Kars

Kars deyince insanın aklına kaçınılmaz olarak sert bir kış, soğuk ve kar geliyor. Bunda Orhan Pamuk'un romanı Kar'ın payı var mı emin değilim fakat rahatlıkla söyleyebilirim ki Pamuk'un romanında insanın ruhunu daraltan kentin, benim Temmuz sonunda gördüğüm Kars ile ilgisi yok...

Temmuz ayının son günlerinde Bayburt'tan başlayıp Erzurum, Ardahan, Kars, Iğdır, Ağrı, Erzincan ve Tunceli'yi kapsayan Doğu Anadolu gezisinin en önemli duraklarından biriydi Kars.

Hayranlık uyandıran doğası, etnik çeşitliliğine bağlı kültür ve mutfak zenginliği, Rus işgal döneminden bugüne kalan kent düzenlemesi ve mimarisi ile gerçekten görülmeye değer bir şehir. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 2023 yılı için Türkiye Turizm Stratejisi 2023 ve Turizm Stratejisi Eylem Planı kapsamına alınan 15 il merkezinden birisi olduğunu bilmek, Kars'ı ziyaret etmek için de yeterli bir neden sayılabilir. Biz yoğun programımız nedeniyle sadece 3 gün ayırabildik ancak Kars ve çevresini hakkıyla gezebilmek için en az 4 gününüzü ayırmanızı tavsiye ederim.

Yazın ortasında olmamıza rağmen Türkiye'nin en yüksek rakımlı il merkezi olduğu için (1768 m.)  Kars'ta bulunduğumuz günlerde sıcaklık gündüz 22-23 derecenin, geceleri ise 12-13 derecenin üzerine çıkmadı. Yılın neredeyse 6 ayını kar altında geçirmesine rağmen, sert kara ikliminin geçerli olduğu bir çok kentin aksine Kars'ın yazları da oldukça serin. Özellikle akşam saatlerinde üstünüze kalınca bir şeyler giyme ihtiyacı hissettiriyor.

Kars çoğunluğunu İran Azeri'si kökenli Türkler ile Kürt nüfusun yanı sıra Terekemeler ve Türkmenlerin oluşturduğu karma bir etnik yapıya sahip. Azeri nüfus Caferi mezhebine bağlı. Ermenistan sınırında Ani gibi çok önemli bir tarihi Ermeni yerleşimini barındırmasına ve kısa bir süre de olsa Ermeni egemenliğinde kalmasına rağmen bugün kentte Ermeni nüfustan eser yok. Molakan (Malakan) olarak adlandırılan Ortodoks azınlığın yaklaşık 200 yıllık varlığı da artık tamamen sona ermiş. Şimdi daha çok Terekeme'lerin yaşadığı eski Molokan köyleri; geniş yolları, konut ve ağıl alanlarının özenle ayrıştırıldığı sivil mimarileriyle kolaylıkla fark edilebiliyor. Rus işgal döneminin (1878-1918) kent mimarisi ve kültüründe hâlâ kalıcı izler bıraktığı görülüyor. Kafes biçiminde ve genişçe tasarlanmış caddelerde seyrek de olsa Rus mimarisini yansıtan binalar hâlâ ayakta. Bu binaların önemli bölümü kamu binaları olarak hizmet görmeye devam ediyor.

Ramazan ayında olmamıza rağmen Bayburt, Erzurum gibi illerde ağırlığını hissettiren katı muhafazakâr havaya karşılık Kars'ta etnik çeşitliliğin getirdiği esneklik hâkim. Oruç tutulan saatlerde kentteki tüm yeme-içme tesisleri hizmet sunmaya devam ediyor. Başta Kars kalesi olmak üzere bir çok turistik alanda çay bahçeleri, restaurantlar hatta içki servisi de yapılan, gençlerin müdavimi olduğu barlar açıktı. İftar saatinde belli başlı restaurantlarda yer bulmak, iftar saatini geçirdikten sonra da yemek bulmak neredeyse imkânsız. Biz kısıtlı zamanımız nedeniyle sadece 2 mekânda yemeklerin tadına bakabildik: Kars Evleri ile KAMER Kadın Eli Restaurant...

Kars mutfağı deyince haliyle önce kaz eti ve kaz yemekleri geliyor insanın aklına. Gerçekten de Kaz, Kars mutfağının vaz geçilmez ürünlerinden biri. Kaz besiciliği yaygın. Açık alanlarda, hatta mahalle aralarında sıklıkla kaz sürülerine rastlıyorsunuz. Kaz ne kadar soğuk iklimde olursa o kadar yağlandığı için yüksek rakımlı Kars'ın Kazları lezzetleriyle ünlü. Genellikle sonbaharın sonuna doğru kesimi yapılan kazlar tuzlanarak kış boyu tüketiliyor. Güçlü bir gıda olduğu için kış aylarında tüketilmesi tavsiye ediliyor. Geçen kış Kars'ta yaşayan bir dostumuzun gönderdiği tuzlanmış kaz ile Temmuz sonunda Kars'ta yediğimiz kaz arasındaki lezzet farkını da düşününce, kaz yemek isteyenler için en uygun mevsimin kış olduğuna ben de katılıyorum.

Aslına bakarsanız Kars'a gelmeden önce Nuran Hanımın Kars Kaz Evi'ni duymuş ve orayı ziyaret etmeyi planlamıştım. Ancak Nuran Hanımın mekânını ararken bulduğumuz Kars Evleri Restaurant'ı denemeye değer gördük. Yurdum insanı her yerde olduğu gibi Kars'ta da çok yardımsever... O kadar ki, sorduğunuz adresi bilmese de tarif etmek için çırpınıyor. Google'ın navigasyonuna göre Erzurum yolunda olan ve fakat aslında tabii ki Kars'ın göbeğinde olması gereken Kaz Evi'ni bulmak için hayli dolaşmak zorunda kaldık. "Yazın kaz yenmez" ahkâmını da hatırlayınca iyice umudu kestiğimiz bir anda Kars Evleri Restaurant'ın kapısında buluverdik kendimizi. Belli ki kaderimiz bize bu mekânı uygun görmüştü (!) ve hiç direnmedik...

"Kars Evleri" geleneksel Kars mutfağını yaşatmayı hedefleyen bu arada klasik Kars evi atmosferini de korumaya çalışan bir anlayışla ele alınmış sevimli ve sıcak bir mekân. Hemen bütün Klasik Kars evlerinde olduğu gibi, arkada genişçe ve yemyeşil bir bahçesi de var. Hava güzel olduğu için biz bahçede oturmayı tercih ettik.

Menü oldukça zengin. Kars mutfağının bütün çeşitleri mevcut. Pördetme, Bozbaş, Kuzu kavurma, Evelik Aşı, Isırgan Aşı, Ayran Aşı, Hangel, Haşıl, Lananga, Feselli, Gavut, Hasuda gibi ilginç isimli lezzetler menüde yer alıyor. Fakat kaz yemeğe geldik ya, siparişimizi kazla sınırlı tutmaya karar verdik. Karslılar kazı büyük parçalar halinde pişirilmiş olarak ve elle yemeği tercih ediyorlarmış. Menüde kaz etinin didilerek sunulduğu yemekler de olmasına rağmen biz de Kars geleneğine uyarak elle yiyebileceğimiz sunumun siparişini verdik.

Siparişi beklerken mutfağa kafamı uzatıp "süreci" yerinde tetkik etmeye karar verdim. Aşçılarımız bizden önceki siparişi hazırlıyorlardı o sırada: Pörtletme (ya da Pördetme) dedikleri, kuzu etinin sadece kendi yağında ve çok az tereyağı ile pişirildiği bir yemek bu. Kavurma desem, değil... Tandır kadar yumuşak, lezzetli ve hafif bir et yemeği. Açıkçası kısa bir pişmanlık duymadım değil ama "Kars'ta kaz yemeden dönülmez" sloganına sadakatimi korudum.

Kaz yemeğimiz, yanında kaz suyuna pişirilmiş çok lezzetli bir bulgur pilavı eşliğinde irice kızartılmış bir but olarak geldi. Geçen kış tadına baktığımız tuzlanmış kaza oranla daha az yağlı ve muhtemelen yeterince pişirilmemenin de etkisiyle daha sertçe, fakat hayli lezzetli kaz etini elimizle, ısıra ısıra yedik. Yanında da salata ve turşu... Turşunun çok başarılı olduğunu söylemeliyim.

Her ne kadar Nuran Hanım'ın Kaz Evi'ne niyetle yola çıktıysak da Kars Evleri Restaurant'ın hiç de fena bir mekân olmadığını ve burayı da es geçmemenizi öneririm. Yemeğin üstüne demli bir çay içmeyi ve binayı gezmeyi unutmayın. (Telefon: 0474 212 3303)

Yemek için bir diğer durağımız. KAMER Kadın Eli Yöresel Ev Yemekleri adını taşıyan restaurant oldu. Kars'ta mutlaka uğramanız gereken mekânlardan biri. Aynur-Cafer Kuytul çiftinin ev sahipliğini yaptığı sevimli bir aile işletmesi. Ramazan olduğu için, ilk gittiğimiz akşam iftar saatini de geçirdiğimizden yemek bulamadık ve ertesi akşam için rezervasyon yaparak kendimizi garantiye aldık.

KAMER aslında şiddet gören kadınlar için oluşturulmuş bir vakıf. Aynur Hanım bu vakfın emektar çalışanıyken gün gelmiş, işletmesini devralmış. Şimdi eşi Cafer Bey ile birlikte işletiyorlar. Mütevazı bir mekân. Yemekler günlük olarak çıkıyor ve her gün bir kaç çeşit çorba, yemek ve tatlıdan oluşan bir menü sunuyorlar. Biz o günkü menüden evcek çorbası, nefis bir kuzu haşlama ve bir tür etsiz mantı olan hangel'in tadına baktık.

Evcek çorbası kurutulmuş bir ottan yapılıyor. Kıbrıs ve Orta Doğu mutfağının çok bilinen molihiya otuna çok benzeyen bir ot kullanılmış. Molihiyadan daha az keskin, daha nötr bir tadı var. Çok lezzetli bir çorba.Kuzu haşlamayı Cafer Bey yapıyor. Kars Platosunda özgürce yayılıp otlayan hayvanların eti, modern çiftliklerde beslenen hayvanlarla kıyaslanamayacak kadar yağlı ve lezzetli. Hangel ise küçük, yassı hamur parçaları ve et suyuyla hazırlanan başarılı bir mantı türü. Kars mantısı da diyorlar.

Cafer Kuytul Azeri kökenli, çok sıcak kanlı, konuşkan bir işletmeci. İlgilendiğimizi de görünce keyfi daha da yerine geldi ve sohbet koyulaştıkça koyulaştı. Kars mutfağından girdik, kentin etnik yapısına ve kültür tarihine uzanan derin bir muhabbete daldık. O kadar ki öpüşüp ayrılırken hesabı ödemeyi unutmuşuz. Ertesi gün uğrayıp ödedik. (Telefon: 0474 212 8957)

Konaklama için 2 ayrı oteli denedik. Kar's Otel ve Büyük Kale Oteli. Kar's 8 odalı, klasik bir Kars evi restore edilerek kazanılmış şık bir otel. Her bir odaya Kars'ın bir ilçesinin ismi verilmiş. Ben "Digor" da kaldım. Tüm odalarda beyaz renk hakim. Sade ve şık. Ancak odalarda mini bar bulunmuyor. İçecek arzu ederseniz oda servisini çağırmanız gerekiyor. Bir butik otel için kabul edilebilir bir eksiklik değil bu...  Kahvaltı salonu binanın en alt katında ve küçük bir bahçeye açılıyor. Kahvaltı menüsü vasat. Ön büro görevlileri sempatik fakat servis elemanları için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Büyük Kale 2010 yılında hizmete girmiş standart odalara sahip bir otel. Odalar geniş ve rahat olmakla birlikte temizlik konusunda sıkıntılı. Kahvaltı, Kale manzaralı teras katındaki restaurantta servis ediliyor. Personel sempatik. Ayrılacağımız gün arıza gerekçesiyle sular kesikti ve hiç bir bildirimde bulunulmadı. Oteli duş alamadan terk etmek zorunda kaldık.

Gelelim Kars'ın görülecek yerlerine... Elbette Kars'a kuşbakışı bir göz atmak ve şehri keşfetmek için Kale iyi bir başlangıç noktası. Otomobille çıkacaksanız Kalenin kurulduğu tepenin etrafını dar bir yoldan dolaşmanız ve hayli dik bir yokuşu çıkmanız gerekiyor. Değer mi? Değer! Hele ki bizim gibi çobanların peşine takılıp patikayı izlerseniz insanın ruhunu yıkayan bir manzara sizi bekliyor. Kalenin içinde yer alan kafeteryada demli bir çay içerek soluklanabilirsiniz. Kaleye çıkmadan önce ya da indikten sonra 12 Havariler Kilisesine uğramanızı tavsiye ederim. Camiiye çevrilmiş olan bu Ermeni Kilisesi şimdilerde yeniden müze olarak hizmete girmiş.

Kars'a gidip de Ani Harabelerini görmemek olmaz. Kent merkezine olağanüstü bir yolculukla ulaşılan 48 km uzaklıktaki Ani, MS 961- 1045 arasında Ermeni Bagrat Hanedanının merkeziymiş. Elbette bunu Ani Harabeleri içerisindeki bilgilendirme levhalarından öğrenme şansınız yok. Ani yerine Anı adının kullanıldığı "resmi tarihe" dayalı bilgilendirme levhalarında Ermenilerin E'si bile geçmiyor. İçinde ilk Selçuklu Camii olan Menuchir Camiinin de bulunduğu Ani Harabelerinde Amenaprgiç Kilisesi, Pahlavuni Kilisesi, Dikran Honentz Kilisesi ve Meryem Ana Katedrali (Ani Katedrali) dikkat çekici eserler. Tahmin edileceği üzere binalar son derece bakımsız ve tarihe hakaret edercesine horlanmış durumda. Fakat ana giriş kapısındaki "restorasyon" adı altında yapılan hakareti görünce hangisinin daha vahim olduğuna karar vermekte güçlük çekiyorsunuz...

Ani içerisinde bulunan iç kale, biraz zahmetli olmakla birlikte mutlaka çıkılması gereken bir nokta. Buradan tüm Ani'yi, kıvrıla kıvrıla Ermenistan toprakları ile sınırı oluşturan Aras nehrini izlemek inanılmaz bir yükselme duygusu yaratıyor insanda.

Kars-Ani arasındaki 48 km'lik yolculuk gerçekten olağanüstü manzaralarla bezeli. Yemyeşil Kars Platosunda yol boyu sık sık fotoğraf çekmek, çobanlarla sohbet etmek için durmak zorunda kaldık. Eğer bu güzergâhı izleyecekseniz yanınızda küçük su şişeleri bulundurun. Yaşları 8 ile 20 arasında değişen çobanların en çok gereksinim duydukları şey su... Hem keyifli bir sohbet imkanı yaratmış hem de çobanların su ihtiyacını gidermiş olursunuz böylelikle...

Kars il merkezine 5 km mesafedeki Alman Köyü Karacaören ilginç tarihi ile görülmesi gereken yerlerden biri. 19. yüzyıl sonlarında buraya sığınan Almanların yerleştirildiği bu köyde şimdi Türkmen Alevileri yaşıyor. Köyde yakın zamana kadar yaşayan Almanlar ne yazık ki artık yok. Sadece bir Alman ailenin yaşadığı söylenen köyü bu seyahatimizde ziyaret şansımız olmadı.

Rusça "Süt İçenler" anlamına gelen Molokan'ların (yaygın kullanılan haliyle Malakan'lar) yerleştiği ve yine artık hiç birinin burada olmadığı köyler de görülmesi gereken yerler arasında. Ortodoks Rusların "haftanın 2 günü süt içilmesi" inancına aykırı olarak haftanın her günü süt içen ve bu nedenle de "süt içenler" (Molokan) olarak adlandırılan bu barışçı topluluk insan öldürmeyi büyük suç saydıkları için askerliğe karşı çıkmışlar, bu nedenle de Çarlık Rusyası tarafından merkezden uzaklaştırılarak o dönem Rus toprakları olan Kars'a yerleştirilmişler. Molokan köylerinin ayırıcı özelliği konut alanları ile hayvan barınaklarının son derece planlı biçimde ayrıştırılmış olması. Bugün artık Molokan köylerinde Terekemeler yaşıyor.

Her ne kadar kaşar ve gravyer Kars ile özdeşleşmişse de bu peynir türlerinin aslında Rus icadı olduğunu öğrenmek de bizim açımızdan şaşırtıcı oldu. Kaşar ve Gravyer peynirleri ile Kars'ın tanışması ve buradan Türkiye'ye yayılması Rus işgaliyle olmuş. Peynirciliği Ruslardan öğrenen Karslılar, bu geleneği sürdürmüşler. Kars kaşar ve gravyer satan dükkânlarla dolu. Ancak bu işi hakkıyla yapan üreticileri bulmak mesele. İyice sorup soruşturmadan alışveriş yapmamanızı tavsiye ederim.

Kars'a dair anlatılacak çok şey var. Ama en iyisi bir fırsatını yaratıp bizzat kendiniz görmeniz... Pişman olmayacaksınız...

 

Son DüzenlenmeCumartesi, 10 Ağustos 2013 22:42
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)
Bu kategoriden diğerleri: Viyana »
  • Günel Ayvacı

    İyi ki varsın be usta !

    yazan Günel Ayvacı Pazar, 11 Ağustos 2013 07:17 Yorum Linki

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık