Aral Moral, Kıbrıs Havadis Gazetesi, 14.01.2010

Son zamanlarda Facebook’ta, Sinan Dirlik isimli bir kişinin Kıbrıs ile ilgili ilginç tespitleri ve yorumları dolaşıyor. Birkaç tanesini okudum. Daha sonra Dirlik’in kendi web sitesinden de, özellikle Kıbrıs ile ilgili yazılarını okudum. Kendisiyle henüz tanışma fırsatım olmadı. Umarım yakın bir zamanda bu fırsatı yakalarım.

Sinan Dirlik’in Kıbrıs ile ilgili olarak yazdığı yazılar, şimdiye kadar bir Türkiyeliden duymayacağınız, okumayacağınız türden. Ha, yazdıklarına katılıyor muyum? Evet katılıyorum.
Bu yüzden mi beğendim? Hayır, sadece bu yüzden beğendiğimi söylemek çok yanlış olur.

Dirlik’in yazdıklarına bakıldığı zaman, ilk göze çarpan şey, yukarıda da yazdığım gibi, Kıbrıs ile ilgili görüşleri bir Türkiyeliden beklediğiniz türden değil.

Kendisi, tüm ön yargılarını (eğer varsaydı) bir kenara koymuş.
Özellikle Türkiye’den Kıbrıs’a tatile veya okumaya gelenlerin klasik duruşunu Dirlik’te göremezsiniz.

Tamamen yalın. Kıbrıslı Türklerin günlük yaşantısı, sıkıntısı ve düşüncelerini yansıtmış yazılarına. Yani, “Kıbrıslılar da kim. Onların ne düşündüğü umurumda bile değil” şeklinde bir durum yok. Dedik ya… Tamamen klasik Türkiyeli profilinden uzak işte. “Kıbrıs canımız feda olsun kanımız”ı büyüteçle aradım ama bulamadım. “Kıbrıs, Akdeniz’de bir Türk gölüdür. Kan gölüne dönmeden tek çakıl taşı vermeyiz” de yok…
***
Belli bir yaşın üstü bilmez. Ya da farklı varyasyonunu bilir.
Ama benim yaşıtlarım, şimdi anlatacaklarımı çok iyi bilecektir mutlaka.
Üniversite yılları boyunca, her ne kadar “bütün halklar kardeştir” vizyonuna sahip olsak da, zaman zaman bazı Türkiyeli öğrenci arkadaşların, biz Kıbrıslı öğrencilere yönelik takındığı tavır “batsın halkların kardeşliği” dedirtme noktasına getirmişti beni birçok kez…
Kıbrıs’ta çözüm istemek, barış istemek, geçmişin karanlık günlerini bir daha yaşamamayı istemek, Türkiyeli arkadaşlar için “vatan hainliği” “Rumcu”, “devşirme” manasıyla eş değerdi.
Hem Kuzey Kıbrıs’ı ve insanlarını beğenmezlerdi, hem de okumaya gelirlerdi.
Bir garip durum işte.
Ne zaman Kıbrıslı öğrenciler, doğdukları ve ölecekleri kendi topraklarıyla ilgili bir şey söylese hamasetin, milliyetçiliğin en bağnaz şekliyle cevabını alırdı.
Daha örnek verecek olsak sayfa yetmez…
Ama Sinan Dirlik, yukarıda tanımladığım ve çok sık bir şekilde karşılaşabileceğimiz Türkiyeli profilinden taban tabana zıt.
***
Kıbrıs’a gerek yaşamak, gerek tatil, gerekse de okumak için gelenlerin görmediği ya da göremediği noktaları gördü Dirlik...
Kuzey Kıbrıs ve Kıbrıslı Türklerle ilgili genel yargının dışına bakarak, Kıbrıslı Türklerin gerçekten ne istediğine odaklandı.
Bu, ben de dahil birçok kişinin isteğiydi aslında.
Biraz daha saygı görmek.
“Nece konuşuyorsunuz” denmesini değil de, kendi şivemizin aslında bize ne kadar özgü olduğunun anlaşılmasını.
Doğduğumuz, büyüdüğümüz ve her gün daha da kök saldığımız bu toprak parçasının geleceğiyle ilgili karar vermek bile en büyük günah sayıldı bizler için.
Bizlerin ne istediğine bakılmadan sürekli eleştirilip durduk.
Biraz anlayış, biraz da saygı istedik.
Kendi yaşadığımız topraklarla ilgili nihai kararı bizim belirlememiz gerektiğini söyledik.
Karşılığında hamasetin, bağnaz milliyetçiliğin süzgecinden geçip yüzümüze yapışan en ağır hakaretleri işittik
Halbuki çok mu bir şey istemiştik?
Biraz daha saygı, biraz daha anlayış…
Ama en fazla da ön yargısız bakış…

Son DüzenlenmePerşembe, 07 Mart 2013 17:06
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık