda bulunmaya değip değmeyeceğine karar vermelisin. Tabii ki ikramların dışında asıl ilgilenmen gereken, mekânda “toplanmaya değer kartvizit”sayısıdır. Kartvizit verdiğin ve kartvizitini aldığın herkes artık “tanıdığındır”. Ertesi günlerde mutlaka bir bahane yaratıp, kartvizitini aldığın kişiye en azından bir mail yolla. Zaten haberdar olabileceği bir etkinlik, kimsenin dikkate almadığı ama birbirine forward ederek duyarlılığını gösterdiği o yardım maillerinden biri de olabilir, farketmez. Yanıt vermemesi önemli değil. Sen aralıklı olarak yollamaya devam et.

Bir sonraki karşılaşmanızda mutlaka yanına gidip selam ver. Seni hatırlayamaması mümkün değil tabii ama hatırlamasa da önemli değil. Sakın kendini hatırlatmaya çalışma, aksine seni hatırlamama olasılığını aklına bile getiremezmişsin gibi davran ki önemli bir hata yaptığını düşünsün. Unutma, “herşeyden önce sıkıntıyı delege et” mesleğin temel prensibidir. Eğer gözlerinde seni hatırladığına dair bir ışık göremiyorsan dert etme. Mümkün olduğunca kırılmış bakışlarla birkaç dakika durduktan sonra izin isteyip ayrıl yanından. Tabii ki seni kırma düşüncesiyle üzülmeyecektir, sadece seni hatırlayamadığı için, kırmasının ileride başına dert açıp açmayacağı kurcalayacaktır kafasını. Tercihen, yanından ayrılmadan önce etrafa bir göz gezdir ve bu kez seni gerçekten tanıyan birini bulmaya çalış. O kırılgan bakışlarınla, yanından ayrılıp, seni gülümseyerek karşılayacak birinin yanına doğru giderken, emin ol arkanda artık endişeli bir “tanıdık” bırakacaksın.

Bu tür tanıdıklar kar topu gibidir. Birkaç tanesiyle tanışmak, yeni birkaç tane daha edinmene yol açar. Dikkat etmen gereken şey, bir “tanıdık” aracılığıyla tanıştığın yeni birinin, sizi tanıştıran şahısla yakın bir ilişkinizin olduğu izlenimine kapılmasıdır. Varsa bir iki esprili “ortak anıyı” oracıkta paylaşmak bu izlenimi yaratmaya yeter de artar. Eğer “ortak anı” yoksa da üzülme. O kişiye ait herhangi birinden duymuş olabileceğiniz veya herhangi bir yerde okumuş olabileceğiniz birkaç bilgiyi, “özel bilgiymiş” gibi sohbete serpiştirmek de aynı işlevi görebilir.

Bir ortama girip çıktığında, performansını ortamda kaç kartvizit dağıtabildiğin ve kaç kartvizit toplayabildiğinle ölçebilirsin.

Eğer bir ortamda yeterince kartvizit yoksa, mümkün olduğunca hızlı o ortamdan sıvışacak ve davet sahibini “1. Dereceden önemli tanıdıklar” listenden hemen çıkartacaksın. Aynı densizliği tekrarlaması halinde, ısrarcı telefonlarına bakmakla zaman yitirmeyeceksin! Unutma, sektörde her insan bir kartvizittir.

ÖDEV:

Elinizde kaç adet kartvizit bulunmaktadır? Kartvizitlerinizi sayınız ve önem derecelerine göre sıralayınız.

Lütfen mevcut kartvizitlerinizi, “en son aradıklarınız” ve “en son arayanlar” olarak sıralayınız.

Öğeyi Oyla
(0 oy)
Bu kategoriden diğerleri: « MARKA FAŞİZMİ İletişim Bu Değil... »

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık