Gıda Adaletsizliği

Endüstrileşmiş ülkelerin “alternatif enerji” arayışlarında biyodizel ve biyoetanol üretimi için yağlı tohum ve tahılları kullanmaya başladığı dünyamızın güney yarı küresinde yüz milyonlarca insan ağır açlık koşullarında hayatta kalmaya çalışıyor. “Temiz enerji” arayışının sözde gerekçesi küresel ısınma ve çevresel sorunlarla baş etmek. Son iki yüzyılda dünyanın her türlü kaynağını aşırı biçimde kullanan, tüketen ve kirleten endüstrileşmiş ülkeler, faturayı dolaylı ya da dolaysız bu süreçte dahli olmayan az gelişmiş ülkelere ödetiyorlar. Açlık sorununu kalıcı biçimde çözebilecek tahıl stoklarını daha kazançlı görülen bir alanda, enerji üretiminde kullanmak ve bu nedenle de tahıl ve yağlı tohum fiyatlarının artışına neden olmak işin ilk planda görülebilen yanı…

BM Gıda ve Tarım Örgütü FAO 2013 raporuna göre her yıl dünyada 842 milyon insanın kronik açlık çekiyor ve bunun 7 milyonu da açlık ve beslenme yetersizliği nedeniyle hayatını kaybediyor. (FAO, 2009 yılında beslenme yetersizliği yaşayanların sayısını 1 milyar 23 milyon kişi olarak duyurmuştu). 2013 yılı sloganını “Dünya Adil Beslenmiyor” olarak belirleyen FAO, açlık krizinin en önemli sebepleri arasında gıda eşitsizliğine ve yanlış politikalara vurgu yapıyor. Zira dünyada 1.5 milyar insan aşırı beslenir ve 500 milyon kişi obezite sorunuyla karşı karşıyayken, gıdaların üçte biri de israf edilerek çöpe gidiyor. (Bu üçte birin ne anlama geldiğine de geleceğiz…)

Açlıkla mücadele konusunda çalışma yürüten kuruluşlar, yanlış (bence kasıtlı!) hammadde ve ihracat-ithalat politikalarının, kuzey-güney yarıküre dengesizliğini daha da derinleştirdiğine, dünyanın güneyindeki küçük çiftçilerin dev firmalara bağımlı hale geldiğine işaret ediyorlar.

Almanya merkezli FIAN adlı insan hakları örgütünden Roman Herre “İnsanların tüketim alışkanlıklarının durumu daha da vahimleştirdiğine” dikkat çekerek aslında biz tüketicilerin de sorunun çözümüne katkı sağlayabileceğini vurguluyor.

Herre "Örneğin satın alacağınız ürünün nereden geldiğine dikkat ederek alışveriş yapabilirsiniz. Ayrıca tüketim alışkanlıklarında kaynakların verimli kullanılması ve boş yere harcanmaması da önemli. Hepimiz biliyoruz ki, bir parça etin üretilmesi için 7 ya da 8 katı fazla gıdanın tüketilmesi gerekiyor. Zira et üretiminde yem ithalatına ihtiyacı var" diyor. (Geldik mi kendiliğinden, et tüketiminin sonuçlarından birine daha)

Dünya Açlıkla Mücadele Örgütü Başkanı Bärbel Dieckmann da gelişmekte olan ülkelerdeki çölleşme, sel felaketleri ve diğer afetlere karşı uzun vadeli stratejilerin geliştirilmesi gerektiğine işaret ediyor. Gen teknolojisinin açlıkla mücadeleye yardımcı olmadığını söyleyen Dieckmann; aksine bunun, küçük çiftçilerin büyük firma ve tröstlere olan bağımlılığını artırdığına dikkat çekiyor. Sanayileşmiş ülkelerden kıtlık bölgelerine gıda ihracatı yapılmasını da eleştiren Dieckmann, kriz bölgelerindeki insanların bu gıda maddelerini alacak paraları olmadığını söylüyor. Dieckmann, acil yardımların sürdürülebilir kalkınma yardımları ile desteklenmesinin, bu bölgeleri olası felaketlere karşı koruyabileceğini vurguluyor. Dieckmann'a göre sanayi ülkelerinin iklim değişikliğini de bir an önce frenlemesi gerek. Zira iklim değişikliğin doğuracağı sonuçlar gelecek yıllardaki kıtlığın en büyük sebebi olacak.

BM İnsan Hakları Konseyi üyesi Jean Ziegler, "Biz Onları Aç Bırakıyoruz: Üçüncü Dünya Ülkelerindeki Kitlesel Katliam" adlı kitabın da yazarı. İklim değişikliği ve mali krizlerin açlık sorununu tırmandırdığını belirten Ziegler, dünyada her sekiz kişiden birinin açlık çekmesini şöyle değerlendiriyor: "Çok absürt bir duygu. BM Gıda ve Tarım Örgütü'nün verilerine göre, dünya genelinde her 5 saniyede bir, 10 yaş altındaki bir çocuk açlıktan ölüyor. Hem de neredeyse dünya nüfusunun iki katını, yani yaklaşık 12 milyar insanın karnını, kolayca doyurabilecek bir gezegende. İşin tuhaf yanı da işte burası! İnsanlık tarihinde artık nesnel bir kıtlık söz konusu değil. Sorun, gıda maddelerinin üretimi değil, onlara erişimdir. Şu anda biz bunları konuşurken bir çocuk daha ölüyor, bu cinayet!"

Amerikan Worldwatch Enstitüsü’ne göre her 5 saniyede 1, 10 yaşın altındaki bir çocuğun açlıktan öldüğü dünyamızda, açlığın topyekûn ortadan kaldırılması için gereken para 19 milyar USD. Herkesin temiz ve sağlıklı suya erişiminin sağlanabilmesi için ise 10 milyar USD gerekiyor. Dünya üzerinde sadece kişisel kozmetik ürünlerine harcanan paranın 18 milyar USD olduğu düşünüldüğünde, rakamlar ürkütücü…

Dünya genelinde her 8 kişiden 1’inin kronik açlık çekiyor. Tahmin edileceği gibi açlık sorununun birincil adresi Afrika… Afrika’da her 5 kişiden 1’inin aktif ve sağlıklı yaşam için yeterli gıdaya erişim olanağı bulunmuyor.

38 milyon insanın açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu Afrika’da sadece Etiopya, Eritre ve Sudan’da 18 milyon insan açlık nedeniyle ölüm riski taşıyor.

2013 Dünya Açlık Endeksi’nde, Burundi, Eritre gibi Afrika ülkelerinin yanında Madagaskar açıklarındaki ada ülkesi Komorlar’da açlığın ulaştığı boyut da dramatik olarak değerlendiriliyor. Raporda Suriye’de de devam eden iç savaş nedeniyle milyonlarca insanın açlıkla mücadele ettiğine de dikkat çekiliyor. Dieckmann, "daha şimdiden 4 milyon Suriyeli gıda yardımına muhtaç durumda" diyor. Ülkede her 4 haneden birinin her ayın ortalama 7 günü aç kaldığını söyleyen Dieckmann, çocukların açlıktan öldüğüne dair ilk raporların da ellerine ulaşmaya başladığını belirtiyor. (Deutsche Welle, 14.10.2013)

Acil insani yardım çağrısında bulunan BM, Somali için 2014 yılında gereken 930 milyon USD ‘nin yalnızca %4 ünün sağlanabildiğini açıkladı. Yaklaşık 2 milyon kişinin düzenli olarak gıdaya erişebilme imkanının bulunmadığı Somali’de 857.000 kişi “çok acil” gıda ihtiyacında. 2011 yılında Somali’de yaşanan büyük açlık krizinde 260.000 insan yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybetmişti. (Deutsche Welle, 19.02.2014)

Bütün bunlar olurken, küresel gıda pazarı büyüdükçe büyüyor! 2012 yılı sonunda küresel gıda pazarı, önceki 5 yıla göre % 3.7 artarak 4.2 trilyon USD’ye ulaştı. Bu rakamın %52.6’sını taze sebze- meyve ve diğer tarım ürünleri, geri kalan miktarı ise ambalajlı yiyecek ve içecekler oluşturuyor. 2017’de küresel gıda pazarında önceki 5 yıla göre artışın yıllık  % 4.4’e ulaşarak 5.3 trilyon USD olması bekleniyor.

Fakat işin daha korkunç bir boyutu var:  Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından hazırlanan bir rapor, yıllık 1,3 milyar ton gıdanın atık ve israf yoluyla heba olduğunu gösteriyor.

Yayımlanan verilere göre, dünya genelinde her yıl üretilen gıdaların üçte biri, gıda üretim ve tüketim zincirinde israf ediliyor. İsraf edilen gıdanın maddi karşılığı ise tam 1 trilyon dolar… Yani bugün, bir yanda milyonlarca insan açlıkla boğuşurken, küresel gıda pazarında yaratılan 4,2 trilyon dolarlık değerin, dörtte birini ziyan ediyor, çöpe atıyoruz.

Sabah Gazetesi’nden İlknur Menlik’in araştırmasına göre, çöpe atılan 1 trilyon dolar ile neler yapılabildiğine bakalım:

“İsrafın boyutunun ulaştığı vehameti herhalde en çarpıcı şu örnekle anlatabilirim” diyor Menlik: “Yapılan hesaplamalara göre, Afrika'da yaşayan öğrenci bir kız çocuğunu bir yıl süreyle beslemenin maliyeti 50 dolar, dünyadaki bütün aç öğrencileri beslemek için gereken para ise sadece 3,5 milyar dolardır. Bir başka karşılaştırmaya göre; bu para, dünya çapında 1,8 milyar dolar hasılat yapan "Titanik" filminden elde edilen paranın yalnızca iki katına karşılık geliyor.

Diğer yandan, gelişmekte olan ülkelerde beş yaş altı çocuk ölümlerinin üçte biri yetersiz beslenme ile doğrudan bağlantılı. Yetersiz beslenmenin küresel ekonomiye maliyeti ise yılda 3,5 trilyon dolar. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Kısacası, çöpe attığımız 1 trilyon dolarla yeryüzünde açlığı ve çocuk ölümlerini ortadan kaldırabilir, 3,5 trilyon dolarlık bir maliyetten de kurtulmuş oluruz.” (İlknur Menlik, Sabah Gazetesi, 28.4.2014)

Benim bu konularla kafayı kırdığımı gören arkadaşlarla çeşitli yollarla fikir alışverişinde bulunuyoruz haliyle… Uzunca bir sohbet yaptığım Ali Gizer, tam da yukarıdaki bilgilerle paralel bir yaklaşımla “tüketim üzerine yoğunlaş bence Sinan” dedi. Ali, öncelikle tüketimimizi kontrol altına alarak işe başlamamız gerektiğini düşünüyor ve aslında farkında olmadan ihtiyaç duymadığımız, tüketemediğimiz ve çöpe attığımız çok sayıda gıda ürününü satın aldığımızı söylüyor.

Gıda endüstrisi akıl almaz bir ürün çeşitliliği ile bizleri daha fazla tüketmeye yönlendiriyor. Zira her endüstride olduğu gibi onun da derdi ve önceliği “büyüme”… Bu hedef doğrultusunda her geçen gün raflarda, çoğu besin kalitesi açısından niteliksiz hatta düpedüz zehirli sayısız yeni ürün boy gösteriyor. Cazibesine dayanamayacağımız ambalajlarda, ihtiyacımız olup olmadığına bakmaksızın, çoğu kez sadece denemek amacıyla satın aldığımız ve genellikle çöpe attığımız ürünler bunlar…

Daha büyük fakat “ekonomik” (!) ambalajlarla satın aldığımız, tüketemeyip çöpe atarak, yukarıda belirtilen 1 trilyon dolarlık israfa katkıda bulunduğumuz bir sistem…

Büyük ve “ekonomik” (!) viyollerde satılan ve raf ömrünü geçirerek çöpe attığınız yumurtaları düşünün…

Yumurta konusuyla devam edeceğiz evet… Siz bu arada endüstiyel yumurta ve tavuk çiftliklerinde yumurtadan çıkan erkek civcivlerin ne olduğunu düşünün… Tavuk ve yumurta üzerinde konuşacağımız bir çok konudan biri de o çünkü… 

 

Önceki Bölümler:

Başlarken

Matrix

En Az 3 Çocuk mu dedi biri?

 

Sonraki Bölüm:

Ara Rapor

Son DüzenlenmeCuma, 27 Haziran 2014 11:16
Öğeyi Oyla
(0 oy)
Bu kategoriden diğerleri: « Matrix!... Ara Rapor... »

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık