Değişen Sol-6

"SINIF ve partinin öncülüğü, geçmişte tartışılmazken bu gün tartışılıyor ve kimi sol parti ve gruplar öncülük iddiasından vazgeçiyor."

Milliyetçi sosyal demokrasi
 
 ALMAN Sosyal Demokrat Partisi'nin etkin üyelerinden ve eski Sosyal Demokrat lider Willy Brandt'ın çalışma arkadaşı Nazmi Kavasoğlu, Değişen Sol dizisiyle ilgili görüşlerini Milliyet'e aktardı. "Sol" ve "sosyal demokrasi" konularında birçok kitabı bulunan, Alman basınında çok sayıda makale ve köşe yazısı yayınlanan Kavasoğlu'nun görüşleri şöyle:
 
"Sadece sosyal demokrasi değil, tüm siyasal hareketler Türkiye'ye Batı'dan ithal edilmiştir. Ancak çoğunlukla Batı'dan alınan düşüncelerin özgün olmamaları, Türkiye gerçeği ile çatışmalara dönüşmüş, Türk halkı Batı kökenli siyasi düşüncelere kuşku ile bakarak, araya mesafe koymuştur. Bu durum Atatürk'ün ölümünden sonra ortaya çıkmış ve CHP'de Bülent Ecevit'in, İsmet İnönü'yü göndermesine kadar sürmüştür. CHP'de Bülent Ecevit'le başlamış olan `özgün, Türkiye topraklarından fışkırmış sosyal demokrat hareket' maalesef çoğu tarafından kavranamamış, Ecevit bu çevreler tarafından `faşist, kafatasçı, gerici' gibi ağır suçlamalara maruz kalmıştır. Oysa tartışmaların dibinde yatan gerçek `özgün olmak' ile `Marksizm kökenli sosyal demokrat' ikilemidir. Nitekim Batı ülkelerinin Marksizm kökenli sosyal demokrat partileri, komünizm çöktükten sonra kendilerini yeniden gözden geçirme, yeniden yapılanma dönemine girmişlerdir. Örneğin Willy Brandt'ın ölümü ile önemli kriz, kimlik sorgulaması dönemi yaşayan Alman Sosyal Demokrat Partisi, günümüzde hala, yeni kimliğinin hangi toplumsal güçler üzerine kurulması gerektiğini tartışmaktadır. Yeniden Türkiye'deki sosyal demokrasi dünyasına dönelim:
 
DSP - CHP olguları bugüne dek sağlıklı bir şekilde, tarafsız ele alınıp değerlendirilememiştir. Sığ, kendi dar görüşlerinden hareket eden çevreler sürekli DSP'ye saldırmışlar, `Karı - koca partisi' gibi büyük abartılı yaklaşımlarla DSP'yi siyaset sahnesinden silmeye çalışmışlardır. Türkiye'nin yakın tarihine baktığımızda, 12 Eylül kazası sonrası tuzbuz edilmiş siyasi partilerden geriye `solda' dişe dokunur bir değer ve güç kalmamıştır. HP, SHP rüzgar gibi geçmişlerdir.
 
DSP - CHP birleşmesine `Ecevit istemiyor', `Ne inat adam!' sığlığı ile bakanların bu iki parti arasındaki çok önemli niteliksel, mayalanma konularını ele alıp düşünmeleri gerekmekte... Solun değişim sürecini başaramadığı, sürekli değişim kabızlığı yaşadığı savları doğru değildir. Türkiye'de sosyal demokrasi açısından solun yaptığı en büyük değişim DSP'nin kurulması, tüm engelleme ve iftiralara karşın kendine önemli bir yer edinmiş olmasıdır. Sosyal demokratlar `ideoloji' sözcüğünü ağızlarına alırken `9 biçip, 1 kesmek' zorundadırlar. Çünkü `ideoloji' denince, donmuş, dediğim dedik mantığı da rahatlıkla anlaşılabilinir. İdeoloji yerine `felsefe' yaklaşımı daha doğrudur. Sosyal demokrat partiler de, kendi toplumlarının felsefeleri üzerine kendilerini inşa etmek zorundadırlar. Bu gerçek komünizmin çökmesinden sonra çok bariz bir şekilde ortaya çıkmıştır. Sosyalist Enternasyonalizm başka, bir ülkenin eski kendinin üzerine, yeni kendini inşa ederek kendi halkının çıkarlarını savunmak yine başkadır.
 
Sosyal demokratlar 1989 tarihini, Berlin duvarının yıkılmasıyla dünyadaki yeni oluşumları, dünyanın nereye gittiğini çok titiz bir şekilde değerlendirmek zorundadırlar. Berlin duvarının çökmesiyle başlayan yeni siyasal süreç, tüm yerküreyi derinden etkilemiş ve önümüzdeki zamanlarda daha da etkileyecektir.
 
3 - 5 tema arasına sıkışıp, dünyayı kavrayamamış olan tüm sosyal demokrat partilerin akibetlerinin İnönü'ler, HP, SHP gibi olması kaçınılmazdır. Gerçekten Türkiye'nin çıkarları düşünülüyor ise, akıllar üstüne taht kurmuş olan ihtirasların, akılların altına kovalanması gerekiyor. Çünkü sosyal demokrat partiler, kişilerin eksikliklerini, yetmezliklerini tatmin alanı değil, halkın sorunlarını çözmek, daha fazla üretmek için vardır..."
 
Yeni slogan: Çözüm
 
 SINIF ve partinin öncülüğü, geçmişte tartışılmazken bu gün tartışılıyor ve kimi sol parti ve gruplar öncülük iddiasından vazgeçiyor.
 
ÖDP, öncülük iddiasında olmadığını açıklıkla dile getirirken, kendisini sosyalizm hedefi olmayan sol bir kitle partisi olarak tanımlayan HADEP' te öncülük iddiasını getirmiyor. Bununla birlikte, gerek ÖDP'nin, gerek HADEP'in "demokrasi güçlerinin birliğinin oluşturulmasında" kendilerini"motor güç" olarak tanımlamaları, her iki partinin de her şeye rağmen kendilerine özel misyonlar atfetmeyi sürdürdüklerini düşündürüyor.
 
DHKP - C ve diğer sosyalist gruplar için öncülük iddiasından vazgeçmek kendi politikalarına güvensizliğin göstergesi olarak kabul ediliyor.
 
Hemen tüm sol parti ve gruplar şiddeti bir mücadele yöntemi olarak görüyordu. Şiddet artık daha fazla sayıda parti ve grup için yerini demokratik tartışma kültürüne dayalı mücadele yöntemlerine bırakıyor.
 
Şiddet karşısındaki en açık tutum yine ÖDP'den geliyor. Şiddetin terk edilmesi gerektiğini savunan bir diğer sol parti HADEP. Şiddet eylemleriyle sık sık gündeme gelen DHKP - C başta olmak üzere, diğer sosyalist gruplarda ise şiddet, mücadelenin temel karakterini oluşturuyor.
 
ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Saruhan Uluç, şiddetin varoş kültürünün bir gerçeği olduğunu vurguluyor.
 
Uluç, "İnsanlar çok ağır şartlarda yaşıyorlar. Şiddet adeta yaşamın bir parçası. Çünkü başka bir çıkış yolu gösterilmemiş, insanların üzerine şiddetle gidilmiş onlarda şiddetle karşılık vermişler. Ama varoşları kazanmak mümkün. İnsanca yaklaştığınızda, çözümler ürettiğinizde, bir çıkış yolu gösterdiğinizde hemen olumlu bir tepki alıyorsunuz. Biz, varoşlarda da güçlü bir örgütlenmeyi başarıyoruz. Ve görüyoruz ki şiddet toplumun her alanında olduğu gibi varoşlardan da silinebilir, yeter ki bunun için çaba gösterilsin."
 
Şiddet, genel olarak sosyalist grupların tümü için gücün ve gruplar arası erkin göstergesi sayılıyor. "Devrimci şiddette" karşı çıkmak, onu zorunlu bir mücadele yöntemi olmaktan çıkarmak ağır bir ideolojik sapmayı ifade ediyor. Zira "ya savaşırsınız, ya da uzlaşırsınız" biçiminde formüle edilen düz ve naif bir anlayışı var çoğu grubun. Anadolu kültüründen gelen ve halk tarafından sevecen biçimde efsaneleştirilen efelik, eşkiyalık ruhunun sosyalist gruplardaki etkisi çok büyük. Dağlar, en "kentli" sosyalistler için, hatta sosyal demokratlar için bile özel bir anlam taşıyor. "Toplumsal içerikli" roman ve öykülerde, şiir ve şarkılarda dağlar yiğitliği, başkaldırı ve direnişin imgesi olarak yerini koruyor.
 
Türkiye sosyalist solu, 1968 - 1988 yılları arasında uzun bir bölünme dönemi yaşadı. 1988 sonrasında ise solda birlik tartışmaları ve birlik deneyleri ağır bastı.
 
ÖDP ve HADEP birlikte tutum alma konusunda deneyimlere sahip iki parti. Solun birliğini gerekli ve kaçınılmaz görüyorlar.
 
CHP - DSP ilişkisinde de her iki parti de sosyal demokrasinin tek adresi olduklarını savunuyorlar.Sol, kitlelerin desteğini kazanmanın yolunun slogan üretmek yerine ülke ve dünya sorunlarına çözüm üretmekten geçtiğini fark ediyor. Bu günün sorunlarına bugünden çözümler üretme çabası daha fazla görülüyor.
 
Her alanda politika
 
 "Bu günün sorunlarına, bu günden çözüm üretmek." ÖDP, bu sloganla hareket ediyor ve tüm ülke sorunları için bir sözü olma iddiasında.
 
Aslında bu ÖDP'ye özgü bir tutum değil. HADEP'ten DHKP - C' ye kadar tüm sosyalist - sol parti ve gruplar artık sorunların çözümünün sosyalizm sonrasına ertelenemeyeceğini fark etmiş görünüyorlar.
 
ÖDP kadınlardan cinsel azınlık haklarına kadar her alanda politika üretiyor. HADEP Kürt sorununun çözümünü öncelikli olarak görmekle birlikte, diğer ülke sorunlarını da dikkat merkezine aldığını ifade ediyor.
 
DHKP - C "görüşlerini benimsediklerini" söyleyen Haklar ve Özgürlükler Platformu (HÖP) ise hazırladığı "Halk Anayasası Taslağı" ile toplumsal dönüşüm projesini kamuoyunda tartışmaya açarken, benzeri bir program broşürü Direniş Grubu tarafından da tartışmaya açılmış.
 
Renkli ve medyatik eylemler
 
 Medyanın kamuoyunu etkileme gücü sol tarafından da fark edildi. Sol, eskiye oranla çok daha renkli, medyatik eylem biçimlerini deniyor. İletişim teknolojisinden yaygın biçimde yararlanılıyor. Hemen her sosyalist grup internet aracılığıyla görüşlerini duyuruyor. İyi tasarlanmış web sayfaları, ingilizce basılan dergiler, cep telefonları ve daha bir çok teknolojik yenilik sosyalist gruplara da hizmet ediyor. Zaten pek çok sosyalist, değişimin temel nedenini teknolojinin gelişimine dayandırıyor büyük ölçüde...
 
Artık eylemler, gazetelerin baskıya giriş saatlerine, TV'lerin haber saatlerine göre ayarlanıyor. Özenli basın bültenleri ile eylemler duyuruluyor. Medya en etkili propaganda aracı çünkü. Eylemler, manşet kaygısıyla biçimleniyor. Tüm parti ve gruplar en etkili, en renkli, en yeni eylem biçimlerini bulmak için yarışıyorlar. Kameralara her grup, kendi "imajına uygun" bir görünümle çıkıyo. Kimi grup askeri formatta tek tip giysilerlr, kimi gruplar ise olabildiğince güler yüzlü imajlar yansıtmaya çalışılıyor.
 
Bir dakika karanlık eylemleri, üniversitelerde öğrencilerin kılıktan kılığa girerek, saçlarını sakallarını keserek, Bergama'lıların soyunarak gerçekleştirdikleri yeni eylem biçimleri geliştiriliyor.
 
Üstelik bu "batılı" ve "barışcıl" eylem biçimleri sosyalist solun en "sert" üsluplu kesimleri tarafından bile sahipleniliyor. Kurtuluş Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Hamdi Kaya, "Bir dakika karanlık eylemi, pasif bir eylem değildir. DHKP - C tarafından planlanmış bir kitlesel halk hareketidir" diyor. Sivil inisiyatiflerin, bağımsız bireylerin, kendi talepleri doğrultusunda, kimseye ihtiyaç duymadan demokratik tepkiler geliştirebilecekleri fikri, "sosyalist önderler" tarafından pek hoş karşılanmıyor.
 
Kültürel aydınlanma
 
 80 öncesiyle kıyaslanamayacak bir kültürel aydınlanma süreci yaşanıyor. Çeşitli dillerden çevirilen yapıtlar, solun yeni düşüncelerle tanışmasını kolaylaştırıyor.
 
Çevirmenlik yapan Özgür Uçkan'a göre bu "en başından beri olması gereken ve zaten vaktiyle Birikim gibi dergiler aracılığıyla başlatılan bir süreç." Uçkan, solun entelektüel birikiminin uzun yıllar çok zayıf kaldığını, ama artık hiç kimse için hiç bir mazeret bulunamayacağını" söylüyor.
 
Solun genelinde bir değişim rüzgarı eserken, değişimi pek te olumlu karşılamayanlar da var. ÖDP, değişimi bir zorunluluk olarak görüyor ve altını çiziyor. Sosyal demokrat partiler için de değişim geçerliliği olan, prim yapan bir kavram.
 
Değişimin faturası
 
 Sosyal demokratlar, soldaki değişimi öncelikle "totaliter" Komünist anlayışın "yenilgisine" bağlıyorlar ve sosyal demokrasi açısından derin bir ideolojik değişikliğin söz konusu olamayacağını ileri sürüyorlar. Bir başka deyişle, totaliter unsurlardan kurtulan sol, nihayet sosyal demokrasinin çoğulcu ve demokratik anlayışıyla yeniden buluşmuş oldu... Ancak elbette değişimi totaliter anlayışın terk edilmesiyle sınırlamak yeterli değil. Türkiye'de sosyal demokratların ideolojik birikim, derinlik ve tutarlılığı tartışılmaz bir sığlıkta. Nitekim Aydın Güven Gürkan, İsmail Cem, Zülfü Livaneli gibi önemli sol - entelektüeller herhangi bir liderlik iddasında bulunmaksızın, sosyal demokratları ısrarla ideolojik yenilenme ve kültürel derinliğe çekme mücadelesi veriyorlar.
 
Kurtuluş ve Direniş dergilerinin temsilcileri, değişimi "yozlaşma ve çürüme" olarak tanımlıyor ve reddediyorlar.

Son DüzenlenmePerşembe, 07 Mart 2013 17:06
Öğeyi Oyla
(0 oy)
Bu kategoriden diğerleri: « Değişen Sol-7 Değişen Sol-5 »

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık