Kâşif Denizcilerin Büyülü Şehri: Porto

Avrupa’nın en batısında, keşifler tarihinin ve dolayısıyla siyasi coğrafyanın ve ticaretin şekillenmesini belirlemiş bir ülke Portekiz. Heyecan verici tarihinin anlatıcısı olarak özenle korunmuş mimarisi, Fado müziği, şarapları, leziz mutfağıyla olduğu kadar, diğer Avrupa ülkelerine kıyasla hayli uygun fiyatlarla tatil seçenekleri sunmasıyla da dikkat çekiyor.

DÜNYA MİRASI

Yaklaşık 11 milyon nüfuslu Portekiz’in Lizbon’dan sonra ikinci büyük kenti Porto’dayız. “İkinci büyük kent” deyince aklınıza öyle kalabalık bir kent gelmesin, zira sadece 250 bin nüfusa sahip Porto. Sizi Rio Douro’nun Atlantik Okyanusu’na açıldığı noktada, 2000 yıllık tarihin kadim denizci hikâyelerini mırıldanarak kucaklayan Porto’yu UNESCO’nun 1996’da “Dünya Mirası” listesine dahil etmesi boşuna değil. Modern kent yaşamının gereklerinin tarihi dokuyu bozmadan da yerine getirilebileceğini; ulaşımdan alışverişe, eğlenceden çalışma yaşamına tüm modern altyapının tarihi doku içerisinde “gizlenebileceğini” kanıtlayan bir kent yönetimi anlayışı var çünkü…

Geç yatan, erken uyanan, eğlenceyi ve yeme içmeyi seven, işini ciddiye alan, şık fakat rahat giyinen, konuklarına iyi ve nazik davranmaya özen gösteren insanlar kenti Porto. Elbette İspanya’nın o biraz sırnaşık düzen sıcaklığı kadar değil ama gittiğiniz her yerde sizinle olması gerektiği kadar yakın ilgilenen, dikkatle dinleyerek yardımcı olmaya çalışan insanlar Portolular. Çoğu, temel sorularınıza yanıt verebilecek kadar bile olsa İngilizce konuşmak konusunda hiç de çekinceli davranmıyor.

ÇOK YOKUŞ, ÇOK ALIŞVERİŞ

Hemen belirtmekte yarar var, hani bizim meşhur türkümüz vardır ya “Burası Muş’tur yolu yokuştur” diye, işte o türküyü yakan ve söyleyenler Porto’yu görmemiş olmalı. Siz de benim gibi bir kenti hissetmenin en iyi yönteminin sokaklarında kaybolmak olduğunu düşünenlerdenseniz, ilk tavsiyem bavulunuza rahat ayakkabılar koymayı ihmal etmemeniz. Fakat gözünüz korkmasın, kentin tüm sokaklarında bir şeyler içip keyifli atıştırmalıklarla soluklanabileceğiniz çok sayıda mekân bulunuyor. Şehrin neredeyse tamamını kat eden çok sevimli mini tramvaylar da gezmek için iyi bir seçenek. Okyanusta yüzmek ve bu arada hayata karışmak isteyenler için çok sayıda plaj barındıran ve ortalama 40-45 dakikalık yolculukla ulaşılabilecek banliyö trenleri mevcut.

Ilıman bir iklime sahip olmakla birlikte Porto, ülkenin kuzeybatısında olması nedeniyle serin ve yağışlı bir iklime sahip. Bu nedenle, yaz aylarında bile gidecekseniz yanınızda ince bir yağmurluk, ince bir kazak bulundurmanızda yarar var; en azından akşamlar için. Yine de olur da unutursanız endişelenmeyin, Porto ve genel olarak Portekiz’de her türlü ihtiyacınız için pek çok Avrupa ülkesine oranla oldukça uygun fiyatlarla alışveriş yapabilirsiniz.

DÜNYAYA BİR İNGİLİZ HEDİYESİ: PORTO ŞARABI

Alışveriş deyince akla ilk önce şarap geliyor tabii. Porto’nun dünya çapında üne sahip şarapları, bu ünü aslında İngilizlere borçlu… 17. yüzyıla kadar şarap ihtiyacını Fransa’dan karşılayan İngiltere, iki ülke arasında ekonomik ve siyasi rekabet artınca arayışa girmese, bugün belki de Porto şarabını bu denli yaygın biliyor olmayacaktık. Ama İngilizler, Porto üzerinden Atlantik Okyanusu’na açılan Douro bölgesinin dünyanın en lezzetli üzümlerinden elde edilen şaraplarının tadına bakınca iş değişti. Merak edenler için hemen şu küçük notu eklemekte fayda var: Porto şarabı lezzetini sadece üzümlerinden almıyor. Portekizli çiftçiler gemilerle ticaretini yapmaya başladıkları şarabın uzun yolculuklara dayanamadığını fark edince küçük bir hileye başvurarak, şaraba bir miktar brendi eklemiş. Biliyorsunuz, imalat sırasında şarap fermente edilirken maya, şekeri alkole çeviriyor. Fermantasyon tamamlanmadan önce şaraba bir miktar alkol (mesela brendi) eklendiğinde daha dayanıklı, genelde %20 alkol oranına sahip, tatlımsı bir şarap elde ediliyor. İşte Porto şarabının olağanüstü lezzetinin sırrı da bu… En üstün kalite kabul edilen VintagePort’un dışında Ruby Port, Tawny Port, Late Bottled Vintage, White Port gibi birçok çeşidi var Porto şaraplarının.

Devam edelim alışverişe… Belki de şarapçılığın etkisiyle, mantar meşesinden elde edilen ürünlere yönelik kültür gelişmiş. Portekiz’in aynı zamanda dünyanın en büyük mantar meşesi üreticisi olduğunu da hatırlatmakta yarar var. Mantar meşesinin dış kabuğu şişe mantarı yapımında kullanılırken, bu üretim sırasında atık hale gelen mantar parçacıklarının da değerlendirilmesiyle başlı başına bir hediyelik eşya sektörü oluşmuş. Ayakkabıdan çantaya, magnetten nihaleye aklınıza gelebilecek envai çeşit ürün süslüyor hediyelik eşya dükkânlarının raflarını…

Madem hazır alışveriş dükkânlarına daldık, Portekiz’e özgü renk ve desenlerle süslü seramikleri es geçmek olmaz. Endülüs kültürünün izleri Portekiz’de olağanüstü güzellikteki duvar seramiklerinde yaşıyor biraz da… Bu seramik karolar, alışveriş dükkânlarında farklı işlevler kazandırılmış ürünlere dönüşmüş biçimde beğeninize sunuluyor. Seramik karoları özellikle dar ara sokaklardaki tüm binaların dış cephelerinde görmek mümkün. Fakat tren istasyonuna uğrayıp, tarihi istasyonun iç mekânını süsleyen tarihi içerikli seramik karoları görmeden dönmek gerçekten kayıp.

KAHVE VE NATA MOLASI…

Alışveriş yorgunluğunuzu atabileceğiniz harika mekânlardan biri, belki de en birincisi Cafe Majestic. Hemen her zevke ve ihtiyaca göre yüzlerce dükkânın sıralandığı Santa Catarina Caddesi üzerinde yer alan Porto’nun bu en eski kafesinde (yer bulabilirseniz) oturup lezzetli bir kahveye eşlik edecek “pastel de nata”nızın tadına varmalısınız. Çıtır çıtır milföy hamurunun karamel ve süt karışımlı bir kremayla doldurulup fırınlandığı nata’ları Portekiz’in her yerinde bulmak mümkün. Zaten Portekizliler için kahvaltı, kahve ve 1-2 nata demek. Majestic’in şık atmosferinde, zarif porselen fincanlarda yudumlayacağınız kahve, günün tüm yorgunluğunu alacak.

ENDÜLÜS İZLERİ DÜNYA DENİZLERİNİN TAŞIDIKLARINA KARIŞINCA…

Porto’ya ayak bastığınız andan itibaren son derece karakteristik bir mimari dokuyla karşılaşıyorsunuz. Endülüs Müslümanlarının çizgileriyle Romanesk Avrupa’nın bu eşsiz bileşimi, Porto’yu özellikle Türkiye’den gidenler için “çok tanıdık ama bir o kadar farklı” hissiyle baş başa bırakıyor. Denizci Portekiz, adeta 7 iklimin dokusunu, kokusunu alıp Porto’da harmanlamış, ortaya herkese biraz tanıdık gelen ama aslında hiçbir kente benzemeyen yepyeni bir bileşim çıkmış. Kentin ayakta kalmayı başarmış en eski yapısı Porto Katedrali. Küçük Romanesk Cedofeita Kilisesi, Gotik mimarisiyle hayli ihtişamlı duran Igreja de São Francisco Kilisesi, barok stiliyle De Francis ve St. Claire kiliseleri önemli yapılar. Muhteşem Borsa Sarayı Palácio da Bolsa, Saint Anthony Hastanesi, Belediye binası, Liberdade Meydanı’nı çevreleyen binalar, çini süslü São Bento Tren İstasyonu görmeden dönülmemesi gereken eserler. Aliados Meydanı’nda, Intercontinental otelinin yanından çıkacağınız yokuş sizi kentin en iyi manzarasını sağlayan Clerigos Kilisesi’ne çıkaracak. Clerigos Kilisesi’nin hemen karşısında olağanüstü kitabevi Lello’yu göreceksiniz. Lello o kadar keyifli bir mekân ki, fotoğraf çekmek istiyorsanız sadece 09:00-10:00 saatleri arasında gruplarla girmeniz gerekiyor. Bunun dışındaki saatlerde ise kitaplar arasında dolaşabilirsiniz.

Ama elbette mutlaka bir nehir turuyla uzaktan seyrin keyfine doyamayacağınız, 15. yüzyıldan bu yana işlevselliğini koruyan rengârenk evleri atlamamak gerekiyor. Şehrin sembolü haline gelen Ponte Luis Köprüsü üzerinden özellikle günbatımında yürüyerek “öteki şehir” Gaia’ya geçmeniz ve Porto’yu bir de buradan izlemeniz şart. Gaia’nın Porto’ya göre hayli sakin oluşuna aldanmayın. Şarap fabrikaları ve tadım merkezleri cenneti burası. Dilerseniz birbirinden lezzetli atıştırmalıklara nefis şarapları tadabilir, dilerseniz şarabınızı satın alabilirsiniz. Ünlü Sandeman Cafe ve tabii ki gezmeden dönmek istemeyeceğiniz Porto Şarap Müzesi de bu bölgede. Şehre tepeden bakmanın bir diğer yolu da teleferik.

Porto’ya gelip de geleneksel Porto lezzeti francesinha yemeden dönülmez elbette. İlginç bir yemek bu francesinha! Tost ekmeğinin içerisinde genellikle domuz eti kullanılarak hazırlanan yemek, çok lezzetli bir sosun içerisinde servis ediliyor. Deniz mahsulleri seviyorsanız Porto çok doğru bir kent… Hemen her restoranda bulacağınız sardinha (bildiğimiz sardalya) ve bir okyanus balığı olan bacalhau dışında aklınıza gelebilecek her tür deniz ürünü bolca bulunuyor. Portekiz mutfağı çorba açısından da zengin. Yemeğe çorbayla başlamak isteyenler için caldo verde et ya da deniz ürünleriyle arası hoş olmayanları da mutlu edecek nefis bir sebze çorbası örneğin. Bu arada dikkat, restoranlarda oturduğunuzda hemen masanıza getirilen tapas’lar yani iştah açıcı olarak servis edilen mezeler için ekstra ücret ödemeniz gerekecek. Porto’da sabah kahvaltılarının genelde kahve ve nata ile geçiştirildiğini söylemiştik, öğle yemeği 13:00-15:00 arasında, akşam yemeği ise saat 21:00’den itibaren yeniyor genellikle. Bu saatlere uyup uymayacağınız size kalmış bir şey olmakla birlikte, “ortalık sakinleşmiştir” umuduyla yemeğini bu saatlere denk getirmeyi düşünenlerin Portoluların bu alışkanlığını akılda tutmalarında yarar var.

Porto’yu tadını çıkara çıkara, sokaklarında kaybola kaybola hakkıyla gezebilmek için 4-5 gün gerekiyor. Ama bu kadar zaman ayıramıyorsanız da üzülmeyin, çünkü mutlaka bir kez daha gitmek isteyeceksiniz…

K-Note Dergisi İçin Yazılmıştır. Ekim 2016

 

 

Son DüzenlenmeCuma, 11 Kasım 2016 02:43
Öğeyi Oyla
(0 oy)
Bu kategoriden diğerleri: « Viyana

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık