Değişen Sol-1

"Değişen Sol", Sinan Dirlik-Ulvi Yaman imzalarıyla, 25 Ağustos- 1 Eylül 1997 tarihleri arasında Milliyet Gazetesi`nde yayınlanmıştır. 80`sonrası sol`un dönüşüm ve değişim fotoğrafını yakalamaya çalışan araştırma kapsamında kendisini solda ifade eden kişi ve kuruluşlarla görüşmeler yapılmıştır.

SOL kavramı, sosyal demokratlardan radikal sol gruplara kadar uzanan geniş bir siyasal yapılanmayı çağrıştırıyor. Türkiye'de CHP'den DSP'ye, kendisini demokratik sol ya da sosyal demokrat olarak niteleyen partilerden; ÖDP, SİP, İP, HADEP gibi kendilerini sosyalist ya da sol kitle partisi olarak tanımlayan partilere ve sayısız küçük sosyalist gruplara kadar çok geniş bir siyasal zemin genel olarak "sol" kavramıyla tanımlanıyor.

Türkiye'de siyasal oluşumlar genellikle kendilerini siyaset biliminin kriter ve kavramlarıyla tanımlamaktan ve tanımlanmaktan rahatsızlık duyuyorlar. Merkez Sağ partiler, "burjuva" sıfatını bir tür hakaret olarak algılamayı sürdürürken, "devlet partileri" kendilerini sosyal demokrat olarak nitelemekten hoşlanıyor.

Sol ve değişim kavramlarını yan yana kullanmak Türkiye'de pek de hoş karşılanmayan bir girişim olarak algılanıyor. Açıkçası Türk Solu'nun önemli bir bölümü değişim sözcüğünden hoşlanmıyor ve bu sözcüğü "ideolojik bir sapma", "siyasal yozlaşma" vb. ile eş anlamlı görüyor. Sosyalist solda "değişim" ve "değişmek" kavramları ideolojik hakareti de içeren bir müstehzi ifadeyle kullanılıyor. Yeni Solun muzip çocuğu ÖDP dışında hiç bir parti ya da hareket, değişimi kendi üzerine alınmamayı tercih ediyor.

Bununla birlikte, "devletin" sosyal demokratlarından sokakların sosyalist sol parti ve gruplarına kadar Türk Solu topyekün bir değişim sürecini dolu dolu yaşıyor.

İşte bu yazı dizisi, Türk Solu'ndaki değişimin 1997 Ağustosu'na düşen yansımasının bir fotoğrafını vermeyi amaçlıyor. Sadece bu kadar...

Sinan Dirlik - Ulvi Yaman
21 Ağustos 1997


Sol aşağı, İslam yukarı


Türkiye'de sol kazanımları son kırıntısına kadar yok etmeyi amaçlayan 12 Eylül yönetimi siyasal islamın güçlenmesine zemin oluşturdu. Solun boşluğunu kimin dolduracağı hesaplanmamıştı. Ta ki RP iktidarına yol açan 1995 seçimlerine kadar...

12 Eylül rejimi, Türkiye'de bir sol iktidar olasılığını "ilelebet" ortadan kaldıracak tüm önlemleri almaya çalıştı. En büyük tehdidi solda gören paşalar, Türkiye'de sol adına gerçekleştirilen kazanımları son kırıntısına kadar yok etmeyi amaçladılar.

12 Eylül rejimi, Türkiye'de bir sol iktidar olasılığını "ilelebet" ortadan kaldıracak tüm önlemleri almaya çalıştı.
En büyük tehdidi solda gören paşalar, Türkiye'de sol adına gerçekleştirilen kazanımları son kırıntısına kadar yok etmeyi amaçladılar.

12 Eylül rejimi, Türkiye'de bir sol iktidar olasılığını "ilelebet" ortadan kaldıracak tüm önlemleri almaya çalıştı.
En büyük tehdidi solda gören paşalar, Türkiye'de sol adına gerçekleştirilen kazanımları son kırıntısına kadar yok etmeyi amaçladılar.

12 Eylül rejimi, Türkiye'de bir sol iktidar olasılığını "ilelebet" ortadan kaldıracak tüm önlemleri almaya çalıştı.
En büyük tehdidi solda gören paşalar, Türkiye'de sol adına gerçekleştirilen kazanımları son kırıntısına kadar yok etmeyi amaçladılar.
Hızlı bir sanayileşme ve kentleşme yaşayan Türkiye'de solun boşluğunu kimin dolduracağı düşünülmedi. Ta ki RP iktidarına yol açan 1995 seçimlerine kadar...

Sol ile mücadelede İslamın "bütünleştiriciliğinden yararlanmayı" tercih eden 12 Eylül paşaları, siyasal İslamın güçlenmesine zemin oluşturdular.

Sola karşı yürütülen imha operasyonu, sistem içerisinde sağlıklı seçeneklerin üretilememesiyle birlikte Türk demokrasisinin geleceği adına ciddi boyutlarda bir geri tepmeye yol açtı.

Solun imhası operasyonu; Türkiye'de siyasal dengelerin bozulmasına, hoşnutsuz toplum kesimleri için siyasal İslamın bir seçenek haline gelmesine ve sistem dışı muhalefetin, daha kolay denetlenebilir olandan daha zor denetlenebilir olana doğru kaymasına, eşitlik, adalet, dayanışma gibi değerlerin hızlı erozyonuna ve en genel anlamıyla toplumsal etik sorunlarına ve nihayet mevcut seçenekleri benimseyen seçmenlerin sandıktan uzaklaşmasına yol açtı.
 
Seçmen sandıktan uzaklaşıyor...
Ekonomik, sosyal ve siyasal taleplerinin karşılığını mevcut siyasal partilerde göremeyen Türkiye seçmeni hızla sandıktan uzaklaştı. 1983'ten 1995'e kadar yapılan 5 milletvekili seçim sonuçları; sandık başına gitmeyi zorunlu kılan yasaya rağmen oy kullanmayan ya da geçersiz oy kullanan seçmenlerin yüzde 15'e ulaştığını ortaya koyuyor. Daha açık anlatımla, Türkiye'deki her 100 seçmenden 15'i "oy vermeye değer bir siyasal seçeneğinin bulunmadığını" sandık başına gitmeyerek ya da geçersiz oy kullanarak ifade ediyor. 1995 genel seçimlerinde en yüksek oyu alan partinin bile yüzde 20 oranında oy alabildiği düşünüldüğünde, söz konusu yüzde 15'in ne denli büyük bir oran olduğu daha iyi anlaşılabilir...

Solun ağırlıklı olarak seçim boykotu çağrısı yaptığı 1983 seçimlerinde katılmama ya da geçersiz oy kullanma tavrının yüzde 12'lerde seyretmesi ve sonraki seçimlerde boykot tutumu olmamasına karşın bu oranın yükselmesi, hoşnutsuz seçmenin birebir, soldan etkilendiği tezini doğrulamıyor.

Ancak, sandık başına gitmeme ya da geçersiz oy kullanmanın büyük kentlerde ve Güneydoğuda yoğunlaşması, ekonomik ve sosyal sorunların bu tavırda belirleyici olduğunu gösteriyor.

Bir başka deyişle, genel olarak sistemin işleyişinden hoşnut olmayan kitleler; sistemi revize edebilecek nitelikte bir siyasal seçeneğin üretilememesi karşısında siyasal katılımdan vazgeçme "tavrını" benimsiyorlar.
Toplumun yüzde 15'inin demokratik sistemin temel koşulu sayılan siyasal katılım hakkından vazgeçmesi, demokrasiye ve demokrasinin sorunlarına kayıtsızlık anlamına gelir.

"Statüko", kalıpları ve anlayışlarıyla bezdirdiği, tehditleriyle korkuttuğu insanlar sayesinde varlığını sürdürüyor. "Gölgesinden çekinip sözünü sakınan" vatandaş türü, statükolara can katıyor, değişmezliğin ve geriliğin güvencesini sağlıyor.

Bu açıdan solun zaafı, aynı zamanda Türkiye' nin de zaafı anlamına geliyor. Türk demokrasisi, vazgeçtiği her renginin bedelini kan kaybederek ödüyor.

Konumuz itibarıyla tam da bu noktada akla hemen şu soru geliyor: Peki ama mevcut Sol partiler bir seçenek oluşturmuyor mu? Hayır!...

Sol, en görkemli 1970'li yıllarda bile oy oranını yüzde 40'larda tutabilmiş; 1980'li yıllara gelindiğinde ise yüzde 30 sınırına güçlükle ulaşabilmişti. Ülkenin batı bölgelerinde seçmen desteği bulabilen Türk Solu, muhafazakar kırsal kesimin güçlü desteğini tarihinin hiç bir döneminde alamadı. Ancak, nüfusunu solun doğal tabanı kabul edilen sanayi işçilerinin yoğun biçimde oluşturduğu illerde de sol partilerin önemli bir varlık gösteremediği anlaşılmaktadır. Bölgelerin siyasal yelpazedeki dağılımlarını ortaya koyan tablo, bu açıdan dikkat çekici:

Solun çekim gücünü yitirdiği 80'lerden itibaren, boşluğun RP tarafından doldurulmaya başlandığı gözleniyor. Siyasal İslam ve sol arasındaki etkinlik çekişmesi büyük kent varoşlarında ve Doğu bölgelerinde ağırlığını hissettiriyor. Varoşların bu iki siyasal gücü arasındaki çekişmenin boyutlarını ilerleyen bölümlerde tartışacağız.

 

Son DüzenlenmePerşembe, 07 Mart 2013 17:06
Öğeyi Oyla
(0 oy)
Bu kategoriden diğerleri: « Değişen Sol-2

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık